10 Ocak 2017 Salı, 13:53
XWE Metin Ayçiçek
XWE Metin Ayçiçek metinaycicek@umutgazetesi.org Tüm Yazılar

Tayyip Kahrolacak Taranta-Babu!

Nazım Hikmet, Taranta-Babu’ya Mektuplar adlı şiirinde şöyle diyordu: “Mussolini çok konuşuyor Taranta-Babu! /  Tek başına yapayalnız, karanlıklara bırakılmış bir çocuk gibi  / Bağıra bağıra kendi sesiyle uyanarak, /  Korkuyla yanarak  /  Durup dinlemeden konuşuyor.  /  Mussolini çok konuşuyor Taranta-Babu  /  Çok korktuğu için çok konuşuyor!”

Tayyip de çok konuşuyor, korkuyla fırlıyor her sesin üzerine Taranta-Babu! En çok da gözler korkutuyor onu uykusuz gecelerinde, biliyorum. Belki de Mussolini’nin bir ipin ucundan sarkmış gözlerinin ters izlediği dünyadan öyle çekip gitmesi kahrediyor onu uykularında. Ve Hitler gibi, kendi elleriyle zehirlemeye gücü yetmiyor gırtlaklarına kadar zehre batmış çocuklarını kâbuslarında. Hemen dibinde, Aziz’in Eylem’in gülücüklerinden fışkırıyor yepyeni bir yaşam. Bedrettin’in vasiyeti Kader oluyor halklara, o da biliyor: “Yarin yanağından gayrı, her şey ortak oluyor.”

Tayyip kahroluyor Taranta-Babu! Sen de biliyorsun bunu, ben de. Ama en çok da o biliyor bu gerçeği, inan.

Kahrolduğu içindir ki her zalim gibi artırıyor zulmünü. Ve arttıkça zulmü, biraz daha batıyor dibin dibine.

Tayyip kahrolacak Taranta-Babu!

***

Kimse kendini aptal yerine koyarak başka kapı aramaya kalkmasın. Rus Konsolosun öldürülmesinde de, Reina Katliamında da Fethullah-Tayyip ikilisinin önlerine koyduğu dindar gençlik tetikçidir. Çeteleşen devletin polis teşkilatının desteğiyle uygulanan bu operasyonlar Saray’ın bilgisi dışında gerçekleştirilemez. Tam da Suriye’de büyük yenilginin arkasından, tam da kontrol altına alamadığı ihtirasından çocuklarını bile yemeye hazır olan bu kifayetsiz muhterisin Türk tipi başkanlığı devlet partileriyle birlikte ısıtıp fırına attığı bir anda bu operasyonlar 15 Temmuz’un “Allah yardımı” gibi yetiştirildi ustanın ellerine.

Türkiye’de kaos giderek daha da hızlı derinleşip yaygınlaşıyor. Bir gelecek programından yoksun olan Türkiye, CHP ve MHP’nin de her türlü desteğiyle, kendi gölgesini bile taşımaktan aciz bir meczubun elinde bütün kaynaklarını tüketerek önlenemez bir çöküşü yaşıyor. Ve görülüyor ki bu çöküşün engellenmesi artık Tayyip’in iradesini de aşmıştır. Kendi yarattığı ucubenin kurbanı olacaktır Türk Frankenstein. Tanrılaşan lider Robespierre’nin de başını almadı mı onun emriyle binlerce insanın başını alan giyotin? Belki Salazar gibi bir beyin travmasıyla, belki Kongolu Mobuto gibi sürgünlerde kanserle son bulacak yaşamı. Victor Jara’nın şarkıları gibi yükselirken özgürlük türküleri dilimizde, belki Pinochet gibi sığınacak bir ülke arayacak kendisine, ülkesinden kaçarak.

Çoğunuz beni hayalci olarak suçlayacaksınız şimdi değil mi? Ama lütfen birkaç saniye düşünün ne olur: Hangi zalim ömrünün sonuna kadar sürdürebilmiş zulmünü, bir düşünün! Neron mu, Hitler mi, Mussolini mi?

