Sırasını beklemeyenler de var ama yetmez – Vedat Yıldız

25 Aralık 2016 Pazar, 14:47

 

Naziler komünistler için geldiğinde sesimi çıkarmadım; çünkü komünist değildim.

Sosyal demokratları içeri tıktıklarında sesimi çıkarmadım; çünkü sosyal demokrat değildim.

Sonra sendikacılar için geldiler, bir şey söylemedim; çünkü sendikacı değildim.

Sonra Yahudiler için geldiler, sesimi çıkarmadım, çünkü Yahudi değildim.

Benim için geldiklerinde, sesini çıkaracak kimse kalmamıştı.

-Martin Niemöller-

 

Cinsel istismar yasasının hükümetçe tecavüzcüler lehine düzenleme girişiminin, kadınların öncülüğünü yürüttüğü karşı eylemliklere ve oluşturulan kamuoyuna çarpıp geri dönmesi çok açıktır ki kadının toplumsal ölçekteki gücünün bir örneğidir.

Diğer taraftan ise örgütlülüğün gücünün bir örneğidir. Söz konusu örgütlülük salt bir kadın örgütlülüğü ya da tek bir siyasal temsiliyetin örgütlülüğü değil bunu aşan çapta ve muhalefet örgütlerinin ortak bir paydada buluşup birlikte hareket etmelerini olanaklı kılan bir örgütlülüktür.

Bu düzlemde örgütlü bir karşı duruşu olanaklı kılan ise; meselenin (İktidar ve iktidar yanlısı bazı kadın örgütleri haricinde) bütün kesimlerin vicdanını kanatıyor oluşudur ki; söz konusu olan kız çocuklarının tecavüzcülerin insafına terkedilmesi girişimidir.

Ancak sınırlı örnekler dışında hızla faşizanlaşan iktidara karşın toplumda genel bir örgütsüzlük hâkim ve tabiri caiz ise bu örgütsüzlük ‘’sırasını beklemeyi örgütlemiş’’ durumda. AKP hükümeti bir yandan yeni bir rejim inşa ederken diğer yandan da insanlığın bütün birikimlerine hunharca saldırıyor. Toplumdaki çürümeyi derinleştiriyor ve korkuyu toplumun iliklerine kadar işletiyor. Sırasıyla kendisi dışındaki her şeyi yok ediyor. Kürt’ünden sosyalistine, kemalistinden liberaline geniş bir yelpazede kendisine karşı olan herkese saldırıyor. Milletvekillerini, gazetecileri, akademisyenleri, eğitim emekçilerini, sağlık emekçilerini görevden alıyor ve tutukluyor. Mezhepçiliği körüklüyor yeni Alevi katliamlarının zeminini örüyor. Meydanlarda, madenlerde, bodrumlarda kısacası her yerde katlediyor. Polisine intikam yeminleri ettiriyor ve beş para etmez burjuva hukukunu bile kendisine ayak bağı görüyor.

Bununla beraber sol hareketin önemli bir kısmı yayınlarında bol bol gidişatın nereye varacağı, buraya kadar nasıl geldiği, faşizmin ontolojisi epistemolojisi vb. meselelerde yazıp çiziyor. Daha önce yazıp çizdikleri üzerinden bol bol ‘’biz demiştik’’ diyor ve haklı çıkmanın büyük bir soruna denk düştüğünü unutarak haklı çıkmakla övünüyor. Süreçten çıkışı kuru ‘’Mücadele etmeliyiz’’,’’Direnmeliyiz’’ler ile tarifleyerek sırasını bekliyor ya da sıraya konmamanın yollarını arıyor. Risk almamayı yeğliyor, Kürt hareketinden Kemal Kılıçdaroğlu’nun korktuğundan daha çok korkarak ve sürecin normalleşmesini beklerken aslında yenilginin ve kendiliğindenciliğin sofrasında korku ve bilinç bulanıklığı üreterek sıranın hızlanmasını sağlıyor. Kendi elleriyle kendi hareket alanlarını bütünüyle kapatıyor ve hareketsiz kalmanın teorisini yapıyor.

Bu örgütsüzlüğe ve ‘’sırasını bekleme’’ durumuna itiraz eden bazı devrimci örgütler ise sınırlı gücü ve olanakları sebebiyle gidişata etki edemiyor ve gücüne oranlandığında ağır sayılacak bedeller ödüyor.  Mücadele etmekten vazgeçmeyen bu sınırlı devrimci örgütlerde, ne yazık ki geniş ve etkili bir toplumsal mücadele hattı öremediği gibi salt kendi kadroları üzerinden yürüyor ve giderek daralan bir alana hapsoluyor. Bu durum hem kendi olanaklarının ve kadro gücünün azalmasına hem de toplumsal bağlarını yitirmenin doğal bir sonucu olarak sekterleşmeye sebep oluyor. Ancak bütün bedellerine karşın bu havalarda dövüşenler ‘’ormanda tok yatan aslan olmaktansa aç gezinen tilki olmak yeğdir.’’ diyerek devrimci kalmanın ve yaratılan devrimci geleneğin sürdürücüsü olmanın ağır yükünü yüklenmeye azmediyorlar.

Şurası tartışılmaz ki bir miktar tarih okumasını bilen ve bir miktar politik mücadele ile temas eden hiç kimse verili koşullarda geniş ve aktif bir karşı koyuş örülemediğinde ve bu karşı koyuşun toplumsal bağları kurulamadığında devrimci bir başarının olabilirliğinden bahsedemez. Zaten genel belirlenimde böyle. Ancak mesele gereğini yapmaya gelince kâğıt üstünde kalan birliklerden ötesini görebilene aşk olsun. Kartal mitingi bir anlığına ‘’Acaba!?’’ dedirtse de oda beklentileri karşılamaktan uzakta ve o anda kaldı.

Ülkenin verili koşulları aslında bir kırılmanın yaşanması açısından önemli olanaklar sunuyor. Bu olanaklar sol hareketi pratiksizlikten, dar grupçuluktan, lafazanlıktan vs. kurtarıp yeni ufuklar kazandırabilir. Aksi ise; yakın zamanda sürgünde zindanlarda ya da akşamcı masalarında ‘’biz demiştik faşizm gelecek ve üstümüzden silindir gibi geçecek’’ deyip iktidar çok güçlü olduğu için değil biz yeterince ve gereğince karşı koymadığımız için haklı çıkmanın mahcup ve mağlup hallerini yaşayacağız.