HDP MYK üyesi Musa Piroğlu, Muzaffer Kandemir için kurulan taziyede konuştu

07.01.2017 tarihinde Rakka hamlesinde yaşamını yitiren Birleşik Özgürlük Güçleri savaşçısı Muzaffer Kandemir (Doğan Kırefe) için Devrimci Parti binasında düzenlenen taziyede HDP MYK üyesi Musa Piroğlu konuştu.

08 Ocak 2017 Pazar, 16:02

07.01.2017 tarihinde Rakka hamlesinde yaşamını yitiren Birleşik Özgürlük Güçleri savaşçısı Muzaffer Kandemir (Doğan Kırefe) için Devrimci Parti binasında düzenlenen taziyede HDP MYK üyesi Musa Piroğlu konuştu. Piroğlu’nun sözleri şu şekilde:

“Tarihsel bir süreçten geçiyoruz. Bunun bir parçası da yaşanan bombalı saldırılar, katliamlar. Bunun kaynağına baktığımızda selefi cihatçı hareketleri görüyoruz. Selefiler üzerine uzun tartışmalar yürütülebilir. Bunun emperyalist politikalarla bağları ciddi şekilde deşifre edilebilir ama somut bir gerçek var. Bu ülke topraklarında da, Ortadoğuda da oluşturulmuş, yaratılmış ya da desteklenmiş, ne denirse densin, adı IŞİD, El Nusra, ya da başka bir şey olsun, insanlığı tehdit eden ciddi bir potansiyel güç var ve sürekli olarak saldırıyor. Türkiye hükumeti uzun bir süre IŞİD ve benzeri hareketlere içli dışlı yollarla destek, silah verdi. Ülke sınırlarını açtı, militan geçişine yol verdi. Ortadoğu haritasını şekillendirmek için bu güçleri bir vekalet savaşında bir parça olarak kullandı. Şimdi El Bab’da ve benzeri yerlerde Kürt hareketini engellemek için IŞİD’le savaşıyoruz gerekçesiyle buralara da girdi. Türkiye halkı IŞİD’le yeni tanışmadı. IŞİD geçmişte başkalarına saldırdı, Kürtlere, Alevilere, solculara saldırdı. Ankara, Suruç katliamlarını yaptı. Antebi yaptı. Ama artık bu ülke, bu coğrafya bu şiddetle, bu saldırganlıkla yüz yüze ve bunun nasıl temizleneceği tartışılıyor. Devletin iki yüzlülüğü burada açığa çıkıyor. Bir yandan IŞİD’i destekleyip büyütürken, öbür yandan IŞİD’e karşı, bu katliamlara karşı savaşarak, gerçekten savaş yürüten güçleri ve insanları, ötekileştirdi ve terörize etmeye çalışıyor. YPG/PYD’yi terör örgütü ilan etmeye çalıştı bütün dünyaya rağmen, ve onlarla birlikte dövüşen, enternasyonalist kavga veren devrimci güçlere de aynısını yaptı. Teorisyenler, IŞİD ve benzeri güçlerle nasıl mücadele edileceğini tartışıyorlar, elbette önemli ama bunun nasıl yapılacağı Rojava topraklarında alenen ortaya konuluyor. Türkiye devrimci hareketinden, dünya devrimci hareketinden pek çok insan, pek çok örgüt ve pek çok güç bireysel ya da örgütlü olarak IŞİD’e karşı savaşta. IŞİD katliamlarına karşı savaşta. Kürt ve Arap halklarıyla beraber bölgede omuz omuza dövüşüyor. Bedeller ödüyor ve orayı savunuyor. Orada savunulan sadece bir coğrafya değil, bir bütün olarak insanlığın tarihsel birikimleridir. Orada savunulan sadece bir coğrafya değil, bir bütün olarak uluslararası enternasyonalizmin nasıl olacağı gerçekliğidir.
Muzaffer, bu toprakların yetiştirdiği bir insan. Karadenizli. Yanımızdaydı. İnşaat işçisi. Orada savaşmaya gitti. Daha önce de bir çok arkadaşı gitmişti, onlarla beraber bu kavgaya girdi. Onların ortaya koyduğu gerçek, aslında sözün eyleme dönüşmediği yerde bir anlam ifade etmediği gerçeğidir. Derin yazılar yazılınabilir, derin kitaplar da okunabilir. Ama eyleme dönüşmüyorsa hiç bir karşılığı yoktur. Şu anda, bu kışın ortasında, birileri orada IŞİD’e karşı savaşmaya devam ediyor. Birileri orada katliamlara, birileri orada ikiyüzlülüğe, birileri orada riyakarlığa karşı savaşmaya devam ediyor. Bedeller ödeniyor, ödenmeye de devam edecek. Ta ki uluslar arasında yaratılan düşmanlık ortadan kalkana ve IŞİD’i esas olarak ortaya çıkaran güçler, yani emperyalizm, yani kapitalizm ortadan kaldırılıncaya kadar. Gencecik yaşına sığan kavganın özeti budur. Söz eyleme dönüşmüş, Muzaffer kavgaya girmiştir.Şimdi biz, Muzafferin orada düşmüş bedenini kendi topraklarına getireceğiz. TC’nin ikinci ikiyüzlülüğü de burada ortaya çıkmıştır. Öldürülen IŞİD, El Nusra militanları bu topraklarda gömülmüştür. Bu topraklarda yaraları tedavi edilmiştir. Ama devlet onlara karşı savaşanların bu topraklara gelmesine izin vermemiştir. Bunu Aziz’de, bunu Eylem’de gördük. Ve biz diyoruz ki şimdi, madem ki IŞİD’i düşman ilan ettiniz, IŞİD’e karşı dövüşenleri neden düşman ilan ediyorsunuz? Ama biz biliyoruz ki bunu yapmaya devam edecekler, ama biz şunu söylüyoruz; Eylem’i aldığımız gibi, Aziz’i aldığımız gibi Muzafferi de alacağız, ama bu kavga bitmeyecek. Biz bu kavganın sonuna kadar takipçisi olmaya devam edeceğiz. Muzafferin hayatıyla bize ortaya koyduğu gerçek budur. Türk ve Kürt halkları, Arap halkları ve bütün dünya halkları kardeş olacaksa, ancak ortak acıya ortak oldukları sürece ve ancak ortak kavgayı beraber verdikleri sürece olacak. Birbirinin arkasından laflar söyleyerek değil. Bu kavganın özü budur, ve bütün Türkiye sosyalist hareketine ve dünya devrimci hareketine de güçlü bir mesajdır. Söz eyleme dönüşmek, enternasyonalizm kavgaya biçimlenmek zorundadır. “