Referandum ve Erdoğan sonrası için düşünmeye ve hazırlığa çağrı – Demir Küçükaydın

Umut Gazetesi olarak yayınladığımız bu yazı, “https://demirden-kapilar.blogspot.de/” adresinden alınmıştır

27 Mart 2017 Pazartesi, 09:11

Referandum sonrası için düşünmeye ve hazırlığa çağrıda bulunmak, suyu görmeden paçaları sıvama gibi görünebilir.

Çünkü kapitalizme geçişten beri; yani Greenwich Rasathanesi’nin üzerindeki fiktif meridyenin kabulünden ve bir “dünya saatine” geçişten beri; yani örneğin bu Şark despotluğunu, bu Nemrutlar, Firavunlardan kalma antik devleti ve onun egemenliğini sürdürebilmek için modernleştirme çabalarından dolayı, aydınlanmacı Monarklardan biri olarak tanımlanan Abdülhamit tarafından, şehirlerin meydanlarına saatler dikilmeye başladığından beri, hızlanan bir zaman içinde yaşıyoruz.

Bu nedenle dünyada her an, her şey ve bütün dengeler değişebilir.

Hele şimdi artık zaman, atom saatlerinin ve kristallerin saniyede bilmem kaç milyon kerelik titreşimlerinin hassasiyetiyle otomatik olarak ayarlanırken, öyle hızlanmıştır ki, bir zamanlar yüz yılda geçen değişimler birkaç gün içinde gerçekleşmektedir. Artık bir zamanlar Demirel’in dediği gibi “politikada 24 saat çok uzun zamandır”.

Bu nedenle, böyle bir zamanda, bir ay sonrası için, referandum sonrası için hazırlanmaktan söz etmek tam anlamıyla “suyu görmeden paçaları sıvamak” olarak tanımlanabilir.

Kaldı ki, Ortadoğu ve Türkiye, zamanın akışının ekstradan hızlandığı bir altüstlük ve istikrarsızlık dönemi yaşıyor.

Bütün bunlar elbet veridir.

Ama devrimcilik demek biraz da en azından genel gidiş ve eğilimler hakkında bir öngörü ve hazırlık da demektir.

Bu nedenle iyi bir Sosyolog (yani toplumun hareket yasaları hakkında az çok bir kavrayış, bir Marksist) olmadan iyi bir devrimci olunamaz.

Tam da zaman ve gelişmeler çok hızlandığı; her türlü sürpriz olabileceği için, hazırlıksız yakalanmamak için önümüzdeki dönemde bizi bekleyen sorunlar ve görevler için şimdiden hazırlıklı olmak, fikir jimnastikleri yapmak, tartışmak gerekiyor.

Çünkü özellikle Ortadoğu’da ve Türkiye’de belki de bir tarihsel fırsat var aynı zamanda. “İnsan Hakları” ve “Demokrasi” belki Ortadoğu’ya gelebilir ve Ortadoğu kapısından Asya’ya girebilir.

Bütün peygamberlerin mücadele ettiği ama son duruşmada yenildiği; artık modern araçlarla donandığı için daha da korkunçlaşmış Ortadoğu’nun Şark despotluklarına karşı mücadele; aynı zamanda uluslara ve ulusçuluğa karşı mücadeleyle birleşip, yeryüzündeki bu bütün uluslara ve ulusal devletlere karşı bir mücadeleye dönüşüp insanlığa bir kurtuluş yolu açabilir.

Bu olanağı kaçırmamak için, Referandum ve Erdoğan sonrası için düşünmeye ve tartışmaya başlamakta yarar var.

*

Daha önce “Erdoğan Kaybetti” yazımızda da ifade ettiğimiz gibi, Erdoğan gidici.

Bunun için anket sonuçlarına bakmak gerekmiyor.

Anket sonuçlarından öğrenilemez sonuçların ne olacağını; güç dengeleri belirler ve seçimler ve referandumlar son duruşmada o güç dengelerindeki değişmeleri yansıtırlar.

Bu nedenle güç dengelerine bakıyoruz

Bir süre önce yazdığımız yazıda, Suriye’de tüm politikaların iflas ettiğini, Türk devletinin, Suriye’de “Kürt anasını görmesin” hedefine bağlı olarak, Suriye devletinin güçlenmesi ve böylece Rojava projesini engellemeye yönelik bir stratejiye geçeceğini; böyle bir stratejiyle birlikte Erdoğan’ın orada bulunmasının ve durmasının imkânsız olacağını belirtmiştik.

Buna bağlı olarak da Devlet Sınıfları’nın, yani şu liberallerin “Vesayet sistemi” dedikleri “Askeri Bürokratik Oligarşi”nin yani bu binlerce yıllık Şark despotluğunun, Erdoğan Sonrası için böyle bir politikayı oturtmak; yani hem Suriye devletini desteklemek hem de Kürtleri ezmek ve Kürtlere karşı savaşa devam etmek hedefine yönelik olarak en ideal kombinasyon olacak şekilde, AKP içindeki muhaliflerle veya Referandum sonrası kopmalarla desteklenebilecek meral Akşener öncülüğünde bir CHP ve MHP koalisyonunu hayata geçirebileceğini yazmıştık

Gelişmeler böyle bir değişikliğin, sadece Askeri Bürokratik oligarşinin değil; uluslararası sermayenin ve büyük güçlerin de benimseyebileceği bir alternatif olduğunu gösteriyor ve bu öngörüyü doğrular mahiyette.

