Son Dakika
22 Mayıs 2017 Pazartesi
12 Ağustos 2016 Cuma, 20:16
Doğan Adalı
Doğan Adalı doganadali@umutgazetesi.org Tüm Yazılar

İşçi sınıfı kurtaracak tüm insanlığı

Kapitalizmin değiştiğini, sınıfın değiştiğini dolayısıyla eski tür! partilerin de, mücadele biçimlerinin de değişmesi gerektiğini söyleyen ve sonucu sivil toplumculuğa ve türevlerine bağlayan anlayışlar var. İşçi sınıfını yok sayan, işçi sınıfıyla, toplumun tüm kesimlerini eşitleyen anlayışın teorik anlamı olmalı bir sosyalist için. Genel olarak toplumu, yada toplumun sınıf dışında bir kesimini örgütlemeyi savunanların teorik olarak nereye düştüklerinin hiç mi önemi yok, olmalı tabi ki.

“Kapitalizmin özel ve temel ürünü olan proletarya, kapitalizmi yıkmaya, ardından kendisiyle birlikte tüm sınıfları ortadan kaldırarak sınıfsız topluma geçişi örgütlemeye yetenekli tek sınıftır.” (Devrimci Parti programından)

Devrimci partinin programında ‘kendisi ile birlikte tüm toplumu ve insanlığın kurtuluşunu sağlayacak olan işçi sınıfıdır’ deniyor. İşçi sınıfının kapitalizmi yıkacak tek sınıf olması ve kendisiyle birlikte toplumun tüm kesimlerini de kurtaracağının altının çizilmesi görmek isteyene teoride olduğu gibi programımızda da çok nettir.

Sınıftan kopuk bir partinin, işçi sınıfının öncüsü, önderi değilken, toplumu örgütleyip devrimi ve proletarya diktatörlüğünü gerçekleştirebileceğini iddia etmek ciddiye alınacak bir iddia değildir. Partinin sınıfa dayalı olması gerekliliği Marksizm-Leninizm anlayışımızın gereğidir. İşyeri, fabrika odaklı, komiteli işçi örgütlenme çalışmasına ‘sınıf indirgemeci’ demek, diğer toplumsal sorunları (tali çelişkileri) gerekçe göstermek ve kimlik üzerinden bir kesimin örgütlenmesini önermek, sınıftan kopmanın teorisini yapmaktan başka bir şeye hizmet etmez. Sınıftan pratik olarak kopmak, onun ideolojisinden de, bilimsel sosyalizmden de kopmak demektir. Bugün çok net olarak görülen, sınıfın ideolojisinden kopuk, pratik olarak da sınıfın dışında olan örgütlerin, partilerin toplamıdır sosyalist hareketin toplamı. Partimizin bütün bu toplumsal sorunlara politik cevapları ve yeri geldiğinde örgütlenme dahil müdahalesi mutlaka olmalıdır ama programımıza, ilkelerimize ters düşmeden yapılmalıdır tüm bunlar.

En temel ilkelerden olan sınıfın örgütlenmesi ve işçi komiteleri, öncü işçiler dendiğinde ‘sınıf indirgemeci’ ‘sınıf körü’ sıfatı yapıştırılıyor. Sınıfın önemi kalmadı, cins, etnik, kültürel vb kimlikler öne çıktı, bu kimlikler üzerinden örgütlenmeler yapalım denince de bir sıfat hak edilmesi gerekir herhalde. Esas olanı, sınıf örgütlenmesini yapmadığımızda; sınıf perspektiflide desek, başka soslarla da süslesek partinin öncelikli yada ağırlıklı olarak diğer toplumsal kesimlerde örgütlenme önerisi sınıf dışı sosyalizm ve parti anlayışına denk düşer. (partinin sınıf dışındaki kesimleri örgütleme koşulları, sınırları, hegomanyası vb başka bir yazı konusudur)

