05 Eylül 2016 Pazartesi, 18:51
Ulaş Bayraktaroğlu
Ulaş Bayraktaroğlu ulasbayraktaroglu@umutgazetesi.org Tüm Yazılar

Ulaş Bayraktaroğlu- Stratejik netlik-Taktik üretkenlik üzerine

Yanan gökyüzünde hiç durmadan uçan ateş kuşlarıyız
Hiçbir yerdeyken her yerdeyiz.

Devrim stratejisi, belli bir siyasal amacı hedefleyen programatik bütünlüktür. Stratejik netlik hedefte netlik gerektirir. Fakat hedef konusunda net olmak -ki bu durum aynı zamanda bir tür kararlılık ifade eder- pstratejik netliği sağlamak için yeterli değildir. Toplumsal şartlar ve düşman stratejisinin taktik uygulamaları değişkendir. Strateji karşı karşıya olduğu bu değişkenliklere yanıt verebilecek genel esnekliğe ve derinliğe sahip olmalıdır. Bütünsel sağlamlığın yanında esneklik ve derinlik ancak yeter nicelikte ve niteliğe sahip kadrolaşmayla sağlanabilir. Bu noktada öyle bir kadrodan bahsediyoruz ki strateji onun özünde canlanır ve eyleminde gerçekleşir.
Kadro örgütleri, çeşitli örgütler devrimci partiyi ve askeri gücü (Özgürlük Gücünü) teşkil ettiğine göre örgütsel işleyiş yüksek verim düzeyine ulaştığı anda belirleyici stratejik netlik durumunun gerçekleştiğinden bahsedebiliriz. Strateji düşmanın ve kendi harekete geçirmeyi hedeflediği güçlerin doğru analizine dayalı olarak inşa edilmelidir. Sömürücü sınıfların işçi sınıfı ve ezilenlere karşı yürüttüğü baskı uygulamaları saflarımızı sadece stratejik olarak haklı kılar. Stratejik olarak toplumsal mücadelede haklı olmak, sonuca götürecek devrimci gücün kazanılması için yeterli değildir. Zafer gücü olabilmek kadro, örgütler, parti ve devrimci savaş gücü açısından stratejik netlik gerektirir.
Devrimci strateji temel olarak düşman kuvvetlerinin savaşma iradesini kırmaya yönelmelidir. Bu yolda öncelikle düşman kuvvetlerini inisiyatifsizleştirmeye, dağılmaya zorlayacak devrimci savaş gücünün teşkil edilmesi gerekir. Başlangıç itibarıyla nicelik olarak daha az, nitelik olarak daha üstün kuvvetlerimiz bu görevi hakkıyla yerine getirebilir. Yüksek nitelik ancak stratejik netlikle kazanılabilir. Devrimci savaş tarzı mutlaka yaygın, kesintisiz taarruzu esas alan gerilla savaşına dayanmalıdır. Gerilla savaşı, kendi savunmasını gerçekleştirmek, devrimci savaşın sürekliliğini sağlayabilmek için bu evrenin zaruri yöntemidir. Böylece devrimci savaş gücü teknik olarak zayıf olduğu yönlerini avantaja çevirebilecektir.
Savaşın ilk evresinde koordinasyon eksikliklerinin yaşaması kaçınılmaz olan gerilla birliklerinin dağınıklıktan kurtulmalarının tek yolu stratejik netliktir. Devrimci savaş örgütlenmesinin önündeki hedefler tabur, tugay, tümen ve ordu düzeyinde yüksek koordinasyonu çalıştırabilen düzenli Özgürlük Gücünü teşkil etmektir.
Devrimci savaş stratejisi belli pratik evre ve hedeflerden oluşur. Bu hedefler ve evreler arasında birbirini besleyen diyalektik bir ilişki vardır. Stratejik hattın birinci evresi yenilmez bir devrimci savaş örgütünü oluşturmaktır. Bu evrede Özgürlük Güçleri düşmana kesintisiz yönelme, güçlerini nicelik ve nitelik olarak büyütme-geliştirme kabiliyetini edinmelidir. Bununla birlikte sürekli geliştirmekte olduğu güçlerini koruyabilecek örgütlülüğü teşkil etmelidir. Stratejik hattın ikinci evresi kitlelerle kaynaşarak düşman mevzilerine saldırılar düzenleme evresidir. Bu evrenin esası işçi sınıfı ve ezilenlerin düşman karşısında cepheleştirilmesidir. İkinci evrenin başarısının ölçütü halkın düşmana karşı yaygın şekilde ve en geniş alanda devrimci savaşa başlamasıdır. Üçüncü evre artık kitle hareketine dönüşen Özgürlük Gücünün mevzi kazanarak Komün Güçlerini oluşturma evresidir. Dördüncü evre düşman merkezine, iktidar gücünün merkezine yönelmedir. Bu evre iktidar gücünün merkezine yönelerek onu savunmaya kilitleme ve savunmaya kilitlenmiş olan düşmanın topyekûn imhası olarak ikiye ayrılır. Tüm bu evreleri başarıyla tamamlamak, her birini başarmak için yapılabildiği kadar çok alternatif(yedek) planlara sahip olmayı gerektirir. Bir evrede uygulanan ilk ana plan yürürlükteyken mutlaka (asgari olarak) ikinci plan hazır olmalıdır. Mümkünse her evre için üç, dört, beş… yapılabildiği kadar çok yedek plan yapılmalıdır. Plansız eylemler ve stratejik evre uygulamaları devrimci hareketi şans faktörünün tutsağı haline getirir. Yedek planı olmayan, yedek lastiği olmadan seyir halinde olan araçlara benzer.

