10 Aralık 2016 Cumartesi, 13:29
Serkan Kaya
Serkan Kaya serkankaya@umutgazetesi.org Tüm Yazılar

Faşizm üzerine

Ý‘Tarihin hiçbir döneminde insanlar yaşadıkları anı, bu denli az anlamamışlardır. Geçmiş böylesine görmezden gelmemişlerdir. Ve geleceği bu kadar zayıf bir şekilde sezmemişlerdir.’ der Gustave Le Ben.
Değiştirmenin ilk adımı, karşılaştırdığımız şeyi doğru anlamaktan geçer. Lenin: ‘Emperyalizmin ne olduğunu bilmiyorsanız, faşizmin ne olduğunu bilemezsiniz.’ diyor. Faşizmin ne olduğunu bilmediğimizde, yaşadığımız anı anlayamaz ve geleceğin getirdiklerine seyirci kalırız. Kuşkusuz onu tanımak, tarihsel kökleri ile birlikte değerlendirmekten geçer. Ancak onun tarihsel köklerinden hareketle şematikleştirme ise şablonculuğa ve cehalete denk düşer. Faşizm her toplumun nev-i şahsına münhasır karakteri ile şekillenir. Bu karaktere dayalı özgün bir yürüyüş gerçekleştirir. Onun her farklı zemine göre renk değiştirmesi, özünde tek bir bukalemun olduğu gerçeğini gizlemez. O yüzden faşizmi şekli ile değil özüyle ele almalıyız ve şekil ile özün oluşturduğu bütünsel bir olgu bütünü olduğunu kabul etmeliyiz. Evet aynı suda iki kere yıkanılmaz, ancak her iki suda aynı moleküllerden oluşur (H2O). Faşizm de her ne kadar toplum yapılarına göre değişse de moleküler formülü aynıdır. ‘Tekelci kapitalizmin en gerici, en şoven, en emperyalist üyelerinin teröre dayanan açık diktatörlük biçimidir.’ (II. Enternasyonel)
Onu Bonapartizm ya da yarı Bonapartizm olarak görmek hangi sınıfın iktidarı da olduğunu örtmek olur. Togliatti; ‘İtalya’da faşizm gelişini Bonapartizmle eş tutanları o halde, tekelci kapitalizmin (burjuvazinin) elinden iktidarı, Mussolini’nin aldığını iddia ediyoruz.’ diyerek eleştirmiştir. Bu bakış açısı faşizmin kimin iktidarı olduğunu gizler ve tüm zulümde burjuvaziyi masumlaştırır. Başka bir bakış açısı olan küçük burjuvazinin bir iktidar biçimi olduğunu savunmakla da aynı hatalı sonuca ulaşırız. Oysa faşizm tam olarak tekelci burjuvazinin gayr-i meşru öz çocuğudur. Faşizmin iktidarı koşullarında en vahşi yöntemlerle servetine servet ekleyenler, iktidar yürüyüşünde başarısız olursa ya da iktidarı kitlelerce yıkıldığında onu hemen cami avlusuna terk etmekte beis görmezler. Dün kurumsallaşmasına para verenler, iktidarında para yiyenler kendi rolünü gizlemek adına mezarına lanet okumaya en önde koşanlardır. O kadar vahşi kör anlayışına sahiptir ki; insanın sadece emeğini değil ölüsünü de sömürür. Nazi kampında fırınlarda yakılan insanlar idari binadaki Nazi subaylarının ısınmasında yakıt olmuştur. Düğme ve sabun örnekleri de hala hafızalarımızda.
Kapitalizm doğası gereği bir krizler sistemidir. Ve krizleri aşmada çeşitli yönetim biçimlerine geçişler yapar. Faşizm bu yönetim biçimlerinden bir tanesidir. Başka bir deyişle her kapitalist devlet zorunlu olarak faşizme gider ve bu son aşaması olur beklentisi saf yanılsamadan başka bir şey değildir. Yani faşizm kapitalizmin son tongası değildir. Ancak çürümenin son noktasıdır. Eğer onu devirecek güç açığa çıkmışsa direnemeyecek kadar da çaresizdir. Partizanlar, Mussolini’yi ayaklarından astı. Sovyetler karşısında Hitler intihar etti. Onu kapitalist sistemin en güçlü biçimi olarak görmek, propagandasının etkisi altına girdiğimizin göstergesidir. Çünkü en güçlü görüldüğü dönem hem kendi iç çelişkilerinin, hem de sınıf çelişkilerinin doruğa çıktığı dönemdir. Nasıl ki her devrim karşı devrimi bağrında taşır. İşte gelecek devrimlerin ve karşı-devrimlerin ezilen sınıfların devrimini dört duvar arasında dahi çıplak gözle görülecek kadar büyüdüğü günlere eviriliyor.
