27 Nisan 2017 Perşembe, 14:48
Kamil Yıldız
Kamil Yıldız kamilyildiz@umutgazetesi.org Tüm Yazılar

Rekabet, şiddet, savaş

Dün nasıl başladı? Bugün nasıl kuruldu? Sular nasıl bulanıp nasıl duruldu? Bu sorular nerede ve neden soruldu? Bir sordu, pir sordu; çok koştu ve muhteşem yoruldu. Tohum nerede düştü toprağa? Nasıl filizlendi, neyle beslendi ve neden yeşerdi? Niçin döllenip çiçeklendi? Kim/kimler tarafından ve ne zaman yaşamın kural ve kaideleri konuldu ve bellendi?

Yaşama ağrısı asılınca boynuna, çaresi yok var olacaksın. Yaşam yoluna koyulacaksın. Binlerce yılın yaşanmışlığını bir çırpıda aşarak, zamanın akış hızına ve yavaşlığına şaşarak, Kapitalist barbarlık çağında sürekli ve daha fazla koşarak var olacaksın. Doğduğun bir yarışlar dünyasıdır. Yarış ve rekabet sarkacında bir sağa bir sola salınılır. Sağa gitsen rekabet sola gitsen yarış. Salınım güç ister, güç hareket ve enerjiden doğar. Hareket ve enerjiyi yaratmak için nice canlar yanar, yok olur. Nice enerjiler bir hiç uğruna tüketilir. Nice varlıklar yok olup niceleri yeniden kurulur. Kapitalist barbarlık çağında bu bir kültür, bu bir yaşam tarzı olur. Bu topluma öğretilmiş ve yanılsamalı bir yaşam farzıdır.

Kapitalist ekonomi politiğin devamı; rekabetçi ve yarışmacı toplumsal ilişki tarzının derin bir yaşam anlayışı haline gelmesine ve  belirleyici ölçüde toplumsal kabul görmesine bağlıdır. Her birey ve toplumsal grup kendini buna göre düzenlemelidir. insan ilk aklı ermeye başladığından itibaren bir yarışın ve rekabetin içinde bulur kendini. Aynı evde kardeşler birbiriyle yarışır. Aynı mahallede komşu komşuyla… Aynı sınıfta en yakın arkadaşlar birbiriyle yarışır. Kendi durumunu diğerine göre tanımlayarak mutlu/mutsuz olur. Eğer en yakın arkadaşından durumu bir kıl payı iyiyse bundan mutlu olabilir. Kardeşinin nesi varsa onunda olsun ister. Bu bir ihtiyaç olduğu için değil, onunla kendisini eşitlemek, yarışta onunla denk olmak için yapar. Birinin başarısızlığı öbürünün düşük düzey başarısını daha görünür kılar. Mantık yarışma ve kazanma üzerine kurulur, ilişkiyi rekabetin kuralları belirler.  Yemek yemek bir yarıştır. Bilmek, öğrenmek ve yapmak bir yarış. Hep bir başkası üzerinden tariflenir kişinin yaptıkları. Hep yarışacak birileri bulunur. Yarışsız bir yaşam tasavvur bile edilemez. Eğer hiç kimseyle ve hiç bir şeyle yarışamazsa, insana, kendi kendisiyle yarışı önerilir.

Yarış; günlük yaşamımıza ve dilimize öylesine girmiş ve yerleşmiştir ki, bir yarış içinde olunduğu dahi fark edilmeden yarışıp durulur. Günlük yaşam toplumsal sistem dışı değildir. Tersinden söylersek her toplumsal sistemin tekabül ettiği bir günlük yaşam tarzı ve anlayışı vardır. Tamtamına günlük yaşamın her toplumsal sisteme göre aldığı bir öz ve biçim var. Toplumun ve bireylerin gün içinde yaşadığı tüm rutin ilişki ve faaliyetleri nefes aldığı hiç bir anı felsefe dışı olamaz. Yaşadığı felsefeye göre mantık metodunu belirler.  kullanılan kavram ve dilden alışkanlıklara varana kadar her şeyin şekillenişinde ve temellenişinde bu vardır.  Kapitalizm salt bir ekonomik sistem değil, bütünlüklü bir toplum projesi, yaşam tarzı ve felsefesidir. Bunun temel önemli işleyiş yasalarından sadece biri rekabettir. Rekabetçi zihniyet ise kendini yarışmak üzerine kurar.  Yarışmak, kazanmak daha fazla yarışıp daha fazla kazanmak ve sahip olmak üzerine kurulur tüm yaşam ilişkileri… Rekabet daha çok ekonomi politik bir kavram… Her yarışın ve rekabetin varacağı bir menzil var. Eğer son nokta zirve ise orayı sürekli zorlayan rakipler, yarışçılar olacak. Sistemin çarkı böyle devredip duracak, birileri o zirvedeyken diğerleri onu zorlayacak. İlk fırsatta, onu alaşağı edip yerine oturacak. Rekabetçi sistemin tek elli konakta geldiği son nokta… Toplumların kültüründen, ahlaki değerlerine varana kadar her şeyine derinlemesine işlediği tartışılmaz.

