ABF Genel Başkan Yardımcısı Sevim Yalıncakoğlu: Aleviler, kendilerine yönelik herhangi bir saldırıda artık eskisi kadar sessiz kalmayacaklarını ve öz savunma yapacaklarını ilan ettiler

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Sevim Yalıncakoğlu ile son güncel gelişmeler ve Alevi mücadelesi üzerine konuştuk. Yalıncakoğlu, AKP ve Cemaat arasında olan savaş için “şu an sokaklarda demokrasi nöbeti tutan insanlar, geçmişte Fethullah Gülen cemaatinin güçlenmesinin temel taşları oldular” dedi

18 Ağustos 2016 Perşembe, 19:48

 

1)Sizin de içinde bulunduğunuz bir etkinlikte, Nevşehirde bulunan 1964 yılında müze olarak açılan Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nın alevilere iadesi için her 6-7 Ağustos’ta Aleviler olarak  bu isteği tekrarlayacaginizi belirtiniz. Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nın önemini ve  bu talebinizin sebebini bizlere açıklar misiniz?  

Hacı Bektaşi Veli Dergâhı Anadolu Aleviliğinin serçeşmesidir ve inancın belkemiğidir. Dolayısıyla Hacı Bektaşi Veli Anadolu’ya geldiğinde burada Anadolu’da ki Alevilerin birlik, dirlik ve varlık içinde olmasını sağlayan dergahtır. Anadolu’da yaşayan bütün Aleviler hatta Arap Aleviler’i dahi Hacı Bektaşi Veli Dergâhı bir serçeşme kabul etmişler Hacı Bektaşi Veli Dergâhı’nın Osmanlı döneminde de Aleviler üzerinde köklü etkileri var. Resmi tarihte bu dergah çok fazla Yeniçeri’ler ile anılıyor olsa da Hacı Bektaşi Veli Dergâhı Anadolu Alevileri üzerinde etkisi ile Yeniçeriler üzerinde ki etkisi arasında çok ciddi farklar var.

II.Mahmut Yeniçeri Ocağı’nı kapatmak istemesiyle birlikte Yeniçeri’lerin padişaha yönelik tavırlarını bahane ederek Anadolu’da olan bütün Alevi, Bektaşi tekkelerinin kapattırıyor. Bu tam olarak kapatmada değil. Bir kısmına şekil değiştirmesini istiyor. Çok büyük Alevi teklerinin başına Nakşibendi Şeyhi atıyor. Alevi inancına düşman olan birini bu tekkelerin başına getiriyor. 1826 yılında Bektaşi tekkelerinin büyük oranda kapanması ve açık kalan tekkelerin de başına Nakşibendi Şeyh’leri atanarak büyük bir tahribat yaşanmaya başlıyor. Zamanla Aleviler kendi yol ve erkanını unutup bu tahrip edilmiş inancı kendi inancı zannediyor. Bu tahribat bugünde görülmektedir.

1925 yılında ise tekke ve zaviyelerin tamamen kapatılması ile buralar ibadet yapmak yasaklanıyor. Ancak yasak olsa da Alevilerin dergaha gidip gelmesi hiç kesintiye uğramıyor. 1960 darbesi sonrası Kültür Bakanlığı bu dergahı tekrar açıyor ama burayı müze olarak açıyor. Burayı açıyorlar ama burası devlete bağlılığın simgesidir diyor. Burası açıldıktan sonra buranın açılma tarihi olan her 16-17 Ağustos’ta buraya gelebilirsiniz diyorlar. Bundan sonra ise Aleviler her 16-17 Ağustos’ta buraya ziyarete gitmeye başlıyorlar.

Son dönemde Alevi örgütleri bu resmi tarihin etkisinden biraz kurtulup, yavaş yavaş Aleviliğin özünü ve gerçek tarihini araştırmaya başlayınca aslında bugün bilinenlerin yanlış olduğunun farkına varıldı. 16-17 Ağustos tarihlerinde Hacı Bektaşi Veli Dergâhı’na ziyarete gitmenin Alevilikle ilgisi olmadığının farkına varıldı. Davutoğlu’nun Hacı Bektaşi Veli Dergâhı’na gelip tarihi konuşmayı yaptığı zamana kadar 16-17 tarihleri dışında buraya para verip girmek zorundaydık.

