15 Nisan 2017 Cumartesi, 15:59
Resul Kocatürk
Resul Kocatürk resulkocaturk@umutgazetesi.org Tüm Yazılar

Damla, mavi ve yaşam…

Uçsuz bucaksız evrende savrulurken dört bir yana, ne olduğunu, nerede bulacağımı bilmeden güzellikleri, sevgiyi ve bilcümle yaşamı-yaşamın anlamını arıyordum umarsızca… Bağrına tutunduğum bulutlarla gezinen, güneş ışınları altında göz kamaştıran ve zifiri karanlıklarda yıldızlarla sohbete koyulan küçücük bir su damlasıydım göğün mavisinde salınıp duran. Nasıl mutluydum rüzgarla birlikte bir o yana bir bu yana savrulup dururken, coşkuluydum kuşlarla birlikte sınırsızca kanat çırparken ve gökkuşağı olup bir baştan bir başa yeryüzünü kucaklarken.

Kimi zaman göğün mavisinde süzülen kuşların kanadına tutunur, rüzgâra karşı çığlık çığlığa uçar, meydan okurdum fırtınalara. ‘’Kaygısızca süzülmek midir yoksa yaşamın anlamı ve de güzellikleri’’ diye sorardım yoldaşım kuşlara… ‘’Yaşam da güzellikte biziz, bizim kanatlarımızdır’’ derler ve ardından ‘’Özgürlüktür, engin mavilerde özgürce kanat çırparak süzülebilmek, rüzgarlara, fırtınalara başkaldırmaktır, direnmektir’’ derlerdi, haykırışa dönüşen bir çığlıkla. Ne var ki, bu olamazdı tek başına yaşamın anlamı da güzelliklerde. An gelir, su damlası kardeşlerimle çoğalarak tutunduğumuz narin kanatçıkları ıslanıp ağırlaştığında özgürlükleri kalmaz ve ağırlaşan kanatları daha fazla direnemez olunca ya bir ağaç dalının ya da bir taş kovuğuna sığınırlar; sessizce teslim ederlerdi özgürlüklerini, çoğalan damlalarımıza…

Öyleyse neydi yaşam-yaşamın anlamı ve de güzellikleri?! Bulmak, bilmek istiyordum gerçekliğini… Ilık bir sam yeli ile savrulup dururken sınırsız maviler içinde, karıştım bende uzun bir yolculuğa çıkan kardeşlerim arasına. Birlikte ne kadar güçlü olacağımızı bilmek hissetmekti bir amacım da. Belki de bir olmaktan geçiyordu güzelliklerin sırrına ulaşmanın yolu da! O an, karışmak istedim toprağa. Toprakta harmanlanıp çoğalarak hırçın bir nehir olmak; köpüre köpüre, bağıra çağıra akmak istedim. DENİZ olmak, yeryüzünün mavisiyle kucaklaşmak, yaşamı yaşamın anlamını ve güzellikleri hissetmek, gizini çözmekti hayallerim.

Akmaya başladım evrenin mavisinden yeryüzünün derin engin mavisine… Göğün mavisinde dansa durduğum güneşin ışınlarıyla vedalaşamamanın hüznüyle, zifiri bir gecenin karanlığında düştüm yola. Yolculuğuna çıktığım yeryüzüne yaklaştıkça beni hışımla kendine doğru çekerken öylesine bir heyecan ve coşkuya kapıldım ki bir an önce yeryüzünün bağrına kavuşmak için hızlandıkça hızlandım çok geçmeden buluştum toprağın sıcaklığıyla sevgiyle, coşkuyla sarıldım kuruyup çatlamış bedenine. Derinliklerine doğru yol alırken kardeşlerimle birleştim, büyüyüp çoğaldım. Çoğaldıkça sabırsızlanmaya başladım. Yakıcı bir özlem düştü yüreğime. Işıltısında dansa durduğum güneşin, zifiri karanlıklarında sohbete koyulduğum yıldızların ve uçsuz bucaksız mavinin hasretiyle yerimde duramaz oldum. Toprağın sıcacık boynundan ayrılarak, bir bahar sabahında tomurcuğa durmuş çiçekler arasında yeryüzüne aktım ve göğün uçsuz bucaksız mavisini gördüm yeniden. Öylesine mavi öylesine sınırsız ve öylesine özgür…

