Son Dakika
22 Mayıs 2017 Pazartesi

Gülistan Koçyiğit: “15 Temmuz’da bir sivil darbenin mekaniği kuruldu.”

HDK Eşbaşkanı Gülistan Koçyiğit ile güncel gelişmeler, mücadele yolları üzerine konuştuk. Koçyiğit, “HDK olarak hem yazınsal hem düşünsel anlamda bu tek sesliliği yıkacak bir odak olmayı misyon olarak önümüze koyduk. AKP’nin tek sesliliğini yıkacağız”dedi

02 Aralık 2016 Cuma, 11:46

1)İçişleri Bakanlığı tarafından siyasi partiler dışında eşbaşkanlık imzasıyla yapılan tüm işlemlerin geçersiz ve usulsüz sayılacağı açıklandı. Siz de bir eşbaşkan olarak bu tekçi zihniyet hakkındaki düşüncelerinizi bizimle paylaşır mısınız?

İçişleri bakanlığının yaptığı açılama tabi ki bizleri şaşırtmadı. 14 yıllık iktidarları boyunca AKP hükümeti bütün politikalarını kadın karşıtlığı üzerinden, kadın düşmanı politikalara imza atarak yürüttü. Bütün bu süre boyunca yürüttükleri politikaların özünde kadınları toplumsal ve kamusal hayattan siyasal alandan dışlamak, eve kapatmak vardı.. Bu ülkede kadın adına olan tek bakanlık olan Kadın Bakanlığı’nın adını Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı şeklinde değiştirdiler.  Bütün cumhuriyet tarihi ve öncesinden bugüne kadarolan içinde çalışma yaşamına dönük, siyaset yapma hakkına dönük kazanımlar vs. gibi aslında birçok alanda mücadeleyle kazanılmış hakları geriletmeye dönük bir politikası var AKP hükümetinin.

Bugün, ülkede kadınlar açısından en ileri düzeydeki kazanım nedir diye sorarsak ‘eşbaşkanlık sistemi’ diyebiliriz. Kadınların ve erkeklerin temsil mekanizmasındaki eşitliğinin en görünür olduğu yerdir. Siyasetin, tekçiliğine karşı verilmiş en iyi cevaptır. Tüm siyasi partilere, tüm yerel yönetimlere, tüm mülkü idarelere, valilere, kaymakamlara bakın hepsi erkektir. Okullara hastanelere,  kamu yönetimine bakın yaşamın tüm alanları Ataerkillik üzerinden kendisini idame ediyor.  Bu noktada bugün uygulanan aslında HDP’nin, DBP’nin ve biz HDK’nin ve bizim bileşenimiz olan partilerin de çatı örgütü olarak da HDK’nin uyguladığı eşbakanlık, eşsözcülük sistemi aslında bu sisteme en tepeden verilmiş yanıttır. Bu tekçi, cinsiyetçi, yaklaşıma karşı eşit temsil olarak bir yaklaşımımız var ve biz cinsiyetçi politikaların ancak kadınların ve erkelerin eşit temsiliyetiyle aşılabileceğini ve bunun sadece alt düzeylerden kotalarla aşılabilecek bir durum da değildir. En üst düzeyde bütün temsil mekanizmalarında,  toplumsal düzeyde eşitliğinin sağlanarak aşılabileceğini düşünüyoruz.

Onun için içişleri bakanlığının yaptığı açıklama kendileri açısından da ülkemiz açısından da talihsiz bir açıklamadır. Ama kadınlar açısından hiçbir anlam ifade etmiyor. Kendi pratikleri ve yaklaşımları bize 14 yıl boyunca bunu gösterdi.  AKP hükümetinin ülkedeki kadınlara verebileceği hiçbir şey yoktur. Biz kadınların da buna karşı direnmek mücadele etmek, direnmek ve kazanımlarımızı korumak, geliştirmek arttırmak yönünde bir yaklaşımımız var. AKP’nin tüm bu saldırılarının aynı zamanda ideolojik bir yaklaşım olduğunu da söylememiz gerekiyor. Durup dururken eşbaşkanlık sistemine yönelik bir saldırı geliştirilmiyor. Kadını evde kadını çocuk doğuran , erkeğe biat eden, bir varlık olarak gören AKP’yle karşı karşıyayız.  Özgür kadın kimliğine karşı bir ideolojik mücadele yürütüyorlar.