Zaman zaman gittiğimizde sivil itaatsizlik eylemleri de yapmıştık bu ücretli girişlerin kaldırılması için örneğin turnikelerden atlayarak falan giriyorduk. Tabi ama halkın büyük kısmı bu tarihler dışında ücret vererek giriyordu. Artık bu ücrette kaldırıldı. Ama orası hala Kültür Bakanlığına bağlı olduğu için ibadet yapılırken oraya girmeyin, şuna dokunmayın gibi müdahaleler ile karşılaşıyoruz. Tüm bu sorunları bir kenara bırakalım. Alevilerin kadim bir dergâhının Kültür Bakanlığı’na bağlı olması açıklanamaz.

Birçok dergâh bugün bu şekilde Kültür Bakanlığı’na bağlı şekilde açık. Bugün bu dergahları Kültür Bakanlığı’ndan alıp öz sahipleri olan Alevilere verilmelidir. Bunun için bu sene farklı olarak bize gelmemiz için söylenen tarih dışında başka bir tarihte giderek bu dergahın alınması için bir adım attık. Hakkımız olan bir şeyi istiyoruz. Bu dergahlar bizim, devletin değil. Bundan sonrada geleneksel olarak her sene Ağustos’un ilk haftasında Hacı Bektaş’a giderek bu talebimizi eylemlerimizle dillendireceğiz.

2)Olağanüstü Hal Kapsamında (OHAL) alınan tedbirlere ilişkin Kanun Hükmünde Kararname (KHK) çerçevesinde Fethullahçı Terör Örgütü’yle (FETÖ) ilişkili olduğu gerekçesiyle yüzlerce dernek, sendika, vakıf, yurt ve okul kapatıldı. Bunların arasında “Alevi” dernekleri de bulunuyor. Kapatılan dernekler ve federasyon için düşünceleriniz nelerdir? Zamanında kuruldukları isimler yüzünden halkın çok tepkisini çeken bu kurumların kapatılmalarının etkileri nelerdir?

Açıkçası bu derneklerin ilk kurulma nedenlerine bakmak gerekirse biliyorsunuz 2007 yılında yaşanan e muhtıra dönemi var. E muhtıra döneminden sonra AKP bir şey fark etti. Ben yalnız olursam, bu ordu yalnız kalırsa toplum içindeki bazı dinamikleri yanıma almazsam  bunun arkası darbe olacaktır diye düşünüyordu. Bunun önüne geçmek içinde öncelikle daha henüz AKP kitlesi de bu kadar kemikleşmemişti. Toplum içindeki ötekileri daha önceki darbelerden zarar görmüş halkları kendi yanına çekmeye çalıştı bunun için belli çalıştaylar yaptı. Ermeniler, Romanlar, Aleviler ile çalıştaylar yaptı. Kürtler ile de bir masa oluşturulmaya çalışıldı.

Bu çalıştayın daveti geldiğinde Alevi örgütlerine aslında AKP’nin zihninde ne olduğunu çok iyi bildiği için önce bir geri duruş yaşadılar. AKP kendini topluma o zaman güzel lanse etti. Daha önce Kemalist rejimin baskıladığı, tekleştirdiği halklar üzerinde kısmen bir ferahlama sağlattı. Üstüne biz sizin kimliğinizi kabul ediyoruz, dedi.

Alevi örgütleri bunların üzerine şöyle dedi: Biz bir kere gidelim bakalım, masadan ilk kalkan biz olmayalım. Tabi bu masaya oturduğumuzda karşımızdaki kişi Maraş Katliamı sanıklarından olan Ökkeş Şendiller’di.

Buradan anlaşıldı ki Alevilerle alay ediyorlar. Bundan daha kötüsü AKP kendince bir Alevilik tanımı yapmış ve kafasındaki Aleviliği masaya oturanlara yedirmeye çalışıyor. Alevilere hiçbir zaman gerçek olmayan vaatler verildi. Birkaç çalıştay yapıldı sonra Alevi örgütleri bir samimiyet olmadığını fark edip masadan kalktı.