Screenshot_1

Strateji I. Evre II. Evre III. Evre IV. Evre
I. Ana Plan Yenilmez devrimci savaş örgütünün inşası. Kitlelerle kaynaşarak devrimci hedeflere yönelme Kitle hareketine dönüşen Özgürlük Gücünün ileri mevziler kazanması (Komün Güçlerini inşası) İktidar gücünün merkezine yönelme
II. Ana Plan Düşman gücünün topyekûn imhası
III. Ana Plan
IV. Ana Plan

Kalın hatlarıyla bahsettiğimiz stratejik evreleri doğru kavramak için genel bir sıralı olma durumundan bahsetmek gerekir. Bununla birlikte bu evrelerin birbirinden etkilendikleri ve kesişim kümeleri yarattıkları da tespit edilmelidir. Öyle ki aşamalar halinde stratejiyi açımlamaya çalışsak da statükocu, dogmatik tarzda bir aşamacılıktan sakınmamız gerekir. Yenilmez bir savaş örgütü yaratma olarak bahsettiğimiz birinci evrede elbette aynı zamanda kitle örgütlenmesi faaliyeti de yapılır. Bununla birlikte bu evrede devrimci savaş örgütü kendini koruyabilecek alanlar da yaratmak zorundadır. Kendini koruyabilecek alanların inşası bir oranda düşman mevzilerini ele geçirmeyi de gerektirir. Düşman mevzilerini ele geçirebilmek için düşman güçlerinin savaşma iradesini kırmaya yönelik olarak imhası hedef alınmalıdır.
Herhangi bir evrenin ana çizgisini muğlaklaştırmadan evreler arası diyalektik bir geçişkenlik kurmak esastır. Ayrıca bazı toplumsal gelişmeler evrelerin çok daha fazla örtüşmesini, içiçe geçmesini sağlayabilir (toplumsal ayaklanmalar, grevler, egemenler arası iç çatışmalar vb.).