Biz de ideolojik  olarak, kadının özgür olmadığı bir coğrafyada toplumun özgür olamayacağını düşünüyoruz. Kadının özgür olmadığı bir coğrafya da demokrasinin barışın gelişemeyeceğini düşünüyoruz. Bunun için bütün özgürlüklerin en temel eşiğinin kadın özgürlüğünden geçtiğini düşünüyoruz. Bu bizim için temel ve ilk adımdır. Biz de burada ideolojik bir tutum ve ideolojik bir mücadele yürütüyoruz.

En son da tecavüzü aklama yasa tasarısıyla gibi gerçekten toplumda infial yaratacak uygulamalarla da toplumda genel bir çürüme hali yaygınlaştırılmaya çalışılıyor. Tüm bunları üst üste koyduğumuzda AKP’nin zihinsel yapısını çok açık bir şekilde görebiliyoruz. Kadın düşmanı toplum düşmanı bir AKP’yle karşı karşıyayız. Çünkü toplumun nereden ayağa kalabileceğini iyi biliyorlar. Özgür kadın, özgür bir toplum ; aynı zamanda demokratik bir toplum demektir. Özgür kadın aynı zamanda barışçıl bir toplum demektir. Özgür kadın da toplumun mücadeleci bir kimliğe kavuşmasını sağlayandır. Toplumun öncü gücüdür, direnişçi gücüdür. Eğer bir toplumda siz kadının mücadele gücünü direniş gücünü özgürlükçü gücünü kırarsanız toplumu da felç  etmiş olursunuz. Toplumun en özgürlük arayışı yüksek olan yerine saldırıyorlar. Bunu görmemiz gerekiyor. Biz kadınlar acısından bu saldırıların ideolojik olduğunu ve özgürlük mücadelemize dönük olduğunu çok iyi biliyoruz. Bu bize hiçbir zaman engel olmayacaktır.

 

2) OHAL bahanesiyle ülke cehenneme çevrilirken dayanışmayla örülen kadın dernekleri tek tek kapatılıyor ancak istismar merkezi haline dönüşen kurumlar hala korunuyor. Tecavüzü aklayan yasa önerileri meclise getirilebiliyor. Erkek devlet şiddetinin sistematik bir şekilde tırmandığı bu günlerde haklarımızı ve hayatlarımızı korumak için sizce nasıl bir mücadele vermeliyiz?

 

AKP’nin topluma yönelik çok ciddi bir saldırısı var; toplumun belirli alanlarının bir şekilde sindirilmesi, siyasetin, emek alanının etkisizleştirilmesi, kadın mücadelesinin etkisizleştirilmesi gerekiyor bugün için. En dinamik olan sivil toplum alanının, derneklerin, basın yayın organlarının bir şekilde etkisizleştirilmesi gerekiyor. Tüm bu felç edilen alanlardan sonra da kendilerinin pratikte yapmak istedikleri tüm uygulamaları yaşamsallaştırmak isteyen bir AKP’yle karşı karşıyayız.

Toplumun tüm haber alma kanallarını, topluma öncülük edebilecek bütün kurumları, kuruluşları kapatıp, öncü, aktivist olan insanları da cezaevine kapattıktan sonra bütün toplumu ele geçirme ve faşizmi kurumsallaştırmak üzerine politika güden bir AKP var karşımızda. Bunları yaparken çeşitli yöntemler kullanıyorlar. Bu yöntemlerden en çok uyguladıkları ve kısmı olarak da başarılı olduklarını söyleyebileceklerimizden  biri; toplumda bir korku iklimi yaratma meselesi. “Bu ülkede milat neresidir,  ülkede AKP politikaları ne zaman tutmaya başlamıştır?” diye sorarsak; 22 Temmuz’daki Suruç patlaması bu ülkede bir milattır diyebiliriz. Çünkü 7 Haziran öncesindeki tüm o çoğulcu yapı, HDP ve HDK’nin etrafında toplanan özgürlükçü yapının kazandığı zafer ve bu zafere tahammülsüz olan AKP’nin ilk ciddi saldırısıdır. O saldırının arkasından gelen Ankara Katliamı bu ülkede gerçekten korku iklimin oluşmasına neden oldu. Çünkü artık bahsettiğimiz şey sıradan bir gaz olayı, sıradan bir gözaltı meselesi değil. İnsanların yaşam haklarının ihlal edildiği, toplu olarak infaz edildiği bir katliamlar dizisinden bahsediyoruz. Artık hem Suruç’un hem Ankara’nın hem bu patlamalar eşiğinin AKP tarafından yeniden aştırıldığını da görmemiz gerekiyor.

