Son Dakika
22 Mayıs 2017 Pazartesi

OHAL’de cezaevleri – Eren Yıldız

Bu yazı, Ekim ayı başında Edirne F Tipi Cezaevi’nde kalan Eren Yıldız’ın gazetemize gönderdiği mektuptan derlendi

15 Aralık 2016 Perşembe, 14:03

7 Haziran 2015 seçimleri sonucunda iktidardan düşen AKP, MHP’nin koltuk değnekliğiyle ‘seçim hükümeti’ adıyla fiili durumu yaratarak iktidarda kalmayı başarmıştır.

‘Demokratik Çözüm Süreci’ni bitirip, ‘Mutabakat Metni’ni reddeden Erdoğan, milliyetçi, inkârcı politikayla birlikte yeni bir savaş dönemini başlatmıştır. Erdoğan’ın, ırkçı, şoven, saldırgan politikası ve savaşı başlatması bilinçli bir tercihidir ki bunu yaparak 1 Kasım 2015 seçimlerinde AKP’nin tekrar tek başına iktidar olmasını sağlamıştır.

AKP ve Erdoğan’ın savaş ilanı dışarıda yeni bir dönemi başlattığı gibi içerde de yeni bir dönemi başlatmıştır. Çünkü, dışarda yaşanan savaş, operasyonlar ve beraberindeki tutuklama furyaları hapishanelerde de direkt yansımasını buluyor.

Ağır tecrit koşullarının yanında savaşın yeniden başlamasıyla birlikte, çözümsüzlük, keyfi uygulamalar, hak gaspları ve ceza içinde ceza anlayışı yaşamda dayatılmaya başlandı.

Özellikle Kürdistan’da yaşanan yoğun tutuklama operasyonlarıyla birlikte Batı’daki hapishanelere sürgün sevklerin artması, sürgün sevkler sırasında tutsaklara yönelik şiddetli saldırıların yaşanması sıkça basında yer almaya başlamıştı.

Adalet Bakanlığı’nın ‘gizli’ denilen genelgesine (tüm ısrarlı girişimlerimize rağmen var olduğu söylenen bakanlık genelgesi hapishane idaresince bize verilmedi.) dayanılarak yanımızda bulunan eşyalara sınırlama getirildi. Yıllardır hapishane kantininden aldığımız mutfak eşyasından, temizlik eşyalarına, çamaşır ipinden kalemlere, nevresimden battaniyelere kadar sınırlama getirildi ve eşyalarımız zorla toplandı. Bu durumu protesto eylemleri yaptığımız için hepimize defalarca soruşturmalar açılarak disiplin cezaları verildi. Bu cezalar nedeniyle şartlı tahliyesi gelen birçok arkadaş tahliye edilmeyerek disiplin cezalarının bitirilmesi beklendi.

Tüm bu sorunların peşinden kitap, dergi vb. yayınlara sınırlama getirileceği kararı verildi. Hücrelere kişi başına 20 kitap verileceği ve hücredeki fazla kitapların alınacağı söylendi. Devlet devrimci tutsaklara yönelik saldırının boyutunu bu adımıyla daha da yükseltmiş oldu. Kitap ve yayınların kısıtlanması demek çok uzun yıllar, hatta bir ömür hapishanelerde tutulacak olan devrimci tutsakların düşünsel gelişim, bilimsel okuma, araştır, akademik ya da edebi üretim yapma çabalarına ket vurmaya yönelik bir saldırıdır. Bu sistem düşünen insana düşman olduğundan ama düşünmeyi de yasaklayamadığından kitap vb. yayınları yasaklamayı hedefliyor. Tüm hapishanelerde aynı sorun yaşanıyor. Sürgün sevkle bir hapishaneden bir başka hapishaneye götürülen tutsakların tüm eşyalarına sınırlama getirildiği gibi kitapları da sınırlama getirilerek veriliyor.