Kadro, Stratejik Netlik ve Maneviyat

İnsan bilincini irdelemeden strateji konusunda netleşmenin yönteme ait zeminini oluşturmak mümkün değildir. Bilincin oluştuğu beslenme, barınma, üreme, hayatta kalma, toplumsallaşma, kendini ifade etme gibi varoluşsal temellerden bahsedebiliriz. (Özgürlük eylemi bu temellerin tümünde vardır.) Konumuzla ilgili olarak biz bu varoluşsal temellerden sadece hayatta kalma ve toplumsallaşmayı ele alacağız, çünkü bu iki temel insanlığa düşman iktidar gücünün ürediği ve işlediği zeminleri yaratmasına müsaittir.
Hayatta kalmanın karşıtı ölümdür. Dolayısıyla insanın ölüme karşı sürekli savaşmak zorunda olduğunu ilk elden tespit edebiliriz. İnsan bilincinin günümüz kültür düzeyinde ulaşmış olduğu gelişmişlik ölümü büyük oranda içgüdülerine bağlı yaşayan hayvanlar gibi niteliksel biyolojik değişim olarak ele almaz. Tersine konuyu varoluşçu bir felsefeyle işler ve üretir. Çeşitli sosyal-psikolojik bütünleşmelerin ortaya çıkmasıyla bilim, din, felsefe, sanat çatışarak ve birleşerek bu doğrultuda ilerler. Bu bağlamda toplumsallaşmanın altyapı ilişkilerinin ürünü olduğu kadar üstyapı ilişkilerinin de ürünü olduğunu tespit etmemiz gerekir. Şöyle ki neolitik devrim tarımsal üretim teknolojisi ve kabiliyeti gerektirdiği gibi toplumsal işi gerçekleştirebilecek örgütlenme, ritüel ve daha ileri komün düzeni gerektiriyordu. Neolitik için tabu, totem ve inanç sistemiyle beraber öz-yönetimin diyalektiğinden bahsedebiliriz. Neolitik dönemde komün gücü insan yaşayışını en üst düzeyde etkilemekteydi. Konuya altyapı ilişkileri açısından baktığımızda üretimin gelişmesinin hayvansal içgüdülere bağlılığın muhtaçlığın maddi temelini büyük oranda azalttığını görürüz.
İnsan türü sürüden toplum olmaya, biyolojik hayatta kalma kaygısından yaşamakta olduğu yaşamını gerçekten bilinç düzeyinde hissederek gerçekleştirmeye doğru büyük adımlar atmıştır. Toplum haline dönüşmek, özneleşme, biyolojik ölüm kaygısını yenme, yüksek algı düzeyinde fark ederek, hissederek yaşama (ama gerçekten yaşama) eğilimidir. İnsan için toplumsallaşma ve biyolojik ölüm kaygısını aşma doğrultusunda ilerleme zamanla barışmaktan başka bir şey değildir. Özneleşmeyen ve sahip olduğu hayatı gerçekten yaşamayan insan için zaman sinsi, yıpratıcı ve kemirici, asla yenilmez bir düşmandan başka bir şey değildir. Gerçekten yaşamanın ereği ve yöntemi birdir ve özgürlük eylemi olarak varoluşu yaratır. Şair bu konuyla ilgili şu dizeleri yazmıştı:

“Bu zindan, bu kırgın, bu can pazarı
macera değil.
Yaşamak, sade yaşamak ‘yaşamak’
Yosun, solucan harcıdır.”
-Ahmed Arif

İnanç, din, hayal gibi unsurlar toplumsal olarak başarılı ya da başarısız bu yönde tahayüller ve maneviyatlar yaratır. Bunların yanısıra kendi geleceğini planlama ve ona uygun pratik sergileme maneviyatı oluşturan en etkili unsurdur. Bu noktada devrimci pratiği üreten maneviyat kaynağından bahsediyoruz.
Komün insanı, kendini aşan yüksek devrimci maneviyat demektir. Maddi olan her şey insan maneviyatının ve özgürlük eyleminin hizmetindedir. Sınıflı toplumlarla beraber insanlaşan insana karşı iktidar gücünün, sömürücü devletin kapsamlı bir karşıdevrimi gerçekleşmiştir. İnsanlaşma sürecine karşı gerçekleşen bu karşıdevrimin ürediği, yaşama (biyolojik, içgüdüsel, hayvani) ve sürüden ayrılmama kaygısı olmak üzere iki temel bataklık zemini vardır. Daha evvel içerikleriyle beraber yaşamanın ve toplumsallaşmanın insanı insan yapan şeyler olduğundan bahsetmiştik. Fakat bu kavramlarla kaygı kavramı birleşince ortaya anti-felsefenin en gerici ve ezen sınıfların istismarına açık kavramları çıkmıştır. Böyle nitelendirmeler edindiğinde kaygı iradesizlik, korkuya teslimiyet, kaypaklık ve asalaklık içeriklerini yüklenmektedir. (Bu noktada kaygı, endişe kelimesini karşılamaz ve başka bir şey olur.) İnsan, yaşamı ve maneviyatıyla kaygıya hizmet eder hale gelir. Biyolojik, içgüdüsel, hayvani yaşam kaygısının, gerçek yaşamla ve gerçek yaşamaya uygun yüksek maneviyatla ikame edilmesi, yaşayan ölülerden müteşekkil başka bir dünya yaratmaktadır. Şöyle ki sürekli ölümle tehdit edilen, hiç yaşamamış olan; tecrit edilmekle, kapatılmakla tehdit edilen, hiç toplum ve özgür olmayan insancıkların dünyasıdır bahsettiğimiz..

