Son Dakika
29 Mayıs 2017 Pazartesi

Suriye’nin sıcak yazını ne takip edecek?

MARC PIERINI | Suriye’nin bu nihai iç bölünmesi gerçekleşirken hangi aktörler savaş alanında galip gelecek?

01 Eylül 2015 Salı, 20:40

Marc Pierini*

Ağustos ayı Suriye çatışmasında önemli gelişmelere tanıklık etti. Türkiye ABD’ye İslam Devleti olarak bilinen radikal gruba karşı olan mücadelesinde hava üssü kullanımını temin etti, İran Beyrut ve Şam’da yeni diplomatik girişimlerde bulundu ve Rusya Körfez Ülkeleri ve ABD ile görüşmeler düzenledi. Savaşın yarattığı sisin, iç politikanın karmaşasının, ve diplomasinin sırlarının ötesinde, Suriye’de dökülen kanı durdurmanın esasları nelerdir?

Bölgenin büyük bir hızla değişmesine rağmen muhtelif aktörlerin önceliklerinin büyük ölçüde farklılaşması politik mutabakata giden yolun uzun ve engebeli olmasını değişmez kılıyor. Yine de tarihin bu anında üç temel nokta öne çıkıyor:

1- Sözde İslam Devleti şimdiye kadar Batılı güçler, İran ve Rusya için ortak bir düşman, bir katalitik olduğunu kanıtladı.

2- Yakın zamanda Tahran ile yapılan nükleer anlaşmanın çok açık bir jeopolitik ederi var- İran artık bölgedeki rolünü tümüyle üstlenecek.

3- Türkiye ve Suudi Arabistan kendi oyunlarını oynamayı devam ettirebilir ancak eninde sonunda ihtiraslarını yeni duruma uyarlamaları gerekecek.

 

Parçalanmış bir savaş alanında değişen gelgitler

On yıllardır süren otoriter yönetiminin de gösterdiği gibi, Esad rejimi 4 yıldan uzun bir süredir şiddet uygulamada sınırsız bir beceri gösterdi. İktidarın Esad ailesi ve -Başkan Beşşar el-Esad’ın annesinin soyunun dayandığı Mahluf ailesinin de dahil olduğu- çoğu Alevilerden oluşan az sayıdaki müttefikte durmasına rağmen, bu iktidarı koruyabilmek için müttefik güçler, Baas Partisine sadık kimseler ve devlet ve askeri kurumlardan oluşan çok daha geniş bir yapının eline bakıyorlar.

Suriye silahlı kuvvetleri bitkin durumda ve son zamanlarda toprak kaybetti. Fakat Rusya’dan gelmeye devam eden ikmal, ciddi İran takviyesi (sahadaki komutanlar ve binlerce savaşçı da dahil olmak üzere) ve Lübnan Hizbullahı gibi İran yandaşı gruplardan gelen binlerce militan savaşçının desteği sayesinde ordu dirençli kalmaya devam ediyor. Tahmin edildiği gibi, Esad rejimi gerçek anlamda önem verdiği iki bölgeye takışmış durumda: Kıyı şeridinde Latakya-Tartus arası, Alevilerin ve Esad ailesinin beşiği denebilecek bölge ve Başkent Şam. Aksi gibi, rejim Türkiye sınırına yoğunlaşmış olan Kürtlere pek dikkatini vermedi.

Bu mantığa göre, gelecekteki bir değişimde derme-çatma bir idari aranjman ülkenin geri kalanını yönetirken, rejimin politik otoritesinin Latakya-Şam koridoruna sıkıştırılmasını kabul edebileceği anlaşılabilirdir. Kürtlerin ve Baas partisinin idari ve askeri güçlerinin Qamislo-Haseke arasındaki mevcut bir arada bulunuşu buna iyi bir örnektir.

 

Suriye’de İktidar Talipleri

O halde soru şu, Suriye’nin bu nihai iç bölünmesi gerçekleşirken hangi aktörler savaş alanında galip gelecek?

