04 Nisan 2017 Salı, 16:26
Çağdaş Balcı
Çağdaş Balcı cagdasbalci@umutgazetesi.org Tüm Yazılar

Sermayenin distopyası olarak yapay zeka

Bilimsel çalışmaların, uygulamaların ve planlamaların sermayenin çizdiği sınırlar içerisinde gerçekleşmesi her ne kadar bilinen bir gerçek olsa da, bilimin sermayenin dağılımı üzerindeki etkisi pek tartışmaya açılmaz. Üretim ilişkileri çerçevesinde, yine sınırları sermaye tarafından çizilmiş bilimsel sonuçlar, sermayeye yeni bir bakış açısı, bir anlamda yol/yöntem önermektedirler. İdeolojik aygıtlar ve onların etki alanı söz konusu olunca, ekonomik kaba belirleyicilik ortadan kalkar, bilimsel bilgi de doğrudan belirleyici bir aygıt haline gelebilir.

 

Bilimsel bilgi ve bu bilginin kullanıldığı uygulama alanları, kapitalizmin rıza üretiminde son derece önemli rol oynarlar. Teknolojiye ve tıbba aktarılabilecek bilimsel bilgi bu açıdan en gündemde olanıdır. ABD emperyalizminin Afrika’daki aşı kampanyalarını ve hastane zincirlerini düşünelim. Bu makyaj sayesinde emperyalizm demokrasinin, özgürlüklerin ve insan haklarının havarisi olarak gözükmeyi başarabilmektedir. Öte yandan ucuz emek gücü sahası olarak Çin ve Hindistan’daki meta birikiminin, teknolojik aletlerin kullanımıyla gündelik hayatı etkileme derecesi ve bunun reklam değeri düşünüldüğünde tablo biraz olsun netleşmektedir. Bırakalım büyük emperyalist devletleri, Türkiye’deki AKP iktidarı bile, neoliberal politikaların ışığında popülist bir sağlıkta dönüşüm programıyla faşizme rıza katmaktadır.

 

Sermaye-bilim ilişkisi her zaman olağan bir rıza üretimi ekseninde ilerlemez. Ekonomik krizler nasıl kapitalizmin doğasında varsa, sermaye-bilim ilişkisi de krize girmeye meyillidir. Bu ilişkinin temeli, emeğin ücretli emek altında sınıfsallaşmasıyla atılmıştır ve rölantide bir seyir asla mümkün değildir.

 

Kapitalizm-bilim ilişkisinin tarihteki en büyük krizi Hitlerci insan deneylerinde yaşanmıştır. İkinci dünya savaşı yıllarında yaşanan ve şimdilerde herkesin lanetleyerek andığı çalışmalar, o dönemde hiç de garip karşılanmamıştır. Şimdi kriz veya anomali olarak görülen faşizm, savaş sırasındaki sermaye birikiminin ihtiyacına göre şekillenen bir yönetim biçimidir. Dönemin otoritesi olan tıp çevreleri, Nazi deneyleri uygulanırken hiçbir ciddi tepki geliştirmemiştir. Hatta Hitler iktidarı yıkıldıktan sonra ölüme mahkum edilen iki doktor, Karl Brand ve Victor Brack, herhangi bir suçluluk duymadıklarını ve yaptıkları çalışmaları bilimsel bulduklarını ifade etmişlerdir. Bu iki bilim insanı, dönemin saygı duyulan isimleri arasındadır ve ünlü İngiliz tıp dergisi Lancet, mahkemeye cezanın hafifletilmesi için çağrı dahi yapmıştır.

 

Hitlerci deneylerinin çoğunlukla engelli/hasta veya arî olmayan ırka hayat hakkı tanımayan yönü ön plana çıkartılır. Nazi deneylerinin bilimsel bilgi açısından asıl önemli yönü, insan vücudunun sınırlarının tespiti ve sonrasında da müdahale arayışıdır. İnsan kemiklerinin hangi sıcaklığa kadar dayanabileceği, mide-barsak sisteminin ne kadar tuzlu suyu kaldırabileceği veya vücuda enjekte edilen mikroplarla ne kadar süre mücadele edebileceği araştırılmıştır. Bu araştırmalarda buzlu suda bekletilen, tuzlu su içirilen ve vücutlarının çeşitli bölgelerine tüberküloz mikrobu verilen yüzlerce insan hayatını kaybetmiştir. Yahudi tek yumurta ikizi çocuklar, ari ırk oluşturma deneylerinde kobay olarak kullanılmıştır. Özetle, insan vücudunun sınırlarını merak etme ve ardından pratik-politik hedefler ışığında müdahale etme söz konusudur.

 

Bilim, ücretli emekten önce de vardır ve kendine içkin ilerleme yasası ücretli emek kavramıyla birlikte başka bir etik-politik formasyona bürünmüştür. Artık bilimin en önemli öğesi olan merak sermaye kavramıyla lekelenerek, insan bedeninin işleyiş ve patoloji yasaları merak kategorisinden, insan vücudunun sınırlarını merak kategorisine dönüşmüştür. Bu dönüşüm insan bedenine müdahale imkânını zaten içinde taşımaktadır. Hatta bu müdahale imkânı bir amaç haline gelmiştir. Sermaye çağında, hiç de bilimsel bilgiye ait olmayan teleolojik model devreye girmiştir.

