05 Mayıs 2017 Cuma, 12:30
Erol Dündar
Erol Dündar eroldundar@umutgazetesi.org Tüm Yazılar

İktidar stratejisine odaklanmak

Referandum sonuçlandı. Erdoğangillerin küçük bir farkla kazanması yeni sorunları da beraberinde getirdi. Normal bir seçim olmadığını dünya alem gördü. YSK şaibenin merkezi konumundadır. Devlet olanaklarının Erdoğan’a çalıştığı gün gibi açıktır. Yapılan onca baskıya, tutuklamalara ve tehditlere rağmen “EVET” in oranı zayıftır.  Erdoğan
AKP’nin bunu derin derin düşüneceği bellidir. Şimdiden Kürt oyları için teşekkür üstüne teşekkür sıralanıyor.

Türk burjuva sisteminin yeni bir döneme girdiği kesindir. Referandum bunu perçinlemiştir. Bundan sonra Erdoğan atacağı her adımla kendi kaderini çizmiş olacaktır. İşleri kolay olmayacaktır. “HAYIR” cephesi de bir o kadar güçlüdür. Bu kutuplaşmayı devam ettirmezse seçimlerde sendeler, kitle gücünü yitirir. Kutuplaşmayı sürdürürse, karşısında güçlü bir halk kitlesi var. Bunu “dış güçler” de kullanmak isteyecektir. Erdoğan ve AKP büyük olasılıkla “işler yolunda” diye düşünmektedirler. Lakin paradigma değişimlerinin genelde işler yolunda gider gibi göründüğü, düzenin sağlandığı zamanlarda olduğuna dair bilim cemaatlerinde güçlü bir kanı vardır.

Trump alelacele kutlama mesajını ve birlikte çok iş yapılacağı müjdesini verdi. Avrupa daha temkinli ama ortalığa devam şeklinde özetlenebilecek açıklamalar yaptı. Putin’in geç araması ise soğuk bir tavır olarak okunabilir.

Emperyalistlerle ve bölge devletleriyle kartlar yeniden karılacak, ilişkiler yeniden kurulacaktır. Artık her şey Erdoğan’ın elindedir ve bu yüzden her yanlışın faturası da ona çıkarılacaktır!

Erdoğan geç burjuvalaşmış kesimlerin temsilcisidir. Jargonu da burjuva modernleşmesine geç bulaşmış, geleneksel değerlerle burjuva değerler arasında kalmış Anadolu halkının dilidir. Orta Anadolu’nun birikmiş öfkesi ve enerjisini kullanmaktadır. Fakat o dilin sahibi sadece AKP değildir ve önümüzdeki dönem bu “Anadolunun” çok talibi olacaktır. CHP’nin bundan ders çıkaracağı düşünülebilir. MHP, BBP, Saadet Partisi, Meral Akşener gibi pastadan pay almaya çalışanlar çoğalacaktır.

Diğer yandan Kürtler, Aleviler ve modernleşmenin yoğun yaşandığı alanlarda -büyük kentlerde- gelecek kaygısı yükselmiştir. Aslında Erdoğan’a değer veren geleneksel taban ile modernist taban iki farklı açıdan gelecek kaygısını kutuplaşma şeklinde yaşamaktadır. Toplum geleceğini güvende görmüyor. Şimdilik var olan siyasi iktidar çevresinde ve de en güçlü alternatif partilerinin etrafında odaklanmaya mecbur kalmıştır.
Tam da burada devrimci güçlerin yetersizliğinin ve sorumluluğunun ortaya çıktığını görüyoruz. Bujuva siyaset tarumar, halk kaynıyor ama halk iktidarının yolunu açacak olan bizler ne yazık ki olması gereken konumun çok uzağındayız. Böyle olunca güncele müdahele edemiyor, gündemi belirleyemiyor, halkı özgürlük yürüyüşüne yönlendiremiyoruz. Bunun üzerinde daha güçlü bir şekilde durmamız gerekir. Halk iktidarı stratejisinde ısrarlı olmak zorundayız. Devrimci müdahale olmadan, birleşik devrim adımları güçlenmeden başarılı olmak mümkün değildir. Halk iktidarının yolunu açmak, taşlarını döşemek için gücümüzü özgürlük alanının inşasına  yoğunlaştırmalıyız.

Legal-demokratik alan ile devrimci alanın ikisinde birden güçlü taktiklerle hayata müdahale edecek güçte değiliz. O zaman ana yönelim olarak bir seçim yapmak zorundayız. Potansiyelimizi doğru değerlendirmek ve özgürlük alanını inşa etmek temel hedefimiz olmalıdır. Burjuvazinin önümüze sürdüğü, gündemleştirmeye çalıştığı politik süreçlere karşı elbette taktik tavırlar belirleyeceğiz. Bunu demokratik halk cephesi çerçevesinde tüm güçlerle yapacağız. Fakat esas olarak kendi özgürlük tarzımızı yaratmalı, kendi yolumuzu açmalı iradi mücadeleyi hayata geçirmeliyiz.

Birleşik devrim cephesi hayata müdahale etmenin yollarını bulmalıdır. Referandum biter bitmez MGK toplandı. Kararlar alındı. Hükümet OHAL’i uzattı. Kürt seçmenden gelen oyları, yürütülen başarılı politikanın ürünü olarak değerlendirdiler. Bu politikaya devam etmeye karar verdiler. Öyleyse topyekün saldırı konseptine devam edilecektir.
Doğuda gerginlik ve çatışma dönemi uzatılırken, Batı’da siyasetin dilinin değişmesi gerekir! Hükümetin anlayacağı bir dilin Batıda yaratılması şarttır. Bu dil burjuva iktidarına, Erdoğan oligarşisine karşı devrimci halk iktidarının dilidir. Elbette kimseye görev buyurmuyoruz, sözümüz kendimize ve Birleşik Güçleridir.

Doğu ve Batının birleşik mücadele duygusunda buluşturulması gerekir. Bir tarafta zulüm tufanları yaşanırken diğer tarafta sessizlik kabul edilemez. Batıda devrimci müdahale olmazsa olmazdır. Kendiliğindenciliğe bel bağlamak başarısızlığın kaynağıdır. Öncü müdahaleyi, iradi mücadeleyi göstermeyenlerin kimseye söyleyecek sözleri yoktur. Anadolu o iradeyi görmediğinden burjuva politikacılarının ardında gidiyor. O iradeyi göstermeliyiz.

19 Nisan 2017