Ama AKP bu süreci devam ettirmek zorundaydı. Devam ettirmek içinde karşısında bir muhattap gerekiyordu. O zaman Fettullah’ın bazı Alevi kurumları arasındaki ilişkileri kullanıp yaklaşık 40 tane dernek kurdu. Hatta söylentiye göre yetiştirme yurtlarında ki çocukları alıp üye yapıp aslında siz Alevisiniz. Biz sizi buna göre yetiştireceğiz deyip kendi kafalarındaki sünnileştirilmiş Aleviliğe göre bu çocukların yetiştirildiği söyleniyor.

Ayrıca Anadolu Alevi Bektaşi Federasyonu adında bir federasyon kuruldu. Bu isim özellikle seçildi çünkü Türkiye’de ki demokratik kitlelere ulaşma ABF ismine çok benzer bir federasyon kuruldu. Bu kamuoyunda kafa karışıklığı neden olmak için seçilmiş bir isimdi.

Biz o dönem bu derneklere çok ciddi tepkiler gösterdik. Şimdi kendi aralarında sorun olduğunda ilk yaptıkları şey bu açtıkları dernekleri kapatmak oldu. 40 dernekten sadece 13’ü kapatıldı. Neden 13 dernek kapatıldı diğerleri kapatılmadı diye soranlar olur. Kapatılmayan dernekler bugün AKP saflarına geçen dernekler olduğu için kapatılmadı.

3)Enfield-İngiltere- İşçi Partisi Londra Milletvekili Joan Ryan darbe girişiminden sonra Türkiye’deki Alevi ve Kürtlere yapılan saldırılar nedeniyle ülkedeki insan hakları durumunu kontrol etmesi için Britanya hükümetine çağrıda bulundu. “Türkiye’deki yükselen gerginlikten sonra Aleviler, Kürtler ve gözaltına alınanlara karşı işlenen kötü muamele ve taciz/istismar raporlarından sonra Türkiye vatandaşlarının temel hak ve özgürlüklerin korunmasını ve devam ettirmesini sağlamak çok önemli. Olağan üstü hal kararı ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin içindeki bazı hükümlerini askıya alması ile Türkiye’nin uluslararası insan hakları yükümlülüklere uyduğundan emin olma görevi İngiliz hükümetine düşüyor. İngiliz Parlamentosundaki Alevi Sekretaryası Başkanı ve bulunduğum bölgedeki Alevi, Kürt ve Türk toplumların önemli bir temsilcisi olarak Türkiye’deki gelişmeleri yakından takip edeceğim ve ülkedeki barış, demokrasi ve yasal hükümlülüğünün sağlanmasını desteklemeyi sürdüreceğim.” diyen Joan Ryan açıklamaları hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

1950’den sonra Avrupa’ya olan işçi göçleri sırasında birçok Alevi Avrupa’ya gitti. Bugün yaklaşık 3 milyona yakın Alevi Avrupa’da yaşıyor. Avrupa’da yaşayan Aleviler’in %80’i bugün örgütlü. Ancak İngiltere’de yaşayan Aleviler’in durumu bira farklı. İngiltere’de yaşayan Aleviler’in büyük çoğunluğu Maraş Katliamı sonrası oraya iltica etmiş. Bugünde orada bu insanların çocukları yaşıyor.

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu var. 13-14 ülkenin federasyonundan oluşuyor. Özellikle Danimarka’da, Almanya’da, Avusturya’da ve İngiltere’de Alevi örgütleri çok güçlü. Bu örgütlerin her ülkede üniversitelerde kürsüleri var. Okullarda seçmeli olarak Alevilik dersleri var. Ama İngiltere’de bu hak arama mücadelesi bir üst noktaya ulaştı. Alevilik bir resmi olarak tanındı. Alevilik dershaneleri var. Parlamento da sekretaryası var.

Türkiye’de Alevilerin ve toplumsal muhalefetin yaşadığı hak ihlalleri bugün bu kazanımlar sayesinde Avrupa’ya çok kolay taşınabiliyor. Zaten orada yaşayan insanların da bir ayağı bugün burada. Gezi direnişi sırasında Alevilere dönük saldırıları yakından gördüler. Bu hak mücadelesine karşı orada olan parlamentoda olan vicdanlı insanlarda kayıtsız kalamadı ve buna yönelik çalışmalar yapmaya başladı. Sessiz kalan siyasetçilerde oluyor. Ama ne olursa olsun vicdanlı olan insanlar sayesinde bugün sorunlar daha kolay dillendiriliyor. Bununda asıl sebebi buradan oraya giden Alevilerin verdikleri mücadeledir.