Türüne ihanet eden kepaze,
İktidar kılıcını salladı insana
İnsancık üzerine inşa etti devlet sarayını.
Kaybedilince anlaşıldı özgürlüğün gücü,
Yeniden ve yeniden dirilen insanla..

Egemen sınıfların halk üzerinde iktidar kurmak için kullandıkları en etkili yöntem, kaygılandırmak, insanları kaygılarının tutsağı haline getirmektir. Baskı, zulüm ve çaresizliğin dayatılması toplumda kaygı halini sürdürmek içindir. Adeta kaygı kültürleşir ve toplumu nesneleştirir, maneviyatsızlaştırır ve ruhsuzlaştırır. İktidar gücü her fırsatta işçi sınıfını ve halkı yaşamını ve özgürlüğünü (toplumdan soyutlama, hapsetme) elinden almak üzere iki sonuçla tehdit eder. Burjuva ordusu, mahkemeleri, polisi vb. kurumları bu iki tehdidi realize etmek için vardır. İnsanın kendi toplumsallaşma ve ölüm kaygılarının tutsağı olmasının sonucu, halkın sırtında ezen sınıfları bir kambur gibi taşımak zorunda kalmasıdır. Bu durum gittikçe çürüyen bir toplum gerçeği yarattığı gibi çaresizlikle beraber moralsizliği de üreten gerici bir mekanizma oluşturur.
Tarih insanın kaygılarından kurtularak sahip olduğu özgürlük gücünün etkinleştirilmesi sayesinde ilerlemektedir. Dünyanın her yerinde kendi özgürlük gücünü etkinleştirebilen halklar geleceklerini kazanabilmelerini, yaşamlarına sahip çıkabilmelerini sağlayan cesareti, iradeyi, aklı, üretkenliği ortaya koymuşlardır. Kübalı devrimci Haydee Santamaria Cuadrado şöyle diyordu:

“Her şeyin güzel ve kahramanca olabildiği bir an vardır. Kaybetmemek son derece önemli olduğu için hayatın ölüme ve yenilgiye meydan okuduğu bir andır o. Böyle bir anda, kişi, gerçekten önemsediği şeyleri korumak için her şeyi göze alabilir. Yaşam için mücadele ettiğinde ya da ödün vermeden ondan vazgeçebildiğinde, yaşam ve ölüm güzel ve soylu olabilir. Kübalı gençlerimize tüm göstermek istediğim, böyle yaşanırsa, yaşamın daha da güzelleşeceğidir. Yaşamanın tek yoludur bu.”

Stratejik netliğe sahip örgütlü güçler devrimci morali inşa edebilir. Bu bağlamda Özgürlük Güçlerinin görevi işçi sınıfının ve halkın devrimci moralini yükseltmek, düşman güçlerinin moralini bozmaktır. Bireysel olarak insanın belli bir moral düzeyine ulaşmadan yaşayabilmesi mümkün değildir. Moral adeta yaşama pratiğinin asli destekleyicisidir. Toplumsal moralin olmadığı yerde bireysel moral ancak bir yere kadar direnebilir. Moral, maneviyat enerjisinin belli bir hedefe bağlı olarak pratikleşmesini sağlar. Stratejik netlik, devrimci moralin ve maneviyatın kaçınılmaz bir şekilde oluşmasına yol açar. Herhangi bir savaşı, mücadeleyi kazanacağına inanmadan, düşmanı yenebileceğini bilmeden kimse zafer kazanamaz. Zafer gücü olabilmek kendini ve düşmanı bilmeyi ve gelecek perspektifine sahip olmayı gerektirir. Böyle bir kabiliyet sadece stratejik analize yönelerek gerçekliğin pratiğinin tam içinde ve ona sarsılmaz şekilde bağlı kalarak elde edilebilir.