Korkudan korkmak dediğimiz şey toplum tarafından yine, yeniden aşıldı. AKP şunu yapmaya çalıştı; Kürdistan’da bir savaş yürüttü, o savaş sırasında yürüttüğü psikolojik savaşla Türkiye’nin batısını terbiye etmeye çalıştı. Cenazeleri sokakta bıraktı. Yüzlerce acıya, yüzlerce travmaya maruz kaldılar. Tüm evleri, yaşam alanları yıkıldı. Göç etmek zorunda bırakılmaya çalışıldılar ve tüm bunlar üzerinden toplum sindirildi. Topluma “Siz mücadele ederseniz, hakkınızı ararsanız, özgürlük, barış derseniz sizin de başınıza Şırnak’taki, Nusaybin’deki, Gever’deki olaylar gelecek, oradaki insanların yaşadıklarının birebir aynısını siz de yaşayacaksınız.” mesajı verildi.

Bugün tecavüz yasası bağlamında gerçekleşen şeyden sonra Türkiye’nin batısı şunu gördü: Kazanmanın tek ve biricik yolu var; o da direnmek, mücadele etmek, sokağa çıkmak. Toplumda şöyle bir beklentili ruh hali vardı: Sihirli bir değnek değecek ve AKP gidecek. Bir sabah uyanacağız ve AKP’siz bir güne başlayacağız gibi rüyaları olan insanlar olduğunu da biliyoruz.  Ama biz yeniden ve her gün bu gerçeğe uyanıyoruz. AKP’nin gitmesi, faşizm düzeninin yıkılmasının tek bir yolu var, o da bizim mücadelemiz… Bizler mücadele edersek, yan yana gelirsek, gerçekten sokakta olursak, direnişi güçlendirirsek o zaman AKP gidecek, bu faşizm yıkılacak. En somut  göstergesi de tecavüz yasasının mecliste komisyona gönderilmesi ve komisyonda da tasarının içinden çıkarılmasıdır. “Bunu kim sağladı ne sağladı?” Kadınların isyanı, sokaktaki mücadelesi, geri adım atmaması sağladı. Onun için buradaki formül, önümüzde duran yol haritası çok açık ve net. Bugün sokak bize yeniden kazanımla rotayı çizdi üstelik. Yenilgiyle değil sokağa çıkıp yeniden kazanmak üzerinden bize bir yol haritası çizdi. Bize düşün bu yol haritasını çok daha güçlü sahiplenmek, çok daha ileri bir noktaya taşımaktır. Bunu her alanda hepimizin göstermesi bu kazanımı da görünür kılmamız gerekiyor. Kadınların ne kadar direngen, mücadeleci olduklarının hedefe kitlendiklerinde asla vazgeçmediklerinin de bir kez daha altını çizmemiz gerekiyor.

3) 15 Temmuz sonrası ilan edilen OHAL ile ülkede devrimci muhalefete dair ne varsa   sindirmek için çeşitli politikalar uygulanmaya başladı. KHK’ler ile ihraçlar giderek artmaya   başladı, işçi grevleri sınırlandırılmakta. Sözün giderek hükümsüz olduğu günler yaşanmakta. HDK olarak yaratılan OHAL faşizminin yürüttüğü korku düzenine karşı nasıl bir politika belirlediniz?