Birkaç gün önce Financial Times, Meral Akşener’i “Erdoğan’a rakip olabilecek tek lider” olarak vaftiz etti.

Kılıçdaroğlu demek, Genelkurmaydan brifing alıp öyle konuşan politikacı demektir. Tabii ille de brifing alması gerekmez aynı yaklaşımı içselleştirmiş veya zaten başka kanallardan mesajı almıştır. Neredeyse aynı gün Kılıçdaroğlu da şu sözleri etti:

Önerimiz süratle Suriye ile iş birliği yapıp savaşı bitirmeleri. Suriye iş birliği yapmadığımız sürece Suriye’nin toprak bütünlüğünü sağlayamazsınız.”

Elbet Kılıçdaroğlu’nun dile getirdiği, devlet sınıflarının yeni stratejisidir.

O halde verili güç ilişkileri ve dengeler bir ay içinde değişmediği takdirde Referandum’da Erdoğan kaybedecek ve bir süre sonra da gidecektir.

*

Ama bunlar gerçekleştiğinde, Devlet sınıfları Referandum’da yükselen muhalefeti böylece tekrar kendi sistemini düzenlemek için kullanmış olacaktır.

Yani aslında olacak olan, Mısır’da darbe ile sağlananın daha “demokratik” yollarla yapılmasından başka bir şey olmayacaktır.

Nasıl Mısır’da Firavunlardan kalma devlet, bayında Tahir isyancılarına destek sağlayarak sonraki pozisyonunu mümkün kıldıysa, bu referandumda da CHP ve MHP’nin hayırları aynı işlevi görmektedir ve görecektir.

Bu devlet, eğer böyle çıkmaza batmasaydı, Erdoğan ile bir sorunu yoktu. Erdoğan işlevini gördü. Devlet Ebedidir ya, bütün devletçi yazarların gönül rahatlığıyla her gün yazdığı gibi, hükümetler, parlamentolar gelir geçer ama “devlette devamlılık esastır”.

*

Bu kötü kadere son verebilmek için şimdiden, ne yapıp da son verebiliriz diye sormak, tartışmak, bir program, strateji, örgüt ve mücadele biçimleri tartışması yapmak gerekmektedir.

Hem de bu tartışmayı, bir örgütün veya sosyalistlerin veya İslamcıların veya Alevilerin veya Kürtlerin veya liberallerin vs. içinde değil, tümüyle hepsi arasında ortaklaşa yapmak gerekmektedir.

Böyle tüm demokrasi özlemlerine sahip muhalifleri kapsayan bir tartışma; entelektüel bir kafa yorma olmadan Demokrasinin gelmesi mümkün olmaz. Bizzat bu tartışmanın açılması, bunun gündem olması bir ideolojik egemenlik anlamına gelir ve bu sistemi en can alıcı yerinden vurur. Hayati önemdedir. Bu Türkiye’nin gündeminin değişmesi demektir. Bu sorunun doğru sorulması demektir. Bugünün soruları yanlıştır, yanlış sorulara doğru cevaplar verilemez.

Bir proje olmadan hiçbir şey olmaz.

İnsanı hayvandan, ayıran kafasında yapacağını önceden canlandırmasıdır.

İşte bu nedenle tüm muhalefeti, herkesi bütün imkânlarıyla, bu konudaki görüşlerini yazmaya çağırıyoruz. Lütfen kaleminizin gücüne ifade yeteneğinize vs hiç bakmadan yazın, konuşun ama bu sorunları tartışın. Sadece bu sorunların tartışılmasını sağlamaya katkınız bile başlı başına bir devrim ve gündem değişikliği anlamına gelir.

Hiç korkmamak gerekir. “Sırası mı şimdi?” dememek gerekir.

Bunca yıllık siyasi hayatımda 60’lar hariç hep “bunun sırası mı” dendi. Sürekli geriye gidildi. Bunun “Sırası” hiç gelmeyecek demektir bu.

Evet, şimdi tam sırası ve bu belki de son fırsat.

Tekrar bir program, strateji, mücadele ve örgüt biçimleri tartışması başlatmak gerekiyor.

*

Not: Yazının uzun hali altta linki yazılı olan blogta mevcuttur.

24 Mart 2017 Cuma

Demir Küçükaydın

@demiraltona

demiraltona@gmail.com

Yazılarımız şu adresteki blogta bulunuyor:

https://demirden-kapilar.blogspot.de/

Videolarımız şu adreste:

https://www.youtube.com/user/demiraltona

Yazılarımızı ayrıca ses dosyası olarak şurada paylaşıyoruz. Direk podcasttan veya indirerek dinlemek mümkün.

https://soundcloud.com/demirden-kapilar

Kitaplarımız buradan indirilebilir.

https://drive.google.com/open?id=0BxCB_Gtx8VYAcDREeTJVLW93MjA