27 Şubat 2016 Cumartesi, 14:18
Begüm Yıldız
Begüm Yıldız begumyildiz@umutgazetesi.org Tüm Yazılar

IŞİD davasının ilk celsesi – Begüm Yıldız

Aralığın son hafta ki yazımda, El Kaide ile IŞİD değişime değinmiştim. Bugün, Türkiye’deki IŞİD yapılanmasına yönelik yürütülen soruşturma kapsamında 10’u tutuklu 96 sanık hakkında açılan davanın ilk celsesi İstanbul Adliyesi 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Bu dava, 30 sanıklı bir başka dosyanın birleştirilmesiyle tek dava olarak açıldı. Duruşmayı izlemediğimden ve iddianameye sahip olmadığımdan basına yansıyan savunmalar ışığında ufak bir değerlendirme ile IŞİD ile El Kaide arasındaki ideolojik ayrıma bu dosya üzerinden bir kez daha değinmenin neyle karşı karşıya olduğumuzu anlamak adına önemli olduğunu düşünüyorum.

Basına da yansıyan ve dosya kapsamındaki en önemli ifade tartışmasız Ebu Hanzala’nın ifadesidir. Ebu Hanzala öncelikle, iki ayrı iddianamenin birleştirilmesine tepki göstererek, “Bu iki dosyanın birleştirilmesinin tek gerekçesi benim. Bir dosyada El Kaide’nin Türkiye sorumlusu diğer dosyada ise İşid’in üyesi olarak gösteriliyorum. Normal olarak bir adamın bir örgütün lideri olması, başka bir örgüte de üye olması, bu iki örgütün de birbiri ile savaşıyor olması pek normal değil, mümkün de değil” dedi.

Yukarıdaki iki cümle bile başlı başına hem El Kaide hem de İşid’in ideolojik alt yapısının ne derece oturmuş olduğunu ortaya koyuyor. Temel olarak, El Kaide bulunduğu ülke ile sınırlı, yerel bir örgütlenme; amacı bulundukları ülkelerdeki yabancı işgaline son vermek ve ülke yönetimini İslami anlayışa dönüştürmek. Ülkenin sınırlarını değiştirmek ya da içerisinde başka bir ülke kurmak gibi bir amaçları yok. İslam devleti ise bunun tersine pan-İslamist (ümmetçi) bir örgüt ve sınırsız küresel cihat hedefleri var. Tüm müslüman çoğunluklu ülkelerin sınırlarını ortadan kaldırarak tek bir devlet kurmayı amaçlıyor.

El kaide ideolojik olarak, sünni islamın hanefi mezhebine bağlı, muhafazakar bir hareket olup genelde tasavvuf inancına sahip. Şii karşıtı mezhepsel çatışmalara girmiyor. İslam devleti ise sünni islamın vahabi/selefi ideolojisini benimsiyor, tasavvufa inanmıyor. Asıl düşmanlardan biri olarak Şii’leri görüyor ve onları dinsiz olarak kabul ediyor. Nitekim, örgüt Horasan kolunu oluştururken yaptığı açıklamada asıl amacın tevhid inancının dayatılması ve şirk koşulması anlayışının yok edilmesi olduğunu belirtti.

Bu derece temel farkları ve ideolojik olarak birbirine taban tabana zıt olan hatta birbirlerine karşı savaş ilan etmiş olan iki örgütün sadece İslam unsuru nedeniyle aynı iddianamede birleştirilmesinin iki amacı olabilir. Ya bu fark gerçekten anlaşılmamış olabilir ya da önemsenmemiş ve ciddi görülmemiş olabilir. İddianamede de yer alan “IŞİD ve El Kaide’nin paralel örgütler olduğu” iddiası da bunu destekler niteliktedir.

Nitekim Ebu Hanzala’nın “Her iki davanın ayrılmasını istiyorum. Haftalık olarak dersler veririm. Bunlar gizli de değildir, içeriklerine de bakılabilir” ifadesi, bu ideolojik tartışmanın Türkiye’de de yapıldığını ve buna göre bir ayrışmaya gidildiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Dosyanın ilerleyen celselerinde her iki örgütün yapısıyla ilgili daha da fazla şey öğreneceğimiz açık. Ama tek bir celse bile her iki örgütün de Türkiye’de ne kadar sağlam bir alt yapısı olduğunu bize göstermeye yetiyor.