Bu iç savaşın gerçek yeniliği Suriye Kürtleridir. Suriyeli Kürtler şu anda Kürdistan İşçi Partisi (PKK) olarak bilinen Pan-Kürtçü militan grup ve  Halk Koruma Birlikleri (YPG) ile bağlantılı gruplar tarafından yönetiliyorlar. İslam Devleti tarafından tümüyle yok edilme tehlikesi altında kalan YPG, en azından ABD yakın hava desteği sağladığında, sahada gerçek başarıyı sağlayabilecek tek güç olduğunu kanıtladı. YPG’nin Fırat Nehri’nin batısına ilerlemesi engellenmiş olmasına rağmen (Çünkü bu yöndeki bir Kürt ilerlemesine Ankara tarafından Washington’ın rızasıyla karşı çıkılmıştır), Suriye Kürtleri kendilerini gelecek politik aranjmanlarda hesaba katılacak politik ve askeri bir özne olarak kabul ettirdi- her ne kadar ağırlıklı olarak kendi bölgelerine odaklanmış olsalar da.

Buna karşın, Türkiye’de eğitilen, ABD’nin yönettiği uluslararası koalisyon güçlerinin desteklediği sözde ılımlı muhalif güçler trajik bir şaka değilse bile acınası bir fiyasko olduğunu kanıtladı. Üç yılda 15.000 gibi bir sayıya ulaşma hedefine karşılık şimdiye kadar Pentagon yönetimindeki yeni eğitim programı yalnızca 60 savaşçı üretebildi, bunların da birçoğu Suriye’ye ayak bastığı anda el-Kaide tarafından kaçırıldı. Sorun ittifakların değiştiği istikrarsız bir bölgede ılımlı isyancıları güvenlik incelemesinden geçirmenin imkansız bir görev oluşu olabilir. Projenin Türkiye ve Suudi Arabistan tarafından desteklenmiş olmasına rağmen ABD açısından israf edilmiş bir yatırım olduğu kesin.

Ne olursa olsun, çeşitli Sünni İslamcı ve diğer Esad karşıtı illa doğrudan ABD tarafından destekleniyor olması gerekmeyen fakat çoğunlukla Suudi Arabistan, Katar, Türkiye veya diğer ABD müttefikleri ile bağlantılı İslamcı gruplar savaş alanında güçlü bir varlık göstermeye devam ediyorlar. YPG’nin ve esas olarak Suriye’nin doğu çöllerinde konumlanan İslam Devleti’nin aksine, bu gruplar büyük şehirler Şam ve Halep de dahil olmak üzere Esad rejimiyle Suriye’nin yoğun popülasyonlu batı şehirlerinde çatışıyorlar. Birçok şey bölgesel aktörlerin bu apayrı güçlerle nasıl ilişkilenmeyi seçeceğine bağlı, ki bu güçler güney Suriye ve kimi farklı bölgelerde Özgür Suriye Ordusu bayrağı altında savaşan Sünni muhafazakar ve ılımlı İslamcı gruplardan Ahrar el-Şam ve el-Kaide destekli el-Nusra Cephesi gibi radikal İslamcı gruplara kadar geniş bir yelpazeye yayılıyor.

 

Bölgesel Oyun

Rusya iç savaşla geçen dört yıl boyunca Suriye rejimini mühimmat ve yedek parça ile düzenli olarak destekledi, böylece onu hep su üstünde tutu. Baas Partisinin yönetime geldiği 1963 yılından beri iki ülke arasında güçlü bir politik ilişki ve askeri ittifak süregeldi. Moskova hiç şüphesiz bu bağı sürdürme eğilimi gösteriyor, fakat aynı zamanda el-Kaide ve İslam Devleti’ne olan Çeçen Cihadcı katılımından da endişelenmiş durumda, bu mesele evde ciddi sonuçlar doğurabilir.

Onun yerine İran daha yenilikçi bir bölgesel güç sayılabilir. İran Dış işleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’in Suriye için barış planı hakkında çokça spekülasyon mevcut, fakat ihtiyatlılık tek bir sebepten ötürü: Tahran hem Tahran, Bağdad, Şam ve Lübnan’da Hizbullah’ı bağlayan “Şii hilali”nde liderlik kurmak hem de Şam havaalanları aracılığıyla Hizbullah’a silah ve füze ulaştırmaya devam etmek için son derece kararlı olacak. Bu durumda, beklentiler ne olursa olsun, Tahran Şam’da bir müttefike ihtiyaç duymaya devam edecek, tabii bu Esad’ın kendisi değilse. İran nükleer anlaşmanın yapılmasıyla birlikte uluslararası sahneye geri dönmüş oldu, fakat eski alçakgönüllülüğü artık yok. Kartlarını oynamaya istekli olacak.

