06 Aralık 2016 Salı, 17:30
Benazir Coşkun
Benazir Coşkun benazircoskun@umutgazetesi.org Tüm Yazılar

Sömürgeciliğin imzası: “Şırnak bir Türk ilidir”

2 9-30 Kasım 2016 tarihlerinde, içinde İHD, SODAP, ESP, DGDP ve Çağrı Dergisinin bulunduğu heyetle birlikte HDK çağrıcılığında, Cizre’den Sur’a Dayanışma Koordinasyonu olarak Şırnak’a gittik. Yol boyu pek çok noktada, Nusaybin, Cizre gibi arama uygulamalarından sonra, Şırnak’ta kapsamlı bir arama işlemi sonrasında kente giriş yaptık. Büyük büyük beton bloklarının ardında yapılan, uluslararası sınır noktalarını andıran bu karşılama ve girişte yazan “Şırnak Bir Türk İlidir” karşılaması bize devlet ve sömürgecilik gerçekliğini bir kez daha ifşa etti.

Şırnak’a vardığımızda, Kürdistan’da bir “Türk ili” olmanın bedeli nedir’i bir kez daha görmüş olduk. Tıpkı Filistinlilerin dediği gibi “Bir Filistin vardı, Bir Filistin hala var” gerçekliği karşımızda hem yıkımla, hem iradeyle karşımızda duruyordu.

Esasında, heybetli dağların arasında çok güzel bir yer Şırnak. İnsanları da heybetli dağları gibi dimdik durunca Şırnak’ın güzelliği sizi de içine katan bir güzelliğe dönüşüyor. Ta ki, Şırnak’ın en büyük mahalleleri olan Cumhuriyet, Bahçelievler, Yenimahalle gibi 8 mahallesinin bir moloz çölüne dönüştürüldüğünü görene kadar.

Polislerin tam teçhizatlı güvenlik önlemleri eşliğinde, canavarlar gibi çalışan yıkım makinelerinin arasında gezerken, pek çok Şırnaklı aile ile de sohbet etme imkanı bulduk. Yenimahalle’de henüz yıkılmamış bir evin sahibi, evinin hasar görmemesine ve herhangi bir yıkım kararı olmamasına rağmen kepçelerle yıkılmak üzere olduğunu anlattı. Kendisi yetişmemiş olsaydı, muhtemelen onun da bin bir emekle yaptığı evi bu moloz çölünün bir parçası haline gelecekti. Evini gezdiğimizde, oldukça sağlam olan eve çatışma süsü verildiği oldukça dikkat çekiyor. Yıkım kararı verilmesi için, duvarları deliş deşik edilen evin aslında hiçbir çatışmaya ev sahipliği yapmadığını sonradan öğreniyoruz.

Gittiğimiz başka bir evde kalan bir Şırnaklı kadın, 9 ay boyunca Şırnak’tan nasıl ve neden hiç çıkmadığını anlatıyor bizlere. Konuşmasını politik sebeplerden Kürtçe yapıyor, direnişini diline sahip çıkarak görüşmemiz boyunca da devam ettiriyor. Cesareti ve duruşu, serhildanların öncüsü olan Botan’ın ve Berivan’ın ruhunu bir kez daha canlandırıyor. 9 ay boyunca, üstelik biri engelli olan iki ufak çocuğuna rağmen Şırnak’tan hiç ayrılmamış. Defalarca işgal güçleri tarafından oldukça ağır cinsiyetçi hakaretlere uğramış, ölümle tehdit edilmiş. Abluka altında, Ankara’ya kadar aramasına rağmen çocuğu için ambulans verilmediğini, herhangi bir gıda vb ihtiyacının karşılanmadığını belirtiyor. Üstelik aynı abluka döneminde, kendisini tehdit eden aynı işgal güçlerinin otlu peynir ve çeşitli gıda malzemeleri istediğini özel vurgularla anlatıyor.

Tüm bunlarla beraber, kentte hedef haline getirilen binaların DBP, HDP binaları, kültür ve dernek kurumları olduğu da özellikle dikkat çekiyor. Yıkımların PKK ve YPS’nin yarattığı tahribat sonucunda olduğunu deklare edenler karşısında, karşımızda hiçbir devlet kurumuna tek bir kurşun dahi isabet etmemesi de oldukça dikkat çekiciydi.

Şırnak için vurgulanacak ve açılacak pek çok nokta var, fakat heyet raporunu 10 Aralık 2016 tarihinde yapacağı basın toplantısı ile birlikte deklare edeceği için şimdilik bu noktalara değinmeyi yeterli görüyorum.

Raporla birlikte detaylandırılacak aile görüşleri, canlı tanık aktarımları, eğitim-sağlık hak ihlalleri tespitleri, Şırnak’ın genel durumunun yanında Şırnak’ın şu an ki tablosu dahi neyin amaçlandığını ve yıkımın kaynağını çok net bir biçimde gösteriyor. Hafıza ve hakikati tamamen yok etmenin yanında, devlete yakın şirketlere verilerek büyük bir ranta açılan Şırnak, ablukanın kaldırılmasının ardından da dayanışmaya gösterilen engellemeler ile yokluk ve yoksullukla cezalandırılmaya devam ediliyor. Kapatılan Rojava Derneği’nin ardından, bölgeye pek çok yardım malzemesinin girmesi engellenirken, halk ile Kürt Özgürlük Hareketi’nin bütün kurumları arasına da mesafe konulmaya çalışılması da özel hedefler arasında yer alıyor. Kışın bastırdığı Şırnak’a ısıtıcıların, kışlık battaniye vb. gibi ihtiyaçların sokulması, evlerini kaybeden aileler için konut inşasına izin verilmemesi de Şırnak’ın devlete ve çaresizliğe mahkum edilmesinin projesidir.

Toparlayacak olursak, hala kapsamlı bir ablukanın altında kardelen çiçeği gibi, heybetli dağları gibi direnen, dimdik duran bir Şırnak var, “bir Şırnak hala var”… Tüm yetersizliğimize, tüm haklı sitemlerine rağmen, Botan’ın bütün sıcaklığı ve güzelliği ile bizi karşılayan, evinde binbir zorla bulduğu yemeğini, aşını, mahkum edildiği tek bir odasını bizimle paylaşan Şırnak; en önemlisi yıkımların, beton blokların, tel örgülerin arasında umudunu, direncini, gülüşünü bizimle paylaşan bir Şırnak var. Şimdi bu umudu da, Şırnak’la beraber kendimizi, vicdanımızı diri tutmak da, umudu büyütmek de bizim elimizde. Şırnak için Dayanışmaya!

Dağ’a yol olmak, yoldaş olmak ümidiyle…