Meşruluğun kıstası -A. Saydam

12 Mayıs 2017 Cuma, 23:36

YSK’nın “mühürsüz oyların da geçersiz sayılacağına” dair kararı üzerinden bir “meşruiyet” tartışması aldı başını gidiyor. Görülüyor ki kafalar karma karışık… Peki meşruluğun kıstası nedir? Pusulaların mühürlü olması, yasalara-hukuku uygunluk, Avrupa’nın-AGİT’in de “olur” vermesi mi? Ya da soruyu şöyle yapalım; Mühürsüz oylar gayrimeşru da mühürlüler meşru mu?
Meşruluğun kıstası
Kula kulluğun, sömürünün egemen olduğu cahiliye toplumlarında -yani bugün için modern denen dünyada- insanların seçme hürriyetleri hali hazırda kayıt altına alınmış vaziyettedir. “Özgür irade-tercih” denen şey, kula kulluğun devamlılığını-bekasını sağlayan zor ve ideolojik hegemonya aygıtları vasıtasıyla, insanların tercihlerine yönlendirilmesinden ibarettir. Bir kandırmacadır. Mühürsüz pusulalar şeklinde sahte oylar sandığa yerleştirilmiş olsa da olmasa da bahsedilen kula kulluk mekanizmaları istedikleri tercihi, doğrudan seçmenlerin kafalarının içine yerleştirmektedir. Bu açıdan bakıldığında meşruluğun hukuki-yasal şartların yerine getirilip getirilmediğiyle ölçülmesi aşikardır.
Diğer taraftan, iktidar gücünü mevcut muktedir kesimi meşruluğunu “yarıdan bir fazla” oluşuyla, kalabalık oluşuyla gerekçelendirmektedir. Peki elinde Kuran-ı Kerim ile meydan meydan dolaşanların kalabalıkları, İslam’da meşruluğun-doğruluğun bir işareti olarak mı değerlendirilmektedir? Hiç de değil! Kur’an’daki Seba Suresi’nde zenginlikleri ve kalabalıklarıyla övünenlere sesleniyor: “Bizi, bize yaklaştıracak olan ne malınız mülkünüz ne de kalabalıklarınınzdır.”* (Seba Suresi 37) kimdir bu zenginlikleri ve kalabalıklarıyla övünenler? HZ. Muhammed ve Müslümanlara işkence yapanlar, savaş açanlar, Kureyş’in egemenleridir, HZ. Musa’ya ve kavmine zulmeden firavundur. Kısacası tüm zalimlerdir.
Ali Şeriati’nin İncil’den paylaştığı bir ayet, Cahiliye toplumlarında kalabalıklara karşı yaklaşımın ipucunu veriyor: “Ey insanlar! Çoğu insanların gittiği yoldan gitmeyin. Az insanın gittiği yoldan gidin”* Adaleti hâkim kılmak uğruna mücadele eden peygamberler gibi.
Meşruluğun kıstası ne yasallık ne hukukilik ne de kalabalıklardır. Tek kıstas vardır, o da adalettir. Referandum ile alınan kararlar da sistemin bütünü de adaletsizdir, adaletsizlik üretmektir. Dolayısıyla gayri meşrudur.
Ne yapmalı?
Dün, insanların adaleti kendi elleriyle, kimseden icazet almadan -referandumsuz, seçimsiz- inşa ettiği günlerde, Haziran günlerinde, “önümüzdeki ilk seçimi” kurtuluş olarak örgütleyenler bugün de 2010’u işaret ediyorlar. Tarihin hiçbir safhasında cahiliye düzeni, cahiliyenin sınırlarında kalınarak söz ile tebliği ile yetinilerek yıkılamamıştır. Cahiliyenin bahsettiğimiz yapısı buna engeldir. Bilinmelidir ki bu kimseler -niyetleri ne olursa olsun- yenilgiyi örgütlemektedirler. Cahiliye toplumlarındaki “özgür” seçimlerle alakalı Ali Şeriati’nin dediği gibi: “Herkesin ‘özgürce’ konuşabildiği bu ‘özgür’ meydanda, daima yayalar geri kalacak ve atlılar kazanacaktır.”*
Yapılması gereken cahiliyenin-zalimlerin yalan dolan kapılarında merhamet aramak değildir. Cahiliyeyi bütünüyle alaşağı edip, enkazı üzerinde adaleti tahsis etmektir. Herkesi zor, meşakkatli ama onurlu olan bu yola davet etmektir.
“Çaresiz sizi korku, açlık, mallar, canlar ve kazançlarınızı kaybetme ile sınayacağız. Güçlüklere göğüs gerenleri müjdele.” (Bakara 155)

Kaynaklar
*Yaşayan Kuran – R. İhsan Eliaçık, Inşa Yayınları
* Ali – Ali Şeriati, syf 33, Fecr Yayınları
* Ali – Ali Şeriati, syf 548, Fecr Yayınları
*Yaşayan Kuran – R. İhsan Eliaçık, Inşa Yayınları