15 Temmuz darbe girişimi sonrası ise yaşam koşullarımız daha da ağırlaştırılmış durumdadır. Bilgi alabildiğimiz birçok hapishanede tüm sosyal faaliyetler iptal edilmiş durdurulmuştur. Yoğun tutuklamaların olduğu, tutuklanan darbecilere yer açılması gerektiği nedeniyle kaldığımız hücrelerde sayı artırımına gidildi. Dört, beş ya da altı kişi birlikte kalınmaya başlandı. F-Tipi tecrit sisteminin bu şekilde de olsa çökmüş olması ve sayımızın artması iyi oldu ama birlikte kalabilmemizin fiziki koşullarına dair hiçbir çözüm halen üretilmiş değildir. Mevcut hücrelerde üçer ranza yapılması, eşya dolabı ve masa gibi zaruri ihtiyaçların karşılanması gerekiyordu, ama halen bu ihtiyaçlar karşılanmadı. Arkadaşlarımız yerde yatmak durumundalar. Bu, yaz mevsiminde idare edilebilecek bir şey olsa da artık havalar soğumaya başladı.

Darbe girişimi sonrasında yaşamın diğer işlerlikleri de durdu. Kanserden astıma kronik hastalıklara birçok rahatsızlıkları olan arkadaşlarımızın düzenli yapılması gereken tedavileri yapılamaz duruma geldi. Hastane sevkleri iptal edildi, ya hastaneye götürülenler ‘doktor yok’ denilerek geri getirildi, ya da engellendi. Hapishanede haftada bir gün revire çıkabiliyoruz.

Aylar öncesinden Sincan ve Bolu F-Tipi hapishanelerinden buraya sürgün sevkle getirilen tutsaklar girişte zorla çıplak aramaya maruz kalmış, bu insanlık dışı uygulamayı kabul etmeyen tutsaklar saldırıya uğramış ve zorla soyulmuştur. Sürgün getirilen tutsakların eşyalarının büyük bölümü halen kendilerine verilmemiştir. Buraya getirilmeden önce kaldığı F tipinde kantinden aldığı ve kullandığı eşyaların bazıları bu hapishanede yasak denilerek arkadaşlara verilmemektedir. Aynı eşyaların bir benzerinden bu hapishane kantininde bulunduğu ve tekrar alınması dayatılıyor.

Ağırlaştırılmış müebbet durumunda olan tutsakların koşulları daha da kısıtlanmış durumdadır. Bu güne kadar, günün 3-4 saatinde havalandırma kapıları açık ve yan hücredeki arkadaşıyla birlikte havalandırmaya çıkabiliyorken artık buna müsaade edilmiyor. Şimdi sadece bir saat ve tek başına havalandırmaya çıkabiliyorlar. Hapishane idaresi birlikte çıkmalarını kabul etmediği gibi havalandırma sürelerinin uzatılmasını da tretmana yani herhangi bir disiplin soruşturmasının olmaması şartına bağlıyor. Yine bu arkadaşların aynı bloktaki tekli hücrelerde kalan diğer arkadaşlarıyla 10 kişilik gruplar olarak faaliyete çıkarılmalarını istiyoruz ama bu da kabul edilmiyor. ‘’Aynı havalandırmayı paylaşanlar ancak birlikte çıkabilir’’ (iki ya da üç kişi) denilerek talebimiz reddediliyor. Darbe girişiminden sonra uzun süre faaliyetlere çıkarılmamış olmak bir yana, ağırlaştırılmış durumda olan arkadaşların haftalık iki saat olan spor ve kütüphane faaliyeti de bir saat spor ile sınırlandırılarak yarı yarıya gasp edildi.

AKP iktidarı darbe girişimini yenilgiye uğrattıktan sonra, bunu fırsata çevirip, kendisi OHAL ilan ederek halka ve tüm muhalefete karşı darbe yasalarıyla saldırıya geçmiştir. 15 Temmuz darbe girişimi birkaç gün içinde enterne edildikten sonra AKP iktidarı Erdoğan öncülüğünde devletin tüm kurumlarına yönelik operasyonlara başlamış ve muhalefete karşı kendi darbesini yürürlüğe koymuştur. Erdoğan fiili olarak başkan durumundadır. Sadece AKP hükümetini değil, sistem partisi olan MHP ve CHP’yi de Erdoğan yönetmektedir.