Toprağın şefkatli kollarında da bulamamıştım yaşamın anlamını ve güzelliğin kaynağını. Bağrındaki serin yataklarından akmaya başladım. Nereye gittiğimi bilmeden aktıkça daha da büyüdüm çoğaldım. Geçtiğim yerlerde çiçeğe durdu ağaçlar, nergisler, gelincikler ve otlar fışkırdı delicesine. Her birine dokunuşumda sevinç çığlıklarıyla köpük köpük coştum. Çığlıklarına, coşkularına ortak oldum. Ne var ki sorularımın karşılığını onlarda da bulamadım. O anda daha da çoğalarak delicesine akarak yeryüzünün mavi derinliklerinin serin kollarına kavuşmak istedim. Hesapsızca, kaygısızca atıldım. Göğün mavisinin görünmediği sık ormanlardan, dağların-tepelerin kıvrımlarından, senelerdir yerinden kıpırdamayan koca koca kayaları peşimde sürükleyerek tüm engelleri aşıp parçalayarak başkaldırırcasına atıldım. ‘Sarı sıcak başakların’, otların-çiçeklerin rüzgarla dansa durduğu ovaya ulaştığımda soluklandım, derin bir uykuya dalarcasına duruldum. Rüzgarla dansa duran başakların, otların ve rengârenk çiçeklerin büyüsüne kapılarak içten içe akarken sordum, sarı sıcak başakların, nazlı nazlı uçuşan renk cümbüşü kelebeklere. ‘’Yoksa rüzgarla dansa durmak mıdır?’’ dedim, boynunu bükmüş gülümseyen kıpkızıl bir gelinciğe. Onlarda cevap olmadılar sorularıma. Hâlbuki yoldaş olmuştum ben onlara! Cevap bulamayınca sorularıma isyana durdum kabarıp köpürdüm, taştım yatağımdan. Zorlu bir dağı kıvrıla kıvrıla, çağlaya çağlaya aşarak serin bir şafak vaktinde yeryüzünün engin mavisine ulaştım. Gördüm mavinin çırpınışlarındaki canlılığı, isyanı ve de hasreti. Bir an önce sıkı sıkı sarılmak, derinliklerine inmek istedim coşkuyla, sevinçle aktım ve tereddütsüz karıştım derin sularına.

Göğün uçsuz bucaksız mavisinde salınıp duran küçücük bir damlaydım. Dans edercesine salınan nazlı bir bulutken süzüldüm yeryüzünde nehir oldum. Kabardım köpürdüm, başkaldırdım tüm engelleri aştım. Deniz oldum, derya oldum, gizemli derinliklerine indim indikçe derinliklerinde dinginliği buldum. ‘’Yaşam derinliklerde gizlenmiş güzellikler midir?’’ diye sordum, kollarında salınıp durduğum derin maviye! O anda bütün güzelliklerini serdi önüme… Önce nazlı nazlı salındı durdu, olmadı çırpındı dev dalgalarıyla kükredi yine de cevap vermedi sorularıma.

Bir o yana bir bu yana aktım durdum. Dalgalarında gezindim, derinliklerinde dolaşıp gizlerine, güzelliklerine dokundum. Sevdalıların gözlerini kamaştıran yakamozlarla oynaştım, ayın ışıkları altında sordum yakamozlara. ‘’Yaşam senin muhteşemliğinde parlayan gizinde midir?’’ diye. Işıldayan güzelliği karşısında büyülenmiş gözlerle kendisini izleyen sevdalıları gösterdi muhteşem ışık dansıyla. İnsan olmak istedim o anda. Döl oldum genç bir erkeğin bedeninde zifiri karanlıklarda sohbete koyulduğum yıldızlı bir gecede düştüm genç bir kadının rahmine. Can oldum canlı bedeninde. Hiç hissettirmeden an be an büyüdüm, toprağın derinlikleri gibi sıcaklığı ve şefkatiyle beni saran karanlık yuvada! Büyüdükçe sığmaz oldum sıcacık yuvama. Göğün ve yerin mavisini özledim yine… Yıldızlarla sohbete durmak, güneşin ışıltılarında dans etmek ve ille de yaşamı, yaşamın anlamını ve de güzellikleri insana sormak istedim.

Gün geldi, küçücük bir su damlasıyken salınıp durduğum göğün mavisine, yıldızların parıltısına ve güneşin sarı sıcağına açtım gözlerimi. Emekledim, yürüdüm, düştüm kalktım ve zamanla büyüdüm. Sordum birlikte büyüdüğüm insanlara; ‘’Yaşam, doğmak emeklemek, yürümek büyümek ve ölmek midir?’’ diye onlarda cevap veremediler sorularıma. Büyüdüm koştum, güldüm ağladım, hüzünlendim coşkulandım… Doğayı, insanı ve insandan yana güzellikleri tanıdım. Umudu öğrendim, isyanımı büyüttüm… Gün geldi insanı ve insandan yana güzelliklere sevdalandım. Ve sevdamın peşinden düştüm yollara… Göğün mavisinde salınıp duran su damlası gibi hesapsızca, kanat çırpan bir kuş gibi özgürce, bir nehir gibi delicesine akarken kaygısızca ve yerin-göğün mavisi gibi sınırsızca sevdim… İşte o zaman anladım ki; YAŞAM SEVGİDİR, GÜZELLİKTİR. AŞKLA SEVEBİLMEKTİR MAVİ DÜŞLERDE KAVGADA BÜYÜYEN UMUDUN GÜZELLİKLERİNİ.