Son Dakika
22 Mayıs 2017 Pazartesi
21 Aralık 2016 Çarşamba, 12:36
Gülizar Tuncer
Gülizar Tuncer gulizartuncer@umutgazetesi.org Tüm Yazılar

Halep yalanları…

Bu zamana kadar yaşanan bütün savaşlarda yalanlar söylenmiştir. Emperyalistler, halklara karşı yürüttükleri haksız savaşlara haklılık kazandırmak için her zaman yalana, kara propagandaya başvurmuşlardır. Yakın tarihimizde yaşanan ve yıllardır Ortadoğu’yu cehenneme çeviren savaşlarda da çok büyük yalanlar söylendi.  Ortadoğu coğrafyasını istedikleri gibi bölüp parçalamak, topraklarındaki suya, petrole elkoymek isteyen devletler ve kar hırsıyla yönettikleri silah tekelleri savaşların gerçek nedenlerini hep gizlediler. Hatta gizlemekle kalmayıp gerçeği tersyüz ederek başka ülkelere yönelik işgallerin o ülkede yaşayan halkların iyiliği için yapıldığını söylediler.

 

Başta Amerika ve İngiltere olmak üzere, İrak’ta Saddam yönetimine yönelik kimyasal silah iddialarını ortaya atan ve sahte raporlar yayınlayarak bütün dünyayı bu yalanlara inandıranlar “insan hakları” adına işgal ettikleri ülkede bugüne kadar bir milyonun üzerinde sivilin öldürüldüğünü üç milyondan fazlasının yerinden yurdundan edildiğini, aç sefil sokaklara düştüğünü anlatmıyorlar. Amerikan işgali başladığında uluslararası medya kuruluşlarına milyarlarca doları akıtarak dezenformasyon kampanyası yürütenler artık suskun. Daha Kaddafi yaşıyorken Fransız ve İtalyan petrol şirketlerinin başını çektiği emperyalist tekeller tarafından çoktan bölünüp paylaştırılan Libya’da askeri müdahalenin baş aktörü Fransa, Libya’daki “sivil”lerin durumunu Nazilerin gerçekleştirdiği katliama benzetecek kadar ifrada vardırmıştı işi. Afrika’nın gelir düzeyi ve yaşam koşulları en iyi ülkesinde, kendilerinin para ve silah desteği sağlayarak büyüttüğü cihatçıları Kaddafi’yi devirmek için kullanan emperyalist ülkeler, çetecileri özgürlük isteyen “isyancı”lar olarak gösterirken Kaddafi’yi katil bir diktatör olarak anlatıyorlardı. Şimdi paramparça edilmiş Libya’dan geriye kalan bitmeyen bir iç savaş ve farklı çetelerin denetimindeki farklı yönetimlerin halka dayattığı açlık, yoksulluk, işkence ve tecavüzler.

 

Irak ve Libya gibi olmasını istedikleri Suriye’de bekledikleri sonucu elde edemeyince de kudurmuşçasına yalanlara sarıldılar. Başlangıçtan beri destekledikleri, Afganistan’dan Libya’ya kadar her yerde besleyip büyütükleri El Kaide ve sonrasında İŞİD başlarına bela olunca adına “muhalif” dedikleri grupları kullanmaya başladılar. Diğerlerine alttan alta desteklerini sürdürüp, en azından silahlarını sağlayıp sonra da koalisyon güçleri olarak karşı operasyon yapar konumda görünürken, muhaliflere açıktan desteklerini sunmaktan kaçınmadılar. Gidecek diye bekledikleri Esad, 2014 seçimlerinde ezici bir çoğunlukla yeniden seçilince ve Rusya, İran, Hizbullah desteğiyle Suriye toprakları İŞİD ve diğer cihatçı çetelerden temizlenmeye başlayınca, özellikle de Halep kurtarılınca çok üzüldüler.

 

Halep’te aylardır Suriye ordusunun kendi halkına katliam yaptığını, binlerce sivilin rejim askerlerince öldürüldüğünü, meydanlarda idam sehpaları kurulduğunu, kadınlara, çocuklara yönelik tecavüzlerin yaşandığını söyleyerek, utanmazca İŞİD’in katlettiği insanların, tecavüz ettiği çocuk ve kadınların görüntülerini yayınladılar. Bununla yetinmeyip sanal alemden müzikli videolu görüntüler eşliğinde yardım isteyen “masum siviller” diye şimdi hepsinin sahte olduğu anlaşılan acıklı öyküler dinlettiler bütün dünyaya. “Nusayri Esad sünni müslümanlara soykırım yapıyor” diyerek mezhepçi söylemlerle bütün dünyadaki müslüman halkları ayağa kaldırdılar. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği’ne bağlı kuruluşlar ile adına sivil toplum örgütü denilenler de insan hakları ve demokrasi söylemleriyle, büyük bir ikiyüzlülükle bu koroya dahil oldular.