img-20161126-wa0007

Bütün alanları tasfiye ederek kendisini kurumsallaştırmaya çalışan bir faşist sistemle karşı karşıyayız. Bu faşist sistem yol yürürken bir hedefe kitlenmiş durumda. OHAL’i bir rejim olarak uyguluyor. KHK’er ile kendisi için ayak bağı gördüğü bütün alanları tasfiye ediyor. Hayata geçirmek istediği bir projesi var. Kendilerinin ‘Türk tipi başkanlık’ dedikleri aslında diktatöryel bir sistemi Türkiye’de hayata geçirmek. Bugün fiili olarak bu sistemi uyguluyorlar. Getirmek istedikleri sistemin bugünden çok bir farkı yok ama şunu çok iyi biliyorlar; Mevcutta uyguladıkları şey yarın hükümet ya da sistem değişse onları Yüce Divan’da yargılatabilecek ve on bin defa dünyaya gelseler hesabını veremeyecekleri kadar ağır hapis cezalarına çarptıracak suçları içeriyor. Fiili olarak uyguladıklarını anayasal sisteme çevirmek, uygulamalarına bir yasallık kazandırmak istiyorlar çünkü yaptıkları hukuksuzluklardan bir şekilde kendilerini aklasınlar ve hesabını vermesinler.

KHK’ler ile yüz bine yakın insan hiçbir soruşturmaya tabi tutulmadan bir yazıyla 30 yıllık işinden men ediliyor. Bu bir darbe düzenidir. 15 Temmuz’da bu ülkede darbe engellenmedi. 15 Temmuz’da bir sivil darbenin mekaniği kuruldu. 16 Temmuz günü bir sivil darbe gerçekleşti ve bir şekilde tüm alanlara eklemleniyor. Bir faşist diktatöryel rejimin içerisinde yaşıyoruz. MHP’nin ideolojik öncülüğünü üstlendiği, AKP’nin de pratik yürütücülüğünü yaptığı bir faşist blok içindeyiz.

HDK olarak güç birliği içinde hem demokrasi içerisinde birlik için aktif olarak yer alıyoruz ve bu alanların daha çok güçlenmesi somut pratikler içinde yer alması için bundan sonra enerji harcayacağız. Ayın 12’sinde Kadın Kongremizi 13’ünde de genel kongremizi gerçekleştirdik.  Orada da açığa çıkan iki şey vardı: 1.Faşizme karşı birleşik mücadele 2.mevcut sistemi şu an ayakta tutan şeyin OHAL Rejimi olduğu. AKP’yi gerileteceğimiz temel şeyin OHAL’e karşı çıkmak olduğunu kongremizde tespit ettik.

Darbe kendisini OHAL’le meşrulaştırmıştır. HDK olarak kongremizde aldığımız kararla OHAL’e karşı bir kampanya yürütüyoruz. Kampanyanın alt başlıkları merkezi koordinasyonumuz tarafından berlirleniyor. Türkiye’nin batısından ev ev, kişi kişi ulaşmak üzere OHAL’e karşı bir seferberlik üretmeyi düşünüyoruz. Faşizm toplum üzerinde neden bu denli etkili oluyor meselesine verdiğimiz yanıt da toplumun kendini güçsüz hissetmesiyle doğrudan bağlantılı. Toplum kendisini güçsüz hissediyor. Bunu temel nedeni de örgütsüzlük… toplumu örgütlemek gibi temel bir hedefimiz var. Bizim mevcut sistem gibi TOMAlarımız, polis gücümüz, bürokrat gücümüz, asker gücümüz yok. Elimizdeki tek şeyimiz; doğru, meşru davamız ve buna inanan insan gücümüz… toplumun temel tek bir silahı olabilir; örgütlülüğü. HDK’yi daha dinamik hale getirmek faşist sisteme verilecek en büyük yanıtlardan biridir. OHAL kampanyasıyla paralel olarak bunu da yapacağız. Bunların yanında ideolojik bir sürecin içinden geçtiğimizi de belirttik. Özgür basın susturuldu, aydınlar cezaevine koyuldu… tek tip bir toplum ve Türkiye yaratılmaya çalışılıyor. Farklı seslere beşiklik etmek gibi bir temel hedefimiz var. HDK olarak kendine bir mecra bulamayan herkese kapımızı açtığımızı onların mücadelesini yürütmek gibi temel bir görevimiz olduğunun da farkındayız. Hem yazınsal hem düşünsel anlamda bu tek sesliliği yıkacak bir odak olmayı misyon olarak önümüze koyduk. AKP’nin tek sesliliğini yıkacağız.