Kürt halkı için de bugün Avrupa’da aynı şey geçerli. 1990’larda köyü yakılıp, yıkılan göç etmek zorunda kalan birçok Kürt Avrupa’da yaşıyor. Onlarda Aleviler gibi orada mücadele ediyorlar. Kendi sorunlarını dillendiriyorlar.

4)15 Temmuz darbe girişimi ve ardından başlayan demokrasi nöbetleri sırasında bir çok Alevi Mahallesi’ne karşı saldırı girişimleri bir çok kuruma yönelik tehditler ortaya çıktı. Meclis’e de taşınan bu olayları göz önünde bulundurarak 15 Temmuz darbe girişiminin Aleviler üzerindeki etkilerini bize anlatabilir misiniz.

Sistem her zaman kendine bir düşman ve bir de sahip yaratarak ve bunların ikisini çatıştırarak kendini devam ettiriyor. O yüzden bugüne kadar Aleviler ve Kürtler çok sayıda katliama uğramışlar.

15 Temmuz darbe girişiminden sonra Türkiye’nin en masum halkı Alevilerdir. Çünkü hiç bir zaman, hiç bir zaman siyasal İslam’la hiç bir ilişkileri olmamıştır. Hatta ve hatta Fethullah Gülen örgütünün Türkiye’deki en büyük mağdurları Aleviler’dir. Çünkü Fethullah Gülen devlet yapılanmasındaki bu yükselme sistemini elinde tuttuğu için hiç bir Alevi’yi hiç bir devlet kurumuna almaz. Bugüne kadar bakın 81 ilin valisine bir tanesi bile alevi değildir. Kaç tane ilçe var tam olarak bilmiyorum ama yöneticilerinin yüzde 95’i sünnidir. Aralarına bir kaç tane alevi karıştıysa da onlar sünnileşmiş alevidir. Askerin içinde olan Aleviler’de Ergenekon adı altında bazısı gerçek darbeci olsa da bir çoğu sadece alevi oldukları için atılmıştır. Mesela sadece Alevi olduğu için atılanlardan biri Ali Tatar’dır. Ali Tatar’ın ölümü kendi üstüne atılan suçu kabul edememesinden dolayıdır.

Şu an sokaklarda demokrasi nöbeti tutan insanlar, geçmişte Fethullah Gülen cemaatinin güçlenmesinin temel taşları oldular. Bunların inançlarını kullanarak, bunların kendilerini kullanarak, AKP’yi kullanarak(hoş AKP’nin de çok ayrı durduğunu düşünmüyorum sonradan ayrıştılar) bunlar birbirlerini büyüttüler. Fethullah Gülen’in cemaatine darbe vurulacaksa ilk olarak AKP’nin kapatılması lazım.

Darbe girişimi sonrası bile direkt Alevi mahallelerine saldırılıyor. Düşüne biliyor musunuz, mağdur bir daha mağdur ediliyor. Zihinlerinde Alevi mahallelerine saldırın, Kürtlere saldırın düşüncesi var.  Devletin pompaladığı düşmanlık nedeniyle yine alevi mahallelerine yöneldiler. Ama bu kez erken vazgeçtiler çünkü Aleviler artık eski aleviler değil.  Aleviler çok net bir şekilde kendilerine yönelik herhangi bir saldırıda artık eskisi kadar sessiz kalmayacaklarını ve kendi öz savunma yapacaklarını ilan ettiler ve bunun üzerine bu saldırılar kesildi, diye düşünüyorum.

5)Yaklaşık beş altı yıl önce Maraş’ın Sivricehöyük Mahallesinde Alevi köylerinin ortasına kurulacak bir göçmen çadır kenti yapmak istendi. Maraşlı aleviler de kendi yaşam alanlarını savunarak, Suriyeli mültecilerin yaşam hakkına karşı olmadıklarını ancak hükümete ve (?) güvenmediklerini bunun da sebebinin kampın IŞİD, El Nusra gibi kendilerini tehdit eden örgütlere açılacağına dair endişelerini, kaygılarını dile getirerek kendi yaşam alanlarını savundular. Bu süreçte sizde yakalış 2 ay orada kaldınız. Neler gözlemlediniz kısaca anlatabilir misiniz?