Stratejik Analiz: Düşmanın bir biçimi olarak AKP-IŞİD faşizmi örneği

Stratejik netlikle ona uygun yaşamsal pratik birleştiğinde düşmanın doğru analizinin zeminini elde etmiş oluruz. Analiz bu zemin üzerine analiz inşa edilecekse belli bir yönteme ihtiyaç vardır. Yöntemin birinci adımı genel emperyalist-kapitalist dünya düzenini irdelemektir. İkinci adımı bu düzen içinde AKP-IŞİD faşizminin konumlanmasını belirlemektir. Üçüncü adım faşist diktatörlüğün (AKP-IŞİD faşizminin bulunduğu evre itibarıyla) hegemonya, iktidar, savunma, saldırı, ittifak, genel hareket tarzı gibi özelliklerinin tespit edilmesidir. Nasıl bir düşmanla karşı karşıya olduğumuzu net ve kalın hatlarıyla ortaya koymak devrimci güçlerin stratejik netliğe kavuşabilmesi için acil görevdir:

1. AKP-IŞİD faşizmi Türkiye’de islam-Türk sentezinden oluşturulmuş ideolojik hegemonya dayatmasının yürütücüsüdür.
2. Erkek egemenliğinin ve sistematik tecavüzcülüğün üreticisidir. Burjuva ailenin despotik yönetimine ve her tür siyasal gericiliği-tutsaklığı üreten sistemine dayanmaktadır.
3. Talana dayalı tüketici sermaye birikimini esas almaktadır. AKP-IŞİD faşizminde siyasal gericiliğin temel biçimlerinden olan tüccar karakteri baskındır.
4. Bununla birlikte tekelci oligarşinin çıkarlarının savunucusu ve yürütücüsüdür.
5. Biçimci ve monolitik bir tarza bağlı olarak özgün gerici ideoloji üretimini esas alır.
6. Bu doğrultuda yığın örgütlenmesine dayanmaktadır. AKP-IŞİD faşizmi aynı zamanda bir kitle partisi özelliğini taşımaktadır.
7. Bağımlılığı-müptezelliği üreten sadaka sistemiyle yığınları örgütlemektedir.
8. Bölgesel, etnik, mezhepsel farklılıklardan yararlanarak topluluklar arasındaki düşmanlığı kendi iktidarı lehine kullanmaya çalışmaktadır.
9. Güçlü kara propaganda yürütme kabiliyetine sahiptir.
10. Kendi kitle tabanının yaşam alanlarını örgütlemekte, ritüeller, semboller ve manevi hedefler yaratmaktadır.
11. Oportünizme dayalı bir ittifak kurma yöntemini yürütmektedir. Kendi dışıyla kurduğu hiçbir ilişkide dürüst değildir. AKP-IŞİD faşizminin dostu yoktur, sadece çıkarları vardır.
12. Hiç durmadan güçlü devlet kurumlarında etkin olmaya ya da onları ele geçirmeye yönelmektedir.
13. Burjuva hukuku AKP-IŞİD faşizmi için çıkarına göre uyacağı ya da uymayacağı, kullanılabilir araçtan başka bir şey değildir. AKP-IŞİD faşizminin kabul ettiği ve uyguladığı bir hukuk sistemi yoktur, sadece onun çıkarları vardır…
14. Diğer burjuva partilerini kendine yedeklemeye çalışmaktadır. Kendine tabi olmayana karşı tasfiyeci, saldırgan bir tarz uygulamaktadır.
15. Pratik ve ideolojik olarak ilkesizliğe dayalı gelişkin bir manevra kabiliyetine sahiptir.
16. Halkın gündemini kendi hedefleri doğrultusunda yönlendirme konusunda yetkindir.
17. Kendine bağlı profesyonel faşist militarist yapıyı örgütlemeye çalışmaktadır.
18. Yığınlar arasında paramiliter yapısını örgütlemektedir.

İnsanlığa düşman burjuvazi günümüzde bölge halklarının karşısına AKP-IŞİD faşizmi biçiminde çıkmıştır. Her zaman aynı biçimde olmamıştır ve bu biçimin gelecekte değişmesi muhtemeldir. Herhangi bir biçim doğru analiz edilirse kaynaklandığı içerik de doğru analiz edilebilir. İçinde bulunduğumuz konjonktürün spesifik tarafı kaynaklandığı içeriğin bile AKP-IŞİD faşizmiyle ciddiye alınması gereken çelişkileri olduğudur. Gerçeğin ortaya çıkmasını zorlama yolunda, bu içeriğin bir yönüyle kabaca da olsa AKP-IŞİD faşizminden kurtulmak için kendi sınıf düşmanından, devrimci proletaryadan medet umar hale geldiğini tespit edebiliriz. Bu durum emperyalist-kapitaslist sistemin iç çelişkileri ve çürümüşlüğü ile ilgili bir durumdur. Devrim savaşımında zamanınında doğru hamleler yapabilmek için bu durumu dikkate almak gerekir.