Sosyalistler için kendinden menkul bir teori ve pratik yoktur. Referanslarımız bellidir, en başından itibaren Marksizm-Leninizm’in teorisi ve temel ilkeleridir. Marksizm işçi sınıfının ideolojisidir. Parti işçi sınıfının partisidir. Bunlarda lafta değil, somut olarak hem programıyla hem organik yapısıyla hem de pratiği ile böyle olmalıdır. Bunları yok sayarak, sonuçtan bakarak, güncel bir takım tespitlerle ya da kendi öznel tecrübelerimizle, niyetlerimizle! teoriye katkılar yada yeniden teori yapar hale gelirsek nereye varacağı belli olmayan ama bilimsel sosyalizme ait olmayacağı baştan belli olan sonuçlarla karşılaşırız.

Bugün için ‘demokrat’ olmanın turnusol kağıdı Kürt ulusal sorunundaki tutumdur denir, doğ- rudur. Peki, Marksist- Leninist olmanın turnusol kağıdı nedir. 12 Eylül günlerinden, 89 Sovyetler Birliği çöküşünden bu yana, bu soru sorulmamaktadır. Herkes birbirini devrimci olmamakla, reformistlikle, ulusalcılıkla, şovenizmle kolayca suçluyor ama kimse kimseye ‘sen komünist değilsin’ demiyor. Sahi nedir bizim bir kişiye, bir örgüte bir partiye ‘komünist’ dememiz için kriterimiz. Marksizm- Leninizm teorisinden, ilkelerinden başka bir şey olabilir mi kriterimiz. Eğer teorinin yol göstericiliği yani bilimsel sosyalizm, günümüzün acil sorunları gerekçesiyle (etnik, cins, mezhepsel vb) politikalarımızda temel olmaktan çıkartılırsa, niyetimiz ne kadar iyi olursa olsun tek tek o taşlara basarak cehenneme giden yola girmekten kurtulamayız. Sınıf mücadelesi tarihi açıkça göstermiştir ki, hem komünistlerin hem işçi sınıfının içinde bulunduğu olumsuz durumdan kurtulup sınıf mücadelesinin her alanında (işaret edilen, önerilen yerlerde de) güçlenmesi, ayağa kalkması, mücadeleye katılması ancak onun öncü, bilinçli kesimlerinin bağımsız sınıf çıkarları temelinde partimizde örgütlenmesi ile mümkün olacaktır. İşçi sınıfının ve toplumun mücadeleye katılmayan kesimlerini de sınıf mücadelesinin içine çekebilecek ve sınıfın çoğunluğu olarak ayağa kalkmasını, devrime yürümesini sağlayabilecek tek güç, bilinçlenmiş ve örgütlenmiş öncü işçilerden ve partisinden başka bir şey olamaz. İşçi sınıfının iktidarını savunan sosyalist bir partinin inşasının ve kendisinin sınıfa dayalı olması gerekliliği, bütün çarpıtmalara rağmen, Marksizm- Leninizm teorisinde ve pratiğinde dün olduğu gibi bugün de geçerlidir. Temel ilkelerimiz ve sınıf mücadelesinin tarihsel deneyimlerinden çıkartılan bu pratiğin doğruluğu konusunda proletarya sosyalistlerinin hiçbir kuşkusu olmamalıdır. Bu söylenenler işçi sınıfına güzellemeler de değildir, bilimsel sosyalizm, Leninist parti anlayışımız ve Devrimci Parti programının gereğidir.

Parti anlayışımızı bütün yönleriyle ete kemiğe büründürdüğümüzde toplumun diğer bütün sınıflarında, kesimlerinde, en küçük topluluklarında dahi örgütlenme ve hegemonya çalışmalarımız daha sahici ve kalıcı olacaktır. Burjuvazinin saldırılarına karşı durabilmek için, faşizm tehlikesini savuşturabilmek için, kimlik sorunlarının çözümü için, devrim için, proletarya diktatörlüğü için tek seçeneğimiz sınıfı örgütlemek, işçi sınıfının partisini yaratmak sınıf mücadelesini yükseltmektir.