İnsanlığın tarihinden öğreneceğimiz çok şey var. Ne demiş İtalyan eskiler: “Rüzgâra tüküren, kendi yüzüne tükürür.”

 

***

Kul Himmet, “Dünya benim deyi zapta geçirse / Karun kadar malın olsa ne fayda” derken ne güzel özetler her tuttuğu altın olan ama acı içinde kıvranarak ölen kral Karun’un (Krezüs) öyküsünü. Çünkü o da halkından çaldığı büyük servete köle olmuştu. Ve hiçbir gardiyan, her an kollamak zorunda olduğu mahkûmundan daha özgür olamaz. Çünkü onun rüyalarının kâbusudur mahkûmun rüyalarını süsleyen özgürlük hayalleri.

Tarihten biliriz ki, diktatörler halkların geçici tercihleridir. İngiliz politikacı ve düşünür Algemon Sidney, “Bir ulusu tek kişinin idare edebileceğine inanırım. Şu şartla: O adam ayaklarında çizme, elinde kırbaç; o ulus sırtında semerle doğarsa!” derken bunu mu kastetmişti, bilemem. “Her halk layık olduğu yönetimle yönetilir” sözü de belki de bu anlık olguyu tanımlamaktadır.

İnsan iradesinde bir anlık bir geri çekilmedir bu tercih. Belki de bir sonraki sıçrayış için iki adım gerileyerek hız kazanmak için yapılan bir hamle hazırlığıdır. Çünkü hiçbir insan semerle doğmaz, biliriz. Ve semerinin bilincine varan bir halkın öfkesinin sınırını hesap etmek mümkün değildir. Ve biliriz ki, gerçek tarih, yalanı karakter edinmiş kibirli diktatörler tarafından değil, semerini atabilmiş halklar tarafından yazılır.

 

***

Nazım Taranta-Babu’da, bir İtalyan’ın ağzıyla aktardığı mektupları şöyle sunuyor: “Habeşistan bir yarı sömürge. O, bu yarı sömürgenin sömürgesi Galla’dan bir zenci. Ben, kara gömlek giymiş bir emperyalizmin ak derili yerli kölesi… En açıkgöz baskınlarda, en umulmadık yerde unutulan şeyi buldum… Önümde, Gallalı zencinin, Taranta – Babu adındaki karısına yazdığı mektupları… Bunların matbaa harfleriyle basılmış, biçime sokulmuş, kitaplaştırılmış örneklerinden bir tanesini olsun, ne o, ne Taranta-Babu görecek, ne de ben göreceğim. O, kurşuna dizildi. Taranta-Babu’nun olduğu yere, gökte kanlı bir haç gibi uçan ölüm kuşları gidebilir, fakat posta uğramaz. Bana gelince, ben yeryüzünün dört bucağına, akla gelen bütün yollarla bağlanmış bir ülkede yaşıyorum. Fakat hiçbir İtalyan posta vapuru, bir tek İtalyan posta tayyaresi ve hiçbir Avrupa tireni Taranta-Babu’ya yazılan mektupları bir daha İtalya’ya sokamazlar.”

Sevin Nazım, mutlu ol!

İtalya da biliyor bugün Gallalı siyahı, Taranta-Babu’yu ve seni, Dünya da biliyor.

Savaşan halklar ve emekçi sınıflar biliyor.

“Kovadis Roma?  /  diye sorma! / Bizim oraların güneşi gibi aydın  /  ve ortada bu!
Sus Taranta-Babu!  / Sevgiyle / saygıyla, / gülerek / haykırarak / sus!..
Dinle bak: / zincirlerini kırıyor / Roma’nın varoşlarında Spartakus!..”

 

***

Tayyip kahroluyor Taranta-Babu! Sen de biliyorsun bunu, Aynur da, Zeki de Necdet de biliyordu.

Ve her Eylem, bunu hatırlatıyor şimdi sıcacık gülümsemelerde. Ben de biliyorum acımasız sürgünlerde.

Ama en çok da o biliyor bu gerçeği, inan.

Mussolini gitti ve Gallalı zenci artık bir şarkıdır dillerde.