 

Evrenin yasalarını keşfetme çizgisindeki bilim rüşeym halinde özgürleşme barındırırken, evrenin sınırlarını keşfetme çizgisi de rüşeym halinde bir faşizm barındırır.

 

Sermaye-bilim ilişkisinde, yalnızca sermayenin önünü açacak, ona daha fazla kar getirecek veya üretici güçleri geliştirecek çalışmalar gündemde değildir. Kapitalist işletmeler açısından rölantideki konumlanma sıradan kar ilişkileri kapsamında olabilir. Ancak olağandışı hallerde, kapitalist üretim ilişkileri tarafından belirlenmiş bilimin önünde, insan bedeninin sınırları ve ona müdahale imkânları durmaktadır.

 

Elon Musk isimli sermayedarın yeni kurduğu şirketin teorik girdileri de bahsettiğimiz olağandışı biyosiyasete denk düşüyor. Rölantide, yani sadece kar odaklı hareket eden bir şirket olmadığı ilk bakışta göze çarpıyor.[i] Neuralink isimli şirketin kuruluş amacı yapay zekâ teknolojisini insan zekâsıyla birleştirmek olarak kurgulanmış.[ii] Her ne kadar nihai hedeflerini, toplumda sık görülen Alzheimer, Parkinson veya inme gibi sık görülen nörolojik hastalıkların tedavisi olarak ifade etseler de bu iddia bir reklam sosu olmaktan öteye gidememektedir. Çünkü bu hastalıkların her biri ayrı mekanizmaya dayanmaktadır ve tek bir tedavi yönteminden bahsetmek ciddiye alınacak bir iddia değildir.

 

Elon Musk, 1971 doğumlu Güney Afrika asıllı Amerikalı bir girişimci. 21. yüzyılın en etkileyici 50 isminden biri olarak gösteriliyor.[iii] Tesla Motors, NASA’ya rakip olarak kurulmuş SpaceX ve PayPal gibi ünlü şirketlerin sahibi. Son şirketi olan Neuralink’in belli bir riske dayandığını kendisi de kabul ediyor. Şirketi kurmaktaki asıl amacının kar olmadığını ısrarla vurguluyor. Zaten Amerikalı yorumcular da bu proje sayesinde, insan düşüncesinin yönlendirilebileceğini, düşüncenin depolanabileceğini hatta başka bir depoya doğrudan aktarılabileceğini vurguluyorlar.

 

Şimdiye kadar yapay zekâ teknolojisi, bir makinenin insan düşüncesi gibi karmaşık çalışabileceği düşüncesine odaklanıyordu. Uzak hedef, bir makinenin, aynı insan gibi ağrı, aşk, nefret veya sevgi gibi bir qualiaya yani fenomenal bilince sahip olmasıydı. Diğer tarafta, insan beyninin işleyiş mekanizmalarına dair çalışmalar zaten geniş bir literatür oluşturuyordu. Ancak Musk, kurguladığı projeyle bu iki alandan birine katkı sağlamayı düşünmüyor; aksine iki alanı birleştirmeyi planlıyor. Canlı bir insanın beynin dokusunun, yine insan beyni gibi çalışma prensibiyle kurgulanmış bir makineye bağlanacağı fikri, bilimin içinde rüşeym halinde bulunan faşizan öğeye çağrı niteliği taşımaktadır. Tıpkı Nazi deneyleri sırasında insan bedeninin ısıya veya tüberküloz mikrobuna karşı sınırlarını araştıran doktorlar gibi Musk da insan zihninin sınırlarını araştırmaktadır. Tıpkı Nasyonal Sosyalist doktorların arî ırk yaratmak için insan bedenine müdahale imkânları aradığı gibi Musk da insan zihnine müdahale imkânları aramaktadır.

 

Bilim elbette ki bir tür merak ile mümkündür. Bu merak, evrenin veya canlılığın işleyiş yasalarını keşfetmek ve bilim dışı ideolojik öğelerden kopmakla birlikte yürür. Dünyanın güneş etrafında döndüğü keşfinden kuantum bilgisine, evrim teoreminden çağdaş zihin kuramlarına kadar tüm keşifler, aslında yasaların keşfi veya bir tür açıklamadır. Sermayeye içkin bilim ise sınır ve müdahale peşindedir. Nazi deneyleri ve Musk’un yapay zekası gibi örneklerde zaman zaman aktüel hale de gelebilen rüşeym halindeki bu zorba bilim düşüncesine karşı, özgürleştirici bir modelin tahayyülüne girişilmedir.

[i]http://www.npr.org/sections/thetwo-way/2017/03/28/521763351/elon-musk-seen-targeting-human-computer-link-in-new-venture

 

[ii]https://www.wsj.com/articles/elon-musk-launches-neuralink-to-connect-brains-with-computers-1490642652?mod=e2tw

 

[iii]http://www.esquire.com/news-politics/a5077/elon-musk-1008/