Terolar Köyü’nde sivil örgütledikleri kampın o kadar çok zararı var ki bu anlatmayla bitmez. Bölgeyi çok yakından bildiğim için o kampın hem bölgede yaşayan halklara, hem doğaya, hem de yerleştirilecek olan insanlara da bir yararı yok aslında.

Oradaki kampa karşı çıkmadı gereken tek kesim aleviler değil aslında. Daha ziyade insan hakları örgütlerinin emek örgütlerinin de bu işe karşı çıkması gerekiyordu. Hazır ucuz iş gücü varken bir de bu bölgenin yanına organize sanayi bölgesi yapılıyor. Yani bu ucuz iş gücünü kullanmak için ellerini ovuşturan sermaye sahipleri var aynı zamanda.

Bu kampın doğaya ve ekolojik dengeye verdiği de çok ciddi zararlar var.  Gölden şu kaynakları kurudu şimdiden. Mahallenin suları kirlendi, hayvanları hastalandı, tarımda inşaat tozlarını koyun içinde olduğu için tarım çok ciddi zarar gördü. Bu bölge çok güçlü, birinci sınıf tarım arazilerine sahip bir bölge ve bölge halkının tamamı da bu tarlaları kullanıyor, her şey ekiliyor. Senede iki defa verim alınan bölgeler bunlar dolayısıyla bu bölgedeki ekolojik yapıyı yok etmek de başlı başına bir insanlık suçu.

Savaş yüzünden yerinden yurdundan edilmiş bu insanların hepsinin böyle yaftalanması doğru değil elbette böyle bir derdimiz  de yok savaş yüzünden yerinden yurdundan edilmiş insanlara yönelik bir saldırımız da yok. Ama Antep’teki, Maraş’taki, Kilis’teki bu kamplarda bu örgütler eğitim alıyor. CHP’li bir çok milletvekili bu kampları ziyarete gitti içini gezemedi, kimse gezmedi çünkü denetime açık kamplar değil. Dolayısıyla içeride ne oluyor biz bilmiyoruz. İçerde ne olduğunu bilmediğimiz kamplarda kendi varlığını alevi karşıtı lanse etmiş ve biz  Muaviye’nin askerleriyiz diyen Suriye’deki katil örgütlerin bu kamplarda eğitim almayacağının güvencesini kimse Alevilere veremez. Bir insanlar bir gün önce kahve içtiği kişi tarafından, kendi komşuları tarafından öldürülmüş insanlar, alevi diye ihbar edilip bin bir canilikle öldürülmüş insanlar. Gözlerinin önünde yapılmış bunun tanıkları hala yaşıyor, gözlerinin önünde yapılmış gibi anlatıyor. Bu korkunun devam etmesi kadar normal hiç bir şey yok. Bu halkın bu Kampı istememesi kadar normal hiç bir şey yok.

“Aleviler hani insancıldı, neden kabuk etmiyorlar?” tarzında bazı propagandalar yapıldı ama o propagandaların gerçeklikle bir ilişkisi yok. Çünkü Aleviler çok ciddi şekilde bu insanlar tarafından sadece Aleviler değil kendilerine biat etmeyen Sünniler, Şiiler dahi geçmişte bu insanların katliamların uğramışlar. Devlet hemen o kampların yapımını durdurmalı başka bir yolu yok bunun.

 

6)Her geçen Aleviler dahil olmak üzere toplumsal muhalefet daha fazla bakılara maruz kalıyor. Siz hem bir Alevi olarak hem de bir Alevi Bektaşi Federasyonu yöneticisi olarak bugün Aleviler üzerinde baskılara ve tedirginliklere karşı ne yapmayı öneriyorsunuz?

