Son Dakika
22 Mayıs 2017 Pazartesi

Beyoğlu esnafı hukuksuz mühürlemelere tepkili: “Emniyet esnafın üzerinde baskı kurmaya çalışıyor” – Söyleşi

Umut Gazetesi olarak Beyoğlu Esnaf Dayanışması adına Taylan Kesanbilici ile söyleşi gerçekleştirdik

01 Aralık 2016 Perşembe, 11:00

İstanbul Beyoğlu’nun müdavim mekanları Beyoğlu Belediyesi tarafından geçici olarak kapatıldı. Belli bir kesim tarafından benimsenen ve Beyoğlu’nun en kalabalık mekanlarından, aralarında Muaf, Rock’n Rolla; Kenan Usta Ocakbaşı, Kirvem Ocakbaşı, Barish Pub, Marmara Çay Evi’nin de bulunduğu toplam 12 mekân Beyoğlu Belediyesi tarafından geçici olarak kapatıldı. Bu mekanlar dışında kapatılması planlanan 54 mekânın olduğu öğrenildi.

Umut Gazetesi olarak Beyoğlu Esnaf Dayanışması adına Taylan Kesanbilici ile Beyoğlu’nda mekanların geçici süreyle kapatılmasının ardında neler olduğunu günyüzüne çıkarmak için söyleşi gerçekleştirdik.

Beyoğlu esnafına yönelik özellikle Beyoğlu’nda başlatılan kentsel dönüşüm sürecinden sonra artan baskıları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Öncelikle şunu söyleyeyim, baskılar son iki yıldır çok artmış durumda. Masa ve sandalyelerin sokaklardan toplanmasıdır, sigaradır, ses kontrolüdür, sigorta denetimidir falan filan gibi birçok bahaneyle yapılan birtakım denetimler le üzerimizde baskı oluşturmak isteniyor. Bunu da şöyle yapıyorlar; daha önce masa sandalye toplamak için zabıta gelir, ses kontrol için ses ekibi gelir, konuyla ilgili yetkili kişiyle görüşülürdü. Son zamanlarda emniyet, sokaklarda esnafı korkutmak için 15-20 kişilik bir ekiple gezerek esnafın üzerinde bir baskı kurmaya çalışıyor. Artık esnafı hiçbir şekilde dinlemeyerek, soru yağmuruna tutarak hem fiziki hem de psikolojik bir baskı mekanizması kuruyorlar. Zabıta veya polisten doğrudan fiziki şiddete maruz kalan esnaf arkadaşlarımız da var. Bunun haricinde de Beyoğlu gibi bir yerde ruhsat problemi en yaygın problemlerden biri. Esnaf belediyede gerekli mercilere başvurusunu yapıyor ruhsat için, ya karşısına çok fahiş ücretler çıkıyor, ya da bulunduğu bölge bahane gösterilerek verilmiyor. Misal bir takım sokaklarda, bir eğitim kurumunun yanı ya da ibadethanenin karşısında bulunan mekanın ruhsatı olmasına rağmen ona belli bir uzaklıkta olan mekana ruhsat tahsis edilmiyor. Siz belki de cebinizdeki son parayla, kredi çekerek, borç alarak, emek vererek bir mekan sahibi oluyorsunuz. Sonra da kapıya kilit vurup gidemiyorsunuz. Bir süre sonra denetimlerde, “niye ruhsatınız yok” vs. gibi sorularla uğraşıyorsunuz ve mekânınız mühürleniyor. Daha sonra tekrar başvuru yapınca da aynı süreci tekrar yaşıyorsunuz.

Son zamanlarda zaten bir hukuksuz mühürleme furyası var. Mesela bir mekanın masa sandalye sorunundan üç gün kapatma almış olması hiç normal değil. Ya bir para cezası kesilir ya da bir gün için kapatılır. Özellikle de Beyoğlu esnafının en çok iş yapabildiği gün olan Cuma ve cumartesi günlerine de kapatmayı özellikle denk getiriyorlar.

 

Peki bu tarz uygulamaların sonu nereye gidecek? Üç gün kapatmaların sonrası sizce nasıl olacak? 