Zamanında Doğru Stratejiyi Yürürlüğe Koyabilmek

Toplumsal mücadelede başarılı olmanın ön şartı her an ortaya çıkabilecek fırsatları değerlendirmek için hazır vaziyette olmaktır. Hazır vaziyette olmak müdahale edebilme kabiliyetine ve enerjisine sahip olmayı gerektirir. Zamanında müdahale edebilmek için stratejik netliğe sahip olmak kadar taktik üretkenlik kabiliyeti konusunda da yeterli olmak gerekir. Taktik üretkenlik kapsamındaki pratiklerin başarılı olabilmesi için sınıf savaşımı hareket biçimleri ve siyasal durum açısından incelenmelidir. Tüm hareket biçimleri düşmanın yönelimi ve düşmana yönelim olarak ikiye ayrılır. Her iki yöndeki yönelimin de güçlü ve zayıf yönleri genel olarak ortaktır. Başlıca hareket biçimleri şunlardır:

1. Saldırı: Saldıran taraf büyük oranda saldırıyı, saldırı altında olan taraf büyük oranda savunmayı gerçekleştirme eğilimindedir. Düşmanın kolayca tahmin edebileceği eğilimlerin dışına çıkmak sürpriz hamle yapma kabiliyetine sahip olmak demektir. Saldırı hareketinin zayıf yönü bir oranda savunmayı ihmal etmek zorunda oluşudur. Örneğin ön hatta doğru çıkmakta olan bir saldırı kolunun arkasına sarkma olanağı daha çoktur. Saldırının güçlü yanı doğasında sürpriz hamleler bulunmasıdır. Saldırı durumu baskın inisiyatifi ele geçirmeye denk düşer. Saldıranın inisiyatifi kaybetmesi, savunma durumunda olanın saldırıya geçme olasılığını büyük oranda artırır. Savunma veya saldırı durumunda olanlar birbirinin inisiyatifini kırmaya yönelmelidir.
2. Savunma: Savunma durumunda olan saldıran tarafın inisiyatifini kırmak için ya saldıranı kuşatmalı (saldıranı saldıramaz hale getirmeli) ya da saldıranın kuşatmasının yarattığı çemberi kırarak dışına çıkılmalıdır. Savunmada esas olan saldıran tarafı saldırı durumundan savunma durumuna geçmeye zorlamakdır. Savunma düşmanı zayıf olduğu lokasyona ve duruma yönlendirmeye çalışmalıdır.
3. Geri çekilme: Avantajsız olunan konumdan ve durumdan avantajlı olana geçiştir. Saldırı ve savunma hamlelerini içerebilir. Savunmaya kilitlenen bir geri çekilme hareketi nispeten zayıftır. Düşman geri çekiliyorsa onun geri çekilme planlarını sürekli bozmaya çalışmak gereklidir.
4. Üslenme: Güçlerin korunabilecekleri, koordine olabilecekleri, kendilerini geliştirebilecekleri alanları yaratma faaliyetleridir. Sabit ve bilinen üslenme alanları düşman saldırısına açık olduğu için nispeten dezavantajlıdır. Nicelik ve teknik imkan açısından daha avantajlı bir düşman karşısında gizli, yaygın, küçük niceliklerin barındığı üslenme alanları tercih edilmelidir. Bu tür üslenme alanlarının dezavantajı güçlerin koordinasyonunun daha zor olmasıdır. Bu dezavantaj durumunu yaşamak belli bir örgütlenme döneminin teknik zorunluluğudur. Örgütsel nitelik yükseltilir ve koordinasyon sağlanırsa bu dezavantaj güçlü birliklerden oluşan sağlam ağları teşkil ederek avantaja dönüşür.
5. Güç toplama: Devrimci savaş gücünü örgütlemek aynı zamanda savaşçı sayısını artırmaya yönelik faaliyetlerin bütünüdür. Henüz savaşçı niteliğine yükselmemiş insan ve gruplarla temas edileceği için düşman sızması ve saldırısına en açık faaliyettir. [Aynı kaynaktan beslendiğimiz için düşman da benzer zorlukları yaşamaktadır…] Devrimci kültür ve öğrenim çalışmalarının sürekli yükseltilmesi(yaşamsallaştırılması) ile ve örgütsel güvenlik organizasyonuyla düşman saldırıları kolaylıkla boşa düşürülebilir.
6. Gücün hareket biçimlerindeki değişim anları: Yeni hedeflere yönelen her güç yeni koşullara ve durumlara adaptasyon süreci yaşadığından dolayı belli bir an için saldırıya açık hale gelir. Bu nedenle hareket biçimindeki değişim anlarında ortaya çıkabilecek olan zayıflıklar ve boşluklar önceden planlama esnasında ele alınmalı ve giderilmelidir.