Bütün Alevi örgütleri dahil olmak üzere her ne olursa olsun, Alevi halkının birbiriyle iletişim halinde olması gerekiyor. Birinin parmağı kanadığında herkesin parmağının kanamış olması gerekiyor. Birinin canına bir darlık geldiğinde hepsinin o darlığı hissedip bir olmak gerekiyor bunun başka bir yolu yok. Çünkü artık devlet hem Alevilere saldırıyor, hem Aleviliğe saldırıyor bu yolun ve erkanın devam etmesi için bir olmaktan ve diri olmaktan başka hiç bir şans yok. Terolar’da yaşanan sıkıntı Çanakkale’deki Alevinin de sıkıntısı olmalı. Bunun başka bir yolu yok. Alevilere karşı verilmiş bu topyekun saldırıyı yıkmak için topyekun bir savunma hattı oluşturulmalıdır.

7)Bugün toplumun can yakan sorunlarından birisi de kadın sorunu. Hem alevi hem kadın kimliğiyle varlığı sönükleştirilen alevi kadınların görünür kılmak adına bugün özel bir çalışmanız var mı? Ve yaşadığımız coğrafyada alevi bir kadın olmak sizce ne anlama geliyor?

Aslında Alevi bir kadın olmak Anadolu’da, tarih geriye gidiyor gibi bundan yüz yıl iki yüz yıl önceki Anadolu’da alevi bir kadın olmak bundan çok daha özgür, çok daha güvenilir ve çok daha söz sahibi bir noktada olmak anlamına geliyordu. Dolayısıyla bu şehirleşme ile birlikte bir karma yaşama geçildiğinde Sünni kültürün verdiği o kadınları eve hapsetme algısı neredeyse Aleviler üzerinde de bir değişime neden olmuş, dolayısıyla kadın kendini biraz daha eve hapsetmeye başlamış ama son zamanlarda durum biraz bunu biraz kırmaya başlıyoruz.

Alevilikte kadın erkek yoktur Alevilik’te can vardır. Bir kadının eve tıkılmasının, evde erkeğin arkadasın da olmasının özünde Alevilik yoktur; Aleviliğin bozulması vardır. Dolayısıyla Alevilik üzerindeki asimilasyonu kırdığımız noktada aslı da bunu da kıracağız. Çünkü bu yüz yıl önce, iki yüz yıl önce Anadolu’daki kadın Aleviliğin geleneğinde dedeler ne kadar önemli bir yere sahipse analar da o kadar önemli bir yere sahiptir. İnsanlar anaların elinde el alırdı. Anaların Pişirici taşıdığı aşlarla insanlar doyardı. Posta oturan bir sürü ana vardı şimdilerde çok az mesela .

Aynı zamanda devlet de erkek bir devlet, halk da erkek bir halk. Kadının aynı zamanda hem kendi inancının asimilasyonunu durdurmak için bir savaş vermesi lazım hem de erkekleşmiş bu düzenekarşı mücadele vermesi gerek(her düzen erkektir; STK’lar düzeni de erkek, dernekler düzeni de erkek). Bu ancak dişiyle, tırnağıyla kazıya kazıya bu noktaya kadar geliyor.

Şu noktadan sonra özellikle benim yapmak istediğim -Alevi Bektaşi Federasyonu’nda kadın ve gençlik örgütlenmesinden sorumlu başkan yardımcısıyım ben- Türkiye’de bir alevi kadın meclisi oluşturmak. Bu alevi kadın meclisinin Alevi Bektaşi Federasyonuyla organik bir bağı elbette olacak.

Alevi Bektaşi Federasyonu’nun üyeleri arasından böyle bir alevi halk meclisi kurmayı hedefliyoruz. Diğer kadın örgütleriyle, diğer kız kardeşlerimizle birlikte her türlü saldırıya karşı omuz omuza mücadele vereceğimiz bir kadın örgütlenmesi oluşturmaya çalışıyoruz. Yaklaşık Aralık-Ocak-Şubat gibi alevi kadın kurultayıyla zaten bu oluşumu ilan edeceğiz. Yavaş yavaş Türkiye’de alevi kadınlarda, kadın alevi geleneğinin de bir gereği olan kadınların daha ön planda olması ve STK’larda daha ön planda olması için her türlü çabayı sarf edeceğiz. Bana göre savaş erkektir,  barış kadındır. O yüzden kadın örgütlenmesinin daha güçlü olması gerekiyor.