Bireysel ya da grupsal mülkiyet kapitalist toplumsal sistemin kök hücresidir. Yarış ve rekabetin de temeli… Evet kişisel ve grupsal mülkiyet doğup miras olarak devri devran etmeye başladığından beri

insanlık rekabet, şiddet ve savaş sarmalında dönüp durmuştur. Bu öylesine bir durumdur ki elinizde var olanla yetinemezsiniz. Yarış dışı kalmayı tercih dahi edemezsiniz. Yarış dışı kalmak, var olamamaktır. Var olmak istiyorsan yarışacaksın. Mülk sahibi olacaksın. Olanla yetinemezsin. Olduğun yerde duramazsın. Eğer bir gün önceki durumunda bile olsan rekabet ettiklerin karşısında bir gün kaybedersin. Mülkiyetin yasasıdır. Mülk bireysel olduğu gibi grupsal da olabilir. Bütün anonim şirketler bir tür grup mülkiyetidir. Ancak hepsin yöneten kapitalist mülkiyetçi anlayıştır. İşte bunun rekabet koşulları, yarış koşulları ise kuralları güçlünün koyduğu, güçlünün her zaman haklı olduğu kurallarıdır. Kazanmak için hiç bir ahlaki kural kaide yoktur. Tek kural kazanmak için her şey mübahtır.

Her yarışta olduğu gibi önce normal koşullarda ve nispeten tarafların birbirine doğal ve bazı “hukuki” ya da “ahlaki” kurallar çerçevesinde davranmasıyla başlar. Güçler dengesi özellikle bazılarının açık lehine ve ciddi bir yenişememe durumu yoksa işin içine komplo yöntemleri girmeye bilir. Çünkü sonucun değişmesi için koşullar komplo ile başarı kazanmaya izin vermemektedir. Ancak taraflar arası rekabet ve yarışta, başabaş ve yenişememe durumu varsa, ya da biri mutlaka diğerinin alanına girmek zorundaysa o zaman artık normal sistem ölçüleri aşınmaya başlar. Sistemin kendi koyduğu “hukuki”, siyasal, sosyal vs tüm ölçüler adım adım ortadan kalkar. Egemen sistemin gerçek yüzü ve ölçüleri artık kendini dayatmaya başlar. Normal barışçıl yollarla artık sistem güçleri birbirine güç yetiremez, birbirinin alanına giremez ve yenişemez. Bu durum uzun süremez. Mutlaka bir taraf diğerini geriletmeli üstün konuma geçip, kendini büyütmelidir. Güçler adım adım birbirine komplolar kurmaya, şiddet ve hile yöntemleri geliştirmeye başlarlar. Her güç kendi alanını korumaya çalışırken, diğerinin alanını dağıtmaya, iç bütünlüğünü bozmaya, o alanda girebileceği gedikler yaratmaya çalışır. Bunun için artık bazı şiddet ve komplo yöntemler, sistemin normal ölçülerinin yerini almaya başlar. Erdoğan ve Gülen Cemaati arasındaki rekabet ve çatışma bu duruma cuk diye oturan bir örnektir.

16 Nisan referandum süreci ve sonrası da bu konuda oldukça net veriler sunar. Sistem hiç bir yasal ve işleyiş kuralını tanımadı. Taraflardan biri R.T. Erdoğan’dı ve seçim yarışının tüm kurallarını koyabilmek için her şeyin mübah olduğunu örnekleriyle gösterdi. Kapitalist sistemin işleyişine aykırı hiç bir şey yapmadı. Açık ve seçik olarak kapitalist sistemin gereklerine uygun hareket edip, rakiplerini yenmek, etkisizleştirmek için elindeki tüm güç ve olanakları kullandı. Burada da açıkta görülmüştür ki, sistemin hiç bir hukuki ve ahlaki değeri yoktur ki, bizzat egemen sistem tarafından çiğnenmesin.  İşleyişi ve davranış belirleyen rekabet ve kimin yeneceği, kimin neyden, ne kadar pay alacağıdır.