 

Halep’te ateşkes sağlanıp savaşın ortasında bulunan yüzbini aşkın insanın tahliyesi sağlanırken de aynı utanmazlıkla yalanlarını sürdürdüler. Muhalif dedikleri Nusra ve diğer çetelerin sivil halkı kendilerine canlı kalkan yapmalarına aldırış etmediler. Tıpkı bu çetelerin attığı roketlerle, bombalarla vurulan hastanelerde, okullarda ölenlere ses çıkarmayıp Rus ve Suriye uçaklarının bombardımanında ölen sivillere kıyametleri kopardıkları gibi. Ellerinde ağır silahlar bulunan beşbini aşkın cihatçı aileleriyle birlikte tahliye edilirken dahi bir sorun yaşanmazken, özellikle Türk medyası mezhep düşmanlığını sürdürerek sivil halkın içinde bulunduğu araçlara, ambulanslara şii milislerin ateş açtığı yalanını ortaya attı.

Küresel çapta kampanya yürüterek Suriye-Esad düşmanlığı yapanlar, dünyanın bugüne kadar gördüğü en vahşi çete örgütlenmesinin, İŞİD’in yaptığı katliamları, işkence ve tecavüzleri görmezden geldiler. Yıllardır Halep gibi yakılıp yıkılan o güzelim şehirleri, kasabaları, havaya uçurulan tarihi eserleri umursamadıkları gibi savaş ganimeti olarak satılınca alıp müzelerine koyabildiler. Amerika’nın ve Batının derdi hiç bir zaman siviller olmadı, onlar yalnızca savaş stratejilerinde bir enstrüman olarak kullandıkları sahte insan hakları söylemleriyle kafa bulandırdılar. Kendilerinin çıkardığı savaşlardaki silah satışı ve petrol herşeyden çok önemliydi onlar için. Aksi olsaydı ve gerçekten sivil insanların ölümü biraz olsun ilgilendiriyor olsaydı onları, iki yıla yakın bir zamandır S.Arabistan ve Katar’ın başını çektiği on ülkenin bombalayıp durduğu, her 10 dakikada bir çocuğun öldüğü açlıkla boğuşan Yemen halkına yardım ederlerdi. Bırakalım onların “insani yardım” larını, hiç olmazsa Yemen’e saldıran o haydut ülkelere dur diyebilirlerdi. Neden demiyorlar çünkü onların Irak’ta, Libya’da yaptıklarını diğerleri Yemen’de yapıyor, yok birbirlerinden farkı.

 

Sonuç olarak, başından beri hiç kimse Irak’ta Saddam varken ve Libya’da Kaddafi iktidardayken olduğu gibi Suriye’de de Esad yönetiminin demokratik bir rejim olduğunu söylemiyor. Ancak kendisine solcuyum diyenlerin de, bu ülkeleri parçalamak niyetindeki emperyalistlerin küresel çapta yürüttükleri insan hakları ve demokrasicilik oyunun içinde yer alarak sürekli biçimde Suriye rejimi aleyhine propaganda yapmaları anlaşılır bir durum değil. En azından geçmişteki olaylardan bazı derslerin çıkarılmış olması lazım. Hatırlanırsa, bu ülkenin en radikal bazı solcuları henüz Libya emperyalist saldırganlarca işgal edilmemişken oradaki silahlı çetelerin Kaddafi’yi devirme girişimlerini “Arap baharı” havasında değerlendirip Kaddafi’yi halkına kıyan diktatör olarak nitelemişlerdi. Şimdi de pek çok solcu örneğin Suriye Komünist Partisi’nin Suriye savaşı ve Halep üzerine yaptığı açıklamayı hiç okumazken habire batılı ülkelerin haber kaynaklarına yöneliyor, oradan besleniyor. Soros’tan ya da Avrupa ve Amerika’nın başkaca fonlarından beslenerek haber yapanlar bilmediklerinden değil, bilerek yapıyorlar bunu, işleri inceltilmiş bir propagandayla kendilerinden istenilen ideolojik şekillenmeyi gerçekleştirmek. Ancak sürekli onları takip eden, çıkardıkları gazeteleri, dergileri okuyan, radyolarını dinleyip televizyonlarını izleyen solcular ne yapmaya çalışıyor onu anlamak zor..