Bahsettiğimiz hareket biçimleri, toplumsal mücadeleler esnasında ortaya çıkan siyasal durumlara bağlı olarak gelişirler. Gelişebilecek temel siyasal durumlar şunlardır: kaos, güç dengelerinde değişim, karşıdevrimci hareket, kendiliğinden hareket, krizler, dost güçlerin hareketleri, düşman güçlerin iç çatışmaları(burjuva devletler, klikler vb. arası savaşlar). Genelde bu siyasal durumların birkaç tanesi aynı anda gerçekleşir veya birbirini tetikler. Şöyle ki karşıdevrimci bir hareket kaos yaratabilir, kaos güç dengelerini değiştirebilir; ekonomik veya siyasi krizler kendiliğinden hareketler yaratabilir…
Bu yazı kapsamında bu tür siyasal durumların sadece en genel özelliklerinden bahsetmekle yetineceğiz. Egemen güçler yönetimde olma durumlarını kaybememek için genelde bu tür siyasal gelişmelerin ortaya çıkmasını tercih etmezler. Bahsetttiğimiz siyasal durumları halihazırda egemen olan güçler yaratıyor ya da destekliyorsa bu durum onların zayıf oldukları ve tekrar hegemonya tesis etmeye çalıştıkları anlamına gelir. Böyle anlar devrimci güçlerin taarruza geçmesi için uygun momentlerdir. Güç dengelerinin değişim anları bütün siyasal odakların yeniden adapte olabilmeleri için emek ve zaman harcamalarına neden olur. Böyle durumlarda düşman güçlerinin savunmaları zayıflar. Karşıdevrimci hareket ortaya çıktığında ise devrimci güçler hem saldırı hem de savunma planlarını eşgüdümlü yürütme yeteneğini göstermelidir.
Kendiliğinden hareketin en önemli özelliği kapsamlı bir inisiyatifsizlik ve belirsizlik yaratmasıdır. Bu tür durumlarda inisiyatif kazanmak için geniş olanaklar ortaya çıkar. Her tür kriz mevcut dengeleri sarsarak esas olarak iktidar güçleri üzerinde gerçekleşme şiddetine göre deprem yaratır. Dost güçlerin hareketleri -negatif ya da pozitif- hangi yönde olursa olsun devrimci güçleri etkiler. Bu nedenle pozitif olanlar desteklenmeli, negatif olanlar engellenmeye çalışılmalıdır. Düşman güçlerinin iç çatışmaları kışkırtılmalı ve
düşman güçlerin birliği bozulmaya çalışılmalıdır.

Kalın hatlarıyla irdelemeye çalıştığımız siyasal durumları dikkate alarak stratejisini planlamayan, taktiklerini üretmeyenin devrimci mücadeleye hizmet etmesi mümkün değildir. Belli bir stratejik netlik ve taktik üretkenlik kabiliyetiyle karşıdevrimci hareketler hariç yukarıda bahsettiğimiz tüm siyasal durumlar devrimci güçlerin zafere yürümesi için elverişli ortamlardır. Özellikle güçlü karşıdevrimci hareketler hangi öznel sebeplerden kaynaklanırsa kaynaklansınlar esas olarak işçi sınıfının ve halkların çıkarlarına yönelecekleri için devrimci güçlerin gelişimine nispeten daha elverişsiz siyasal ortamlar yaratırlar. Ancak zayıf ve egemenler arası çatışmanın sürekli hale gelmesine neden olan karşıdevrimci hareketler devrimci proletaryanın işine yarayabilir. Böyle durumlarda karşıdevrimci tarafların güçleri doğru hesaplanarak en ufak boşluk ve fırsattan yararlanmalı ve devrimci mevziler elde etmeye çalışılmalıdır. Bir an için olsa bile düşman zayıfladığında, zaaflı pozisyona düştüğünde taarruza geçip kazanım elde etmek esas olmalıdır.