16 Nisan süreci baştan sona komplolar ve düşük yoğunluklu bir savaş ve şiddet ortamında gitmiştir. İktidar güçleri karşıtları üzerinde “sınırlı” bir şiddet uygulamış, onların hareketini ve barışçıl mücadele olanaklarını yapılabilecek en üst düzeyde sınırlamıştır. Buna rağmen başarılı bir sonuç alamadığı ortadadır. Artık egemenler arası rekabet şiddet kullanılmadan yürütülemez noktaya gelmiştir. Evet sistemin varmaktan kaçınamayacağı son konak… Egemenler arasındaki şiddet her geçen gün daha çok tırmanacak. Bunun bir sonraki aşaması tarafların karşılıklı şiddet aygıtlarına sarılmasıdır. İşte rekabet, şiddet ve savaş sarmalının son aşamasına doğru gidiş bu nedenle çok net bir Türkiye örneğiyle önümüzde duruyor.

Her toplum biçimi kendi kurallarını ve var oluş koşullarını belirler. Rekabet ise rakiplerin karşıtlarını yenerek, yok ederek, alıp kendine katarak var olma durumdur. Tek geçer akçe ne yaparsan yap ama yarışı ve rekabeti kazan. İşte kapitalist sistemin altın kuralı. Bu hem Türkiye iç siyasetinde hem Orta-doğu güçler ilişkisinde hem de dünya dengelerinde geçerli tek kuraldır. Sistemin bu işleyişi her bireyin günlük yaşamına sinmiştir. Çünkü bütün toplumu bu ilişki tarzı girdabına çekmeden bütün olarak yaşayamaz. Herkesin birbirinin kurdu olması gerek ki, sistem tehdit altında olmasın.  Zirveye varıldı denilen nokta ise artık sistemin var olma sorunu yaşadığı durumdur. Rakipsiz denilen nokta ve durum ise kapitalist barbarlığın çıkmaz sokağı, uçurumdan önceki son zirvedir.

Bu zirve kanlı kapışmaların, büyük ve kahredici yıkımları getiriyor. I ve II dünya paylaşım savaşları bu yıkımların en unutulmaz ve en büyük yıkımlarıdır. Şimdi Orta-doğu’da yaşanan savaş ve çatışmalar da dünya çapında egemen farklı odaklar arasındaki çatışmanın bölgesel halidir. Türkiye’de egemen güçler arasında böylesi bir çatışma ve savaş hali gelip kapıya dayandı.  R. T. Erdoğan savaş ilanını yapalı çok oldu. Karşıt güçlerin bu konuda hazırlıksız olduğunu düşünmek ise sistemin işleyiş gerçeğini hiç anlamamak olur. Peki bunun karşısında hangi güçler nasıl konumlanacak? Bunlarında bir tür savaş durumuna göre konumlanması kaçınılmaz… En başta da kemalist cenah bu konuda boş duramaz ve durmayacaktır. Erdoğan’ın şimdiki en güçlü rakibi ve yöneleceği güçlerden biri budur. Zaten bunun dışındaki tüm güçlere 2015 haziran seçimlerinden önce başlattığı saldırıyı boyutlandırarak artırmaktadır. Bu durum hızından bir şey kaybetmeden sürecek.

Rekabet, şiddet ve savaş sarmalına giren Türkiye ve Orta-doğu’da halkların özgürlük güçleri ve sınıf mücadelesi veren emekçi kitlelerin kendisini her gün ve her an bu savaşa göre konumlandırması ve hazırlaması acildir. Öncelikli ve ertelenemez hazırlıklar var. hem anlayış ve zihniyet olarak hem de pratik ve maddeten yapılmak zorunda olunan hazırlıklar var.  Sistem için en büyük tehdit, rekabet ve yarışa hayır çekip, her türlü mülkiyete ve mülkiyetçi ilişki tarzına reddiyedir. Grupçu devrimci “mülkiyet” anlayışında da reddiye hareketi olarak kendini hazırlamaktır. Türkiye devrimi adına atılan en küçük taş bütün devrimci güçlerin ve işçi sınıfının özgürlük ve halkların kurtuluş mücadelesinin değeridir. Şimdi çok daha dikkatli, titiz ve deneyimlerden süzülüp gelen bir soğuk kanlılıkla, bir karınca sebatı ve inadıyla, halkı ve emekçi kitleleri kendi öz savunmasına hazırlama zamanıdır. Direniş odakları kurup göz önündeyken düşmana görünmemeyi becerebilmektir. Kazanacak potansiyel birikime ve güce sahibiz. Bu gücü harekete geçirecek, güven verici önderliği yaratmanın koşulları var. İstikrarlı adımlar atıp, mücadelenin temel alan ve mekanlarına konumlanan, mevziler tutan hazırlıklar ivedi görevlerdendir. Deniz’leri kapsanıp aşanlar  Dava’nın yol açıcıları olacak.