KJA yöneticisi Zeynep Altınkaynak: Bir çığ’ın ömrü bir çığlık kadardır – Röportaj

“Tüm eril egemenlikli güçler gibi AKP rejimi ve Erdoğan da toplumu hedeflerken, onun en dinamik gücü, toplumsal hafızası olan kadınları hedeflemiştir”

24 Kasım 2016 Perşembe, 18:13

KHK ile kapatılan KJA (Kongra Jinen Azad/Özgür Kadın Kongresi) Yürütme Kurulu Üyesi Zeynep Altınkaynak ile KJA’nın kapatılma süreci ve kadın mücadelesi üzerine konuştuk. Altınkaynak, sadece dernek binalarının değil yaşam olan tüm alanlarının mücadele alanı olacağını belirtti ve çarenin sokakta, örgütlenemde ve mücadelede olduğunu vurguladı.

1) Son süreçte bir çok dernek, sivil toplum kuruluşu kapatıldı. Bunlardan biri de KJA. Erdoğan kadınlara saldırarak ne planlıyor?

Erkek egemen sistem varolduğu günden günümüze, varlığını demokratik uygarlık güçlerinin kazanımlarına saldırarak, onların ötelenmesi, darbelenmesi, mümkünse yok edilmesi üzerine kurgulamayı hedeflemiştir. Eril sistem ve onun sürdürücüsü ulus devletler toplumun, sistemler karşısındaki demokratik kazanımlarını, kurum ve kuruluşlarını illegalize ederek kendi varlık alanını risklerden kurtarmaya çalışmaktadır.

Erdoğan rejimi ise 14 yıllık iktidarı boyunca sivil faşizmi her türlü yöntemle yaşamsallaştırmaya çalıştı; beyhude bir şekilde bunu denemeye devam ediyor. Tüm eril egemenlikli güçler gibi AKP rejimi ve Erdoğan da toplumu hedeflerken, onun en dinamik gücü, toplumsal hafızası olan kadınları hedeflemiştir. Kadını özgür olmayan toplum özgür olamaz düsturunun hakikatini biz ne kadar biliyorsak, egemenler de bu düsturdan o kadar korkuyor. Dolayısıyla kadın özgürlük mücadeleleri sistemin ilk elden saldırdığı dinamikler olarak duruyor. Kapatılan yüzlerce dernekten birinin KJA olması bu anlamda Kürt kadın hareketinin on yılları aşan, geleneğini tarihin derinliklerinden alan mücadelesini hedeflemiştir. Elbette dernekler kurumsal anlamda büyük önem arzetmekle beraber kadın özgürlük mücadeleleri böyle başlamadı, takdir edilir ki böyle bitmeyecektir. Kadınlar için sadece dernek binaları, kurumlar değil; her mahalle, her köy, her fabrika, her okul, her sokak, her ev etkin mücadele alanı oldu, olmaya da devam edecek.

Erdoğan rejimi hedeflediği geleneğin, kadın özgürlük mücadelelerinin tarihsel kökenini ve akışını doğru okumuş olsaydı KJA ve diğer kadın derneklerinin kapatılmasının bir mücadele hattının sonu değil daha etkin mücadelenin devamı olacağını idrak edebilirdi.

 

2)Kapatılma sürecinde yaşananları anlatabilir misiniz?

Derneğimiz tıpkı geri kalan dernekler gibi anlık bir KHK ile kapatıldı. Aslında derneği kapatarak KJA’nın arkasındaki on binlerce kadının desteğini durdurabileceğini, umudunu tüketebileceğini düşünüyordu. Ancak her zaman ki gibi faşizmin hesabı özgürlük sevdalısı kadınların demokrasi mücadelesinden geri döndü. Dernek binasını, aslında belki de o bina şahsında kendi varlık alanını sahiplenen çok sayıda kadın KJA’yı eskisinden daha fazla sahiplendi, polis ablukasının karşısında ‘jin jiyan azadi’ sloganlarıyla zılgıtlardan barikatlar ördü. Bu bir irade beyanıdır. Bu irade beyanının varlığı, çoğalması egemenlerin uykularını kaçırıyor. Derneğimizin mühürlendiği gün bina çevresinde özgürlük mücadelemizden ne kadar korktuklarının adeta bir itirafı gibi yüzlerce polis ve zırhlı araç vardı. OHAL sürecinin en ilginç yanı ise muhattap olabileceğimiz kimseyi bulamamamız oldu. Kolluk muhattap değil, dernekler masası muhattap değil, içişleri bakanlığı muhattap değil, değil de değil. Kimse bu vebali almak istemiyor. Çünkü kimse kendi geleceğinin garantisini veremiyor. Tek muhattap KHK, onun da faili malum. Ciddi bir polis ablukası ve zoru altında derneğimiz mühürlendi.

 

3) OHAL’in kadınlar üzerindeki baskısına sizin çözüm öneriniz nedir? Kadınlar bu süreçte ne yapmalı?

OHAL süreci; kadın özgürlük mücadelelerinden, onun kurum ve kuruluşlarından rahatsız olan erkek-devletin tüm dilediklerini gerçekleştireceği bir alan olarak kurgulanmış gibi duruyor. Faşist hesaplar kadın direnişinden döner demiştik, öyle de olmaya devam edecek. Onlarca kadın derneğini kapattıklarını ertesi haftası apar topar tecavüzü ‘AK’lama yasasının meclisten geçirilmeye çalışılması hiç de tesadüfi bir durum değil, bilinçli kurgulanmış bir durum. Ancak biz kadınlar ana-kadın geleneğinden, Myrabel kardeşlere, Rosa’lardan Sakinelere bedenini barikat yapmış, faşizme geçit vermemiş bir geleneğin devamcılarıyız. Dolayısıyla çare sokakta, daha fazla örgütlenmede, daha fazla haykırmakta…

Onyılların kazanımlarını öyle bir çırpıda Erdoğan’a terkedip susacak değiliz. Tüm kadın örgütlerinin, eskisinden daha güçlü, daha kararlı yan yana durmaya ihtiyacı var. Bu faşist blok ancak böyle yıkılabilir. Unutmayalım;  bir çığ’ın ömrü bir çığlık kadardır.