Son Dakika
22 Mayıs 2017 Pazartesi
21 Temmuz 2016 Perşembe, 18:50
Kamil Yıldız
Kamil Yıldız kamilyildiz@umutgazetesi.org Tüm Yazılar

Cemre ve Sevda için…

Sesi titriyor genç insanın…

Söylediklerinden yalnızca “Cemre Heval…”  sözleri anlaşılabiliyor. Acıyla, tutkuyla, içtenlikle konuşuyor. Bir süre sonra sesi çatallanıyor, göz pınarları nemleniyor, konuşamıyor…

Salondan kopan alkışlar destekliyor konuşmacıyı, son noktayı alkışlar koyuyor.

Bir başka konuşmacı söz alıyor. Sevda Çağdaş’ı anlatıyor, O’nu tanımaktan onur duyduğunu söylüyor. Diyarbakır’da beraber geçirdikleri günleri anlatıyor. 2006’da Amed’te yaralanmasını. “1.60’lık boyuyla bin metrelik umutlar taşıdı bize” diyor, onun da sesi çatallanıyor, alkışların desteğiyle oturuyor yerine, gözleri nemli…

Yunanca yapılan konuşmayı hiç Yunanca bilmeyenler anlıyorlar; tıpkı Türkçe yapılan konuşmayı Yunanlıların anladığı gibi.

İnsan olmanın dili bütün dillerin üzerinde…

Konuşmacı domino etkisinden söz ediyor. “Ortadoğu’da emperyalistlerin başlattığı savaş, Yunanistan’a yüz binlerce mülteci olarak geliyor. Avrupa kapılarına dayanan milyonlarca mülteci, faşist hareketleri tetikliyor. Pegidalar, Le Pen’ler, Urban’lar yükseliyor, Trump’lar başkanlığa oynuyor. Esad’ı devirmek için beslenen IŞİD, bugün Paris’i, Brüsel’i vuruyor. Ortadoğuda emperyalistlerin Truva atı olarak görevlendirilen Erdoğan, bütün dünyanın başına bela oluyor. Kapitalizm tüm dünyada kriz üretiyor. İnsan türünün yeryüzündeki varlığını dahi tehlikeye atıyor kapitalizm. Savaşla, dünyanın yeniden paylaşımıyla krizlerine çare arıyorlar. IŞİD denilen canavarı savaş ve yıkımlarla kendileri yarattılar. Cehennemin kapılarını ortadoğuda açtılar. İşte bu her şeyin düğüm olduğu acılı coğrafyada emeğin, özgürlüğün, kadının, insan olmanın onurunu, özgür ve sömürüsüz bir dünyanın bayrağını Eylem Ataşlar, Sevda Çağdaşlar yükseltiyor. Onlar  Che Guavera’nın yolunu izleyen Enternasyonalist savaşçılar. Hiç bir şahsi çıkar gözetmeden emekçiler ve ezilen halklar için yola çıktılar. Anıları önünde saygıyla eğiliyoruz” diyor.

Kürt Özgürlük Hareketi’nden konuşmacı destekliyor Che vurgusunu ve ekliyor: “Kendi topraklarında kendi halkları için savaştılar.”

Sorular sökün ediyor. “IŞİD nasıl doğdu? Rusya’nın bölgedeki rolü ne? Eylem ve Sevda’dan nasıl öğrenebiliriz, kendi duruşumuz için ne gibi sonuçlar çıkarabiliriz? İŞİD Batıya da saldırıyor, nasıl Batıyla irtibatlandırabiliyorsunuz?” Verimli bir tartışma yapılıyor.

Rojava’da savaşırken yaralanan bir Enternasyonalist savaşçı söz alıyor. Kayıpların çok acı olduğunu, ama insanın kendi hayatına nasıl yön vereceğine ve nasıl öleceğine kendisinin karar vermesinin büyük bir özgürlük de olduğunu söylüyor.

Türkiyeliler, Kürdistanlılar, Yunanlılar, bir kaç batı Avrupalı, çocuklar, gençler, orta yaşlılar. Yunanlı genç yoldaşların çoğu üniversite öğrencisi. Anarşistler, şu veya  bu sosyalist akımın taraftarları, yaklaşık elli kişilik topluluk ortak bir “dille” konuşuyorlar Eylem ve Sevda’nın fotoğrafları önünde.

“Rojava’da gerillaların hayatı nasıl” diye soruyor genç bir katılımcı. “Orada bulunmadım, bilmiyorum” diyor konuşmacı, sonra Eylem ve Sevda’nın fotoğraflarını işaret ederek sürdürüyor: “Baksanıza  hayat dolular, güleçler, neşeliler. Çiçek yüklü bahar dalları gibi uzanıyorlar hayata ve geleceğe. Bir de karşılarındaki cehennem zebanilerine bakın. Emperyalist efendileri dahil tüm dünya gericiliğinin çirkinliğinin, çürümesinin cisimleşmiş ifadesi bu cehennem zebanileri. Cemre ve Sevda ise insanlığın umut yüklü geleceği gibi gülümsüyorlar. Yaşamlarının zorluklarını bilemeyiz, ama kendilerini nasıl hissettikleri yüzlerinde, gülüşlerinde yansıyor. Ne oldukları da…”

Cemreler düşüyor değdikleri her yüreğe, bir sevdanın filizleri uzanıyor Rojava’dan dünyaya…

(Bu yazı Atina’da Cemre ve Sevda için yapılan anmadan izlenimlerdir.)