23 Eylül 2015 Çarşamba, 15:06
Ekin Bodur
Ekin Bodur ekinbodur@umutgazetesi.org Tüm Yazılar

“Zenci” Kürtler, “işçi” Kürtler – Ekin Bodur

Yalnızca birkaç yıl önce öldürücü koşullar altında çalıştırılan ve ölümle pençeleşirken ülke gündemine oturan kot taşlama işçilerini umarım hiç kimse unutmamıştır. Kot taşlama işçilerinin hikayesi, Türkiye işçi sınıfı tarihinin herhalde en trajik hikayelerinden birisi. Yokluktan, seçeneksizlikten, aldıkları riskten bihaber olarak merdiven altı tabir edilen atölyelerde ölümcül slikosis hastalığına yakalandılar. Hastalığın tedavisi, geri dönüşü yoktu. Çoğu Kürt’tü. Tabii ki sigortasızdılar ve verdikleri hukuk mücadelesine rağmen malulen emeklilik hakkı kazanamadılar. Kot taşlama işçilerini anmam bir tesadüf sonucu değil.
Pınar Öğünç’ün 15 Eylül günü Cumhuriyet gazetesinde “İki Oğul İki Acı” başlıklı yazısı biri askerde biri gerillada ölen ve yan yana gömülen teyze çocukları, yakın dost Recep ve Rıdvan’ın hikayesini çok çarpıcı bir biçimde anlatıyor. Recep ve Rıdvan’ın 2012 yılında İstanbul’da kot taşlama işçisi olarak çalıştıklarını da anlatıyor Öğünç yazısında. Savaşta ölenlerin yoksul halk çocukları oldukları artık sıradanlaşan bir bilgi belki, fakat “Bu kadar trajedi de olur mu? Hep mi yaşamla ölümün kıyısında bir gençlik Kürtlere biçilen?” dedirten bir hikaye bu aynı zamanda. Ve bu hikaye bence kanıksanan ama önemli bir gerçeği göze sokuyor. O da şu: Kürtler bu ülkenin hem zencileri hem de işçi sınıfı.
Bu işçi sınıfı bugün bizzat AKP’nin paramiliter örgütlenmeleri tarafından batıda ayrımcılığa uğruyor, tehdit ediliyor. Sebze-meyve halinde saldırıya uğrayan pazarcılardan mevsimlik işçilere, inşaat işçilerine uzanan bir yelpazede linçe uğramak için Kürt kimliğine sahip olmak yeterli görülüyor.
Faşist örgütlenmelere öykünerek Osmanlı Ocakları adı verilmiş uyduruk bir örgütlenme kisvesi altında AKP’nin MİT’i icraatlarına devam ediyor. AKP’nin derinliğinin anlaşılması için illegal örgüt jargonuyla söyleyelim, öyle pervasız ki, başında AKP’nin “açık alan örgütü temsilcisi” bir milletvekili var. Çevik kuvvet nezaretinde pogrom girişimi yapıyorlar. Zira henüz taban örgütlenmeleri zayıf olduğu için bu çakma faşistlerin kendi silahlı gücüne dayanma durumu söz konusu değil. Hoş gerek de yok, koca devlet ellerindeyken. Yalnızca “Fırat’ın batısında” sergileyebildikleri pogrom girişimi Kürt’lerin yalnızca siyasi örgütlerine ve destekçisi olarak görülen Türkiye burjuva medyasına değil, eşzamanlı olarak Kürt işçi sınıfına da muazzam bir saldırı gerçekleştirdi.
Kürt hal esnafını, pazarcıları ya da Kürt inşaat işçilerini biraz olsun gözlemleme şansı olan biri işçi sınıfının şakası olmayacağını çok iyi bilir. Birincisi, üretimden gelen güçleri vardır. Kürtler olmaksızın ülke ekonomisinin belkemiği muamelesi yapılan inşaat sektörü nasıl ayakta kalabilir? Kürt pazarcılar olmadan gıda sektörü pekala tıkanabilir. İkincisi, söz konusu sektörlerde çalışanlar kendi aralarında çok örgütlüdür ve kendilerini tehdit altında hissettikleri anda karşı taraf için çok büyük bir tehdit haline gelebilirler. Ancak, görüyoruz ki Kürt illerinde topyekun halk savunmasının yükseldiği günlerde, bu kesimler batıda bu kavgayı yükseltmedi, büyük bir özen göstererek itidalli davrandı ve özsavunmasını kendi mahalleleriyle, yaşam alanlarıyla sınırlandırdı.
Rıdvan, Recep ve binlercesi… Yalnızca bu toprakların savaşlarda öldürülen mazlum halk çocukları, mutlak öteki Kürt’leri değil, onlar aynı zamanda bu ülkenin üretenleri, dinamik ve devrimci özü bünyesinde taşıyan işçileri. Sistemin aşil topuğu işte tam da üretimden gelen bu devrimci özü hayata tercüme etme azminde. Batıda bu özü harekete geçirebilecek yegane gücün sınıf çelişkisi olduğunu tespit etmek gerekiyor. Ancak ve ancak bu tespitle ve Gezi ayaklanmasından çıkan derslerle önümüzdeki günlere hazırlanılabileceğini düşünüyorum.