Devrimci Önderlik ve Taktik Üretkenlik

Devrimci önderlik stratejik ve taktik önderliklerin çeşitli biçimlerde birleştikleri ve birbirini ürettikleri bütünsel, canlı bir organizmadır. Stratejik ve taktik önderlik organik, birleşik bir faaliyet gerçekleştirmeden taktik üretkenlikten bahsedilemez. Bu nitelik halini “strateji-taktik birliği” olarak tespit edebiliriz. Taktik üretkenlik devrimci önderliğin niteliksel özelliğidir. Devrimci önderlik stratejik faaliyeti esas aldığı kadar taktik faaliyeti de esas almalıdır.
Taktik faaliyet stratejinin geçerliliğini sınar. Bir yönüyle doğru strateji doğru taktik faaliyetle yüksek verimlilik düzeyinde sınanabilir. Her zaman doğru taktikleri gerçekleştirmek mümkün değildir, fakat sürekli taktik üretmek mümkündür ve devrimci faaliyetin başarısı için zaruridir. Bir plan dahilinde yürütüldükleri takdirde yanlış taktikler de stratejiyi sınamak için elverişli örneklerdir. Bu noktada strateji ve taktiğin hem farklı hem de bir bütün olduklarını belirlememiz gerekir. Stratejik ve taktik önderliğin bütünlüğünü sağlamak için:

1. Sürekli devrimci öğrenim faaliyeti örgütlenmelidir.
2. Devrimci örgüt organlarının işleyişi en yüksek düzeyde gerçekleştirilmelidir.
3. Planlı çalışma ve rapor işleyişi istisnasız işletilmelidir.
4. Bütün imkanlar sonuna kadar değerlendirilerek en geniş kitlelere ulaşabilen propaganda faaliyeti gerçekleştirilmelidir. İnsanların ulaşamadığı hakikatlar toplumsal yaşamı değiştiremez ve devrim mücadelesine hizmet edemez.
5. Her koşulda devrimci örgütün demokratik merkeziyetçi işleyişi esas olmalıdır.
6. Örgütsel güvenlik önlemler en üst derecede örgütlenmeli, muhtemel her yeni saldırıya karşı üretilmelidir.
7. Devrimci kültürün geliştirilmesi için ideolojik ve pratik olarak savaşılmalıdır.
8. Zaferi hedefleyen eylemler ve kesintisiz devrimci taarruzu esas alan devrimci savaş tarzı en yüksek derecede gerçekleştirilmelidir.

Taktik üretkenlik kabiliyeti belli tarzların aktive olduğu verimlilik zeminlerinde filizlenebilir. Öncelikle örgüt mekanizmalarının yüksek verimde çalışması sağlanmalıdır. Statükoculuğa ve çaresizlik düşkünlüğüne karşı savaş açılmalıdır. Bu doğrultuda kendini ve düşmanı mümkün olduğu kadar derinine tanımaya çalışma faaliyeti esastır. Böyle bir faaliyet esas alındığında faşizm biçiminde karşımıza dikilen tarihsel halk düşmanının ne kadar cılız, takatsiz ve basiretsiz olduğu görülecektir. Gerçekler devrimcidir ve ona ulaşmak cesareti gerçekleştirmenin tek yoludur. Bu doğrultuda devrimci güçlerin esas görevi halkın devrimci savaşı yürütecek şekilde örgütlenmesini sağlamaktır. Bütün bunlarla beraber taktik hedefler titizlike doğru seçilmelidir. Taktik hedeflerin seçimindeki hatalar güç, imkan ve zaman kaybına neden olur. Hedef seçiminde sübjektif olanaklar, mevcut fırsatlar kadar düşmanın niteliği de esas alınmalıdır.
Düşmanın niteliği ve birbirine güveni zayıftır. Darbeyi yedikçe kalabalık gruplar halinde toplanmaya ihtiyaç duyacaktır. Kapsamlı, yaygın darbeler yediğinde daha çok güvensizleşecek ve koordinasyonu bozulacaktır. Ortaya çıkan güvensizlik birlik ve ittifak bağlarını zayıflatacaktır. Faşist parti sürü özelliklerine dayanarak varlığını sürdürmektedir ve devrimci güçlerin toplumsal nitelikleriyle asla başa çıkamaz. Faşizmin Özgürlük Güçlerinin dinamizme, inisiyatife, hareketliliğe, hıza, değişen durumlar karşısındaki üretkenliğine ve eşgüdümlü hamlelerine dayanan özsel nitelikleri ve tarzı karşısında ezilmesi kaçınılmazdır.

Ulaş Bayraktaroğlu
04.09.2016