Erdoğan ve AKP hükümeti bir yandan Fetullahçılara yönelik operasyonları yaparken diğer yandan anti-demokratik düzenlemelerle devrimci-demokratik muhalefeti de tasfiye yöntemini sürdürmektedir. Askeri darbeyi 15 Temmuz sonrası yaşamadık ama benzer koşulları bizzat AKP iktidarı hayata geçirmiştir. Buna karşı, devrimci-demokrat cephede ciddi bir direniş pek görülmüyor. En azından hapishanelerde olan bizlere yansımıyor. Sadece Kürt Özgürlük Hareketi’nin etkili direnişi devam ediyor ve devleti sarsıyor. Devletin çok yoğun ve baskın saldırısını tersine çevirme becerisi ve gücü olmayan bir durum yaşanıyorsa, ortaya konan direnişin boyutu da sonuç alıcı değil protesto eden bir boyutta olur. İçerde de (hapishaneler) benzer bir durum yaşanmaktadır. Önceki tarihlerde hapishanelerde yükselen direniş dalgaları içinde bulunduğu tarihi ve fiziki koşullarda, içeriden dışarıya yön verebilme ve etkileyip harekete geçirebilme özelliği göstermiştir. Ancak şu da bir gerçek ki içerdeki bir direnişin sonuç alabilmesinin en büyük ayağı da dışarıdaki kamuoyu desteği ve eylemliliğidir. Bugün bu gerçeklik kendini çok daha fazla göstermektedir. İçeriden dışarıyı belirleyebilme ve yönlendirebilme dönemi çoktan bitmiştir.

Son dönemde, özellikle de 2011 yılından sonra hem bölgemizde hem de ülkemizde olağanüstü gelişmeler yaşanmaktadır. Savaşın boyutu hiç olmadığı kadar yükselmiş buna paralel olarak sorunlar da aynı denklikte büyümüştür. Dışarıda sürdürülen mücadelenin ve direnişin omuzladığı sorunlarda aynı düzeyde büyüktür. Bu nedenledir ki mevzi sorunlar daha tali duruma düşmüştür. Artık içerisi dışarıdaki mücadelenin seyrine endekslenerek bu gününü ve yarınını örgütlemeli ve direnişinin boyutunu da ona göre belirlemelidir. Bu nedenle her anımızı verimli bir çalışmaya kanalize ederek, bilincimizi derinleştirecek, ideolojikleşecek ve daha da devrimcileşeceğiz. En zor ve olanaksız koşullarda bile devrimci tutsakların bunu başardığını tarihimizde defalarca gördük.

İçerde fiziki olan değişmese de iç koşullar hep dönemsel olmuştur. Sorunlar hep varola gelmiştir. Bu sorunlar bir dönem sert ve katı olarak kendini gösterirken bir dönem de gevşek ve esnek olabilmektedir. Bu dönem itibariyle bizlerin temel kıstası devrimci kimlik ve kişiliğimizi korumaktır. Buna yönelik saldırılara karşı tavizsiz bir duruş göstermektir. Bedenimize ve bilincimize yönelik saldırılara karşı direniş esastır. İçinde bulunduğumuz fiziki koşulları dönem itibariyle değiştirme gücümüz olmayabilir, kısıtlanmış koşullarda yaşamak durumunda kalabiliriz, ama kimlik ve kişiliğimize yönelik bir saldırıyı ise asla kabul etmeyiz.

Dışarıda gürül gürül akan bir mücadele var. Biz içerdekiler de bu mücadelenin en yakın takipçileri olarak, bu mücadelenin paralelinde onurlu ve insani yaşam koşullarının sağlanması adına bir direniş pratiği içinde olmayı kendimize yaşam perspektifi olarak almalıyız.