Birleşik Devletlere gelince, ABD Türkiye’nin 3 adet hava kuvvetleri üssünün erişimine çok yeni kavuştu. Dar bir askeri bakış açıyla bu artan verim (Kuzey Suriye’ye kısalan uçuşlar, müttefik arazilere destek uçuşu yapma şansının saklı olması ve hava taşıtlarının daha hızlı gidiş dönüş seferi yapabilmesi), azalan maliyet (mesafenin kısalması ve havada sıvı yakıt ikmali ihtiyacının azalması sebepleriyle), ve artan güvenlik (Müttefik topraklarda arama-kurtarma görevleri) yönünde kuvvetli bir değişimdi. Türkiye’nin dışında faaliyet gösteren koalisyon uçakları İslam Devleti’nin dış dünyaya olan ana kapısını kısıtlamayı başarabilir: Güneydoğu Türkiye. Fakat bu önemli olduğu kadar İslam Devleti’nin alt edilmesini garantilemiyor. Türkiye’yi İslam Devleti’yle olan sınırını mühürlemek için üstüne düşeni yapmaya ikna etmek veya zorlamak da eşit derecede önem arz ediyor.

Yine de Ankara 1970’lerin sonunda beri Türk hükumetiyle savaşmakta olan PKK’ye kararlı bir şekilde odaklanmış durumda. Yeni Türk hava saldırıları İslam Devleti’nden ziyade Kürt pozisyonlarını hedef aldı. Bunun bir sebebi YPG’nin Kobane’deki zaferi ve üç Kürt kantonundan ikisinin birleşmesiyle Kürt güçlerinin Kuzey Suriye’de zemin kazanmasından Türk liderlerin duyduğu tedirginlik olsa da, safi iç politika da bu konuda önemli rol oynuyor.

Türkiye’de hükumetin PKK ile ilişkisi olduğunu iddia ettiği Halkların Demokratik Partisi HDP’nin 7 Haziran 2015’te edindiği seçim kazanımı Kürtleri Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın süper-yetkili başkanlık sistemine ilerleyişinde esaslı bir ayak bağı haline getirdi. Rahatsız edici bir biçimde, cumhurbaşkanı kendi seçim hesaplarının Türkiye’nin dış politikasını biçimlendirmesine izin verecek gibi görünüyor. Kendisini teröre karşı savunmak Türkiye için meşru bir zemin, fakat Türk hükümeti yılların savaştan kaçınmasını ve Kürtlerin barış sürecini aniden topyekun bir askeri eylemlilikle bitirdiğinde, bu hem ülkeye tümüyle büyük riskler hem de Ankara’nın müttefiklerine ciddi ölçüde tedirginlik getirir.

 

Uzlaşmanın Anlaşılması Zor Konturları

Bu bölgesel bağlamda Suudi Arabistan ve Türkiye’nin Esad’ın iktidardan ayrılması gerektiğine dair devam eden ısrarı yalnızlaşmış bir duruş. Bu duruş Ankara ve Tahran arasında taze bir gerilim yarattı ve ABD ve Avrupalı hükumetler Esad’ın görevden uzaklaşması idealine bağlılıklarını belli etse de birincil öncelikleri İslam Devleti’ni zayıflatmak ve zapt etmek.

Bu noktada sözün özü oldukça basit: Suriye’nin geleceğine dair kalıcı bir anlaşmaya Rusya ve İran’ın rıza olmadan ulaşılamayacak, yani Suriye’nin idari ve askeri yapısının büyük anlamda korunması gerekecek, tabii kısa vadede Esad’ın kendisinin değilse. Avrupalılar da dahil Suriye’nin geleceği hakkında bir anlaşmaya varmak isteyecek bütün aktörler ilk baştaki politikalarını buna uyarlamak zorunda kalacaklar. Asıl soru Suriyeli ve hesaptaki bölgesel müttefiklerini böyle bir strateji için hazır hale getirip getiremeyecekleri ve İran’ın bölge politikasında güvenilir bir muhatap olup olmadığıdır.

 

*Bu yazı 27 Ağustos 2015 tarihinde “What will follow Syria’s hot summer?” ismiyle Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’nın internet sitesinde yayınlanmıştır.