Bunu sizin de söylediğiniz gibi Beyoğlu’nda ki kentsel dönüşüm projesinden ayrı görmemek lazım. Beyoğlu’nda ki zaten salt kentsel değil, daha ziyade kültürel bir dönüşüm. Ama bizim murad ettiğimiz gibi Beyoğlu’nu bir yaşam alanı olarak kullanan, eğlence ve kültür alanı olarak kullanan insanların tercih ettiği gibi bir dönüşüm meselesi değil. Örneğin Tarlabaşı 360 projesi var. Şu anda projede bütçeden kaynaklı bir aksaklık var. Hatırlarsınız, Gezi’den önce başladılar oraya, halen bitmiş veya yol katedilmiş değil. Bütçe sıkıntısının da en büyük sebebi aşağıya bir satış ofisi açmış olmaları ama satış yapamıyorlar çünkü Beyoğlu için bir belirsizlik var. Bu belirsizlikte, iktidarın, belediyenin buraya saldırıyor oluşu. Ben buna şahsen “Sultanahmetleştirme” projesi diyorum. Daha çok alışverişin, hostellerin hakim olduğu, Arap turistlerin beğenisine göre yapılandırılan bir Beyoğlu amaçlanıyor. Beyoğlu’nun dokusuna uygun olmayan sonradan yaratılmış ama esermiş gibi gösterilen birtakım yapılarla donatılan bir yere dönüştürmek istiyorlar. Bu sebeple, bu belirsizlik ve gerginlik havasında kimse Tarlabaşı içinde yatırım yapmak istemiyor. Bu sürdükçe belediye ve iktidarın buraya yönelik saldırıları daha da artıyor. Keza bu Galataport projesinden de bağımsız değil. Özellikle de OHAL koşullarında gazetelerde, dergilerde en çok karşımıza çıkan şey inşaat reklamları olmaya başladı. Bu krizi kendi lehlerine çevirmek adına saldırılarına devam edecekler.

 

Yani bu anlattıklarınızdan yol çıkarak şöyle değerlendirebilir miyiz; 15 Temmuz öncesi ve sonrası değişen bir saldırı olduğundan söz edilebilir mi?

Değişen bir saldırı var ama bunu 15 Temmuz sonrasında bilerek planladıklarını düşünmüyorum. Bunu öncesinde de yapacaklardı. 15 Temmuz onlar için bulunmaz bir fırsat haline geldi. Kendi adlarına bir ihaneti, sanki herkesin derdinin memleketi iyileştirmek değil de onlarla uğraşmak olduğu gibi bir algı da yaratarak bunu kullanıyorlar. Meseleye bu kadar sığ bir yerden yaklaşarak, saldırılarını daha meşru hale getirme çabasındalar. Ama bir darbe girişimiyle karşılaşılmasaydı da Beyoğlu belediyesinin de, iktidarın da bu saldırıları devam edecekti. Şimdi sadece biraz daha hızlanmış oldu.

 

Beyoğlu Esnaf Dayanışmasını olarak bu konuda ne yapmayı düşünüyorsunuz? Esnaflar olarak bundan sonra nasıl mücadele edilecek?

Bundan kısa bir zaman önce artan baskılardan kaynaklı ve bundan dolayı doğan gelir probleminden kaynaklı ben kendi mekanımın devrini yapmak zorunda kaldım. Fakat bugün, burada Beyoğlu esnafının ortak problemleri için yapılmış olan bir basın açıklamasından geri durmamam gerektiği kanaatiyle buradaydım.

Beyoğlu esnaf dayanışmasının en büyük derdinin bütün Beyoğlu esnafını kendi içine katmak ve Beyoğlu esnafının bütün derdinin de esnaf dayanışmasının konusu olması gerekmektedir. Bu bir mecburiyettir.  Çünkü süreç bize şunu gösteriyor; bireyler tek başlarına bir şeyi yapabilecek kudrete sahip değiller. Ama bir araya gelip örgütlendiklerinde ve Beyoğlu’nda öz örgütlülüklerini kurduklarında söz sahibi olma hakları var. Belediyeye gittiğinizde de bir temsiliyetiniz oluyor ve bir dayanışma adına gitmiş oluyorsunuz. Emniyetle görüşmek durumunda kaldığınızda da bunu bu şekilde yapıyorsunuz. Hepsini bir kenara bırakalım, sadece ticaret yapmak için de bunu kullanıyoruz. Neticede burada insanlar alkol, tütün vs. satıyorlar. Bu firmalarla bile görüşürken bir arada görüşmek her zaman çok daha faydalı bir hal alıyor.

Beyoğlu esnafı olarak bu mühürleme sürecini çok daha yakından takip edeceğiz, mühürlemeye geldiklerinde o mekanlarda bulunup emniyet ve zabıta görevlilerini rahatsız etmeyi planlıyoruz. İkinci olarak da ben şahsen Beyoğlu esnafına itaatsizlik öneriyorum. Bu mühürleme kararını tanımamalarını, bu kapatmaları tanımamalarını, elden geldiğince öncelikle yasal prosedürleri kullanarak, yasal prosedürler kendi işlerini görmüyorsa da meşru müdafaa haklarını kullanarak bu itaatsizliği uygulamalarını ve kararları tanımamalarını öneriyorum. Beyoğlu esnafının göstermesi gereken irade bu. Aksi takdirde az önce de söylediğim gibi, üç kuruş parayla açtıkları bütün mekanlar hepsinin elinden gidecek.

Beyoğlu dahil ülkenin her yerinde bu dayanışmaya ihtiyaç var. Bu dayanışmayı örmek adına, bu yan yanalığı ve örgütlülüğü sağlamak adına herkesin elini taşın altına koyması lazım.