 

4) Kadın mücadelesinin giderek arttığını hissettiğimiz günler yaşarken kadınlara söylemek istedikleriniz nelerdir?

Kadınların uzun bir mücadele tarihi var. Mirabel kardeşlerden bugüne kadar bedel ödeyerek getirdiğimiz bir tarihimiz var. Dünyanın neresinde olursa olsun her bir kadının direnişinin, ataerkil devlet sistemine karşı her bir isyanın aynı zamanda bizim sözümüz, o birikimin hepimizin birikimi olduğunun bilinciyle hareket ediyoruz. Ben bugün kadın mücadelesinin dünya mücadeleleri açısından ön açıcı bir yerde olduğunu düşünüyorum. Kürtaj yasasına karşı yürüyüp kazanım elde eden Portekizli kadınların mücadelesi, eşit işe karşı eşit ücret için sokağa çıkan İzlandalı kadınların mücadelesi bize başka bir ufuk açıyor.  Bugün Kürdistan’ın özgürlüğünde başlayan eşbaşkanlık sistemi, eşit temsiliyet sistemi ve farklı tartışmaların her biri bize farklı ufuklar açıyor. Türkiye kadın özgürlük mücadelesi ve bu deneyimlerin bize kazandırdığı o kadar çok kazanım var ki. Bugün bu kazanımların hepsi tecavüz yasasına geçit vermedi. Biz kadınların yan yana geldiğimizde, kendi mücadele tarihimizin derinliğini fark ettiğimizde birbirimize dokunduğumuzda gerçekten yenilmez bir sinerji, bir güç açığa çıkarıyoruz. Kadınların kararlılığı, mücadeleye olan azmi, inancı çok farklı. Kadının toplumla, yaşamla, doğayla, insanla kurduğu bağlar çok farklı bir yerde duruyor. O bağın kendisi mücadelenin içerisine aktığında kazanımlar getiriyor. Canlı yayında Ayşe öğretmen olup ‘kral çıplak’ diyor, tecavüz yasasına geçit vermiyor, başka bir yerde bir yalanı ortaya çıkarıyor. Onun için bizim bunların her birine sahip çıkmamız gerekiyor; her bir kadının düşüne, hikayesine, gerçekliğine sahip çıkmak üstüste koymak bizim tarihsel görevimizdir. Bugün Türkiye’de kadın özgürlük mücadelesi belki de Türkiye’yi faşizmden çıkaracak yegane mücadeledir. Türkiye’de kadınlar faşizmi yenebilecek en temel, en direngen güçtür. Türkiye kadın hareketinin bunu yapabilecek gücü var.

 

Gülistan Kılıç Koçyiğit

Mesleği: Sağlık Çalışanı, Sendikacı

Doğum Tarihi: 1979

Dersim, Malazgirt doğumlu. Evli ve iki çocuk annesi. 1998 yılında Dersim’de hemşire olarak meslek hayatına başladı. Daha sonra Dokuz Eylül Üniversitesi Adalet Meslek Yüksek Okulu, Anadolu Üniversitesi Veterinerlik ve Laboratuvar Bölümü, Anadolu Üniversitesi Kamu Yönetimi ve Anadolu Üniversitesi Sosyoloji Bölümünü bitirdi. Kamu Emekçileri Sendikası’na(KESK) bağlı Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) İzmir Şubesi  Yürütme Kulu üyesi. Yanı sıra KESK Genel Meclis Üyesi. Kadın mücadelesi içinde de aktif olarak yer alan Gülistan Kılıç Koçyiğit, başta KESK Kadın Meclisi olmak üzere İzmir’de birçok kadın platformunda yer almakta. KJA derneği,  İnsan Hakları Derneği (İHD), Dersimliler Derneği üyesi. Ayrıca Rojava Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Kurucu Eş Başkanı. Son olarak 4 Kasım 2016 tarihinden itibaren Onur Hamzaoğlu ile birlikte Halkların Demokratik Kongresi(HDK) eş sözcülüğü görevini yürütüyor.

 

Hazırlayanlar: Tutku Sönmez ve Ahmet Kavruk