Onun şiddeti, baskısı gücünden değil, hırsının dizginlenememişinden geliyor. Sömürü diktatörlüğünü gizlemek adına kendi elleriyle kurduğu kurumlar artık gereksiz ve zaman kaybıdır. Burjuvazi, parlamentoyu faşizm dönemlerinde dağıtır. Yanılsama için dahi olsa yaratılan kuvvetler ayrılığını denetleme kurumlarına yük görür. Çok sesli görünen basın kurumları teke düşürülür, muhalif edenlere karşı tutuklamalar, derneklerin kapanması hızla devreye sokulur. Aynı zamanda parlamentonun dağıtılması öncesine denk gelen günlerde Halkların Demokratik İttifaklarının parlamentoda yükselişleri dikkate değer olmuştur. Mussolini öncesi İtalya parlamentosu sosyalistlerin yüksek aylarla gelişine sahne olmuş ve ilk siyasal krizin ardından Mussolini parlamentodan kurtulmuştur. Faşizm bu aşamadan sonra otoriteleşmenin baskın kaftanını giyer ve fermancılık en işlerli yönetim mekanizmasına dönüşür. Parti-devlet tamamen örtüşür. Faşizm’de en emperyal karakterini taşıyan burjuvazi, artık yeni pazarlar için arayışlara girer, ya da eski anlaşmalardaki pozisyonunu güçlendirecek yeni pazarlara girer. Çok kaygan bir zemindir bu. Eski müttefikler düşman, eski düşmanlar müttefik olur. ( AB, ABD, Şangay yeni pozisyon talepkârlığıdır.) Ve kaçınılmaz olarak yeni pazarlar için tek çare savaş ise başka kapitalist ülkelerle de savaşırlar. Zenginler için savaşacak yoksullar olduğu düşünüldüğünde gerçekleri manipüle edecek yeni bir motivasyona ihtiyaç vardır. Savaşların ilham kaynağı nefrettir. Ve nefret ancak milliyetçi-dinci demagoji ile yaratılır. Faşizmin çıraklık dönemlerinde burjuvazinin ve kitlelerin geniş birliğini yaratmak adına eklektik olarak oluşturduğu demokrat-muhafazakâr, milliyetçi-sosyal demokrasi ideolojisi otoriteleşme dönemlerinde burjuvazinin en baskın kesimin ihtiyacına göre kendine yön verir ve politik söylemde tekleşerek milliyetçi-dinci söyleme bürünür.
Faşizmin en tehlikeli yanı yığın hareketlerine dayanmasıdır. Bu yüzden faşist parti alelade bir düzen partisi değil, devleti ve toplumu dönüştüren yeni bir rejim yaratıcısıdır. Ekonomik (2001 krizi) krizler dönemi seçimle işbaşına gelen bu tip partiler, asla seçimle sahneyi terk etmezler. (Tarih nasıl gittiklerinin örnekleriyle doludur.) Diğer açık diktatörlük biçimlerinden bu yönü ile de ayrılır. Süreç iç yönlü işler. İlki çalışma yaşamında sınıfın ekonomik demokratik örgütleri olan sendikaları düne kadar tanınmayarak, baskı uygulayarak etkisizleştirilmeye çalışılırken, faşizmin kurumsallaşmasında sendikalar güçlü yığın hareketleri haline getirilir. İktidar olanakları ile güçlendirilen nicel olarak güçlü yandaş sendikalar sayesinde hem sınıf hareketi parçalanır, hem de sınıf çelişkileri yerini milli irade etrafında işçi-işveren olarak kenetlenmeye sevk edilir. İkincisi sosyal yaşamın alışılmış ideolojik araçları dışında örgütlenmesidir. Dini dernekler, mahalle kulüpleri, ocaklar, çocuk evleri hepsi faşizmi militanlaştırma kurumları olarak çalışır. Üçüncü yan; burjuva yasalarında yer alan kamu güvenliği rolünün faşizmin kitle tabanı ile paylaşılmasıdır. Esnaf yeri geldiğinde polis, mahalleli; yeri geldiğinde istihbaratçıdır. Almanya da ilkokul çocukları dahi ebeveynleri hakkında istihbarat taşır. Führer aleyhinde evdeki konuşmalar çocuklar aracılığı ile öğrenilir. Führer aleyhinde konuşmak, eleştirmek kesin suçtur. Ve genel milis örgütler kamu güvenliği (sömürünün güvenliği) ne soyunur. Uygunsuz davranış ve fikirler içinde görülenler linç edilir, infaz edilir, tekmelenir, katledilir. Bu kurumsallaşmalar o ülkeyi kesin olarak iç savaşa götürür. (Bu yapı içerisinde genellikle emekli milliyetçi askerler, o ülkenin mafyaları, paramiliter çeteler olur.)
Faşizm; genel küresel büyük krizlerin ve savaşların dışında toplumsal muhalefetin büyük ayaklanmalar yaratıp, geri çekildiği dönemlerde yükselişe geçer. Bir siyasal öncüye ve programa sahip olmayan, bu tip ayaklanmalar başlattığı işi yarım bırakmak zorunda kalır. Ve şeytan yarım kalan işten doğar. Gezi muazzam bir hoşnutsuzluğun kitlesel patlaması idi. Ve sonuçları oldu. Hiçbir şey eskisi gibi olamazdı/ olmadı. Her sınıf tarihsel köklerinden dersler çıkardı. Ezilenler kendi köklerinden dersler çıkardı. Ezilenler kendi köklerinde Hitler’i buldu.
Sonuç olarak; tecrübelerin her türlüsünü taşıyan geçmiş, geleceği de anlamamıza hizmet ediyor, üstelik kâhin olmaya gerek kalmadan. Doymak bilmeyen burjuvazi, daha çok para, daha çok para nidalarıyla dünyayı yeni bir alt-üst oluşun eşiğine getirdi. Büyük adımlar atılacak, büyük savaşların, büyük katliamların, darbelerin, diktatörlerin arifesindeyiz. Böylesi dönemlerde yenilgiler de, zaferler de büyük olur. Yeter ki onu gör ve zaferin kapısını arala, halklar o kapıdan geçecektir. Başını başarıya kaldır, zaferi esas al. Tıpkı cezaevi avlusu gibi boy hizasından bakınca her yer dört duvar. Ancak başını kaldırdığında gökyüzünün aydınlığını görürsün.
‘Biz bu oyunu bozarız.’