Son Dakika
22 Mayıs 2017 Pazartesi
10 Ocak 2017 Salı, 14:01
Erol Dündar
Erol Dündar eroldundar@umutgazetesi.org Tüm Yazılar

Bizim Fidel

Her çağın kahramanları vardır. Her çağın uslanmaz isyancıları, yürekli maceracıları, dünyaya kafa tutan serüvencileri, malı mülkü umursamayan devrimci dervişleri vardır. Her çağın devrimci Komünarları ve Özgürlük Savaşçıları vardır… Uygarlığın efendilerine başkaldırırlar; köle sahiplerine, derebeylerine, sermaye ağalarına karşı mücadele ederler. Kendi destanlarını yaratır, kendi efsanelerini oluşturur, kendi tarihlerini yaparlar. Kimseden icazet almadan, sınırları takmadan diyar diyar özgürlük düşüncesini yayarlar. Her düşenin dilindeki son sözleri, elindeki bayrağı bir yeni kuşak alır ve kendi tarihini yapar. Bu yüzden tarihin bir değil iki ayrı diyalektiği vardır. Biri zalimlerin diktatörlük diyalektiği, diğeri de mazlumların özgürlük diyalektiğidir. Her çiçeğin kendi dalında açması gibi her sosyalizm de kendi diyalektiğinde boyverir. İşte özgürlük diyalektiğinin bayraktarlarından Bizim Fidel’i 25 Kasım’da ebediyete uğurladık. Şimdi Che ile birlikte yeni devrimlerin planlarını yapıyorlardır. Bizim Fidel’den önemli dersler kaldı yeryüzüne. Devrimci olarak başladığı yolculuğuna, özgürlük ideallerine son nefesine dek sadık kaldı. Bizim Fidel, kendi çağına doğru soruyu sordu; devrimlerin ‘azgelişmiş’ ülkelerde başlaması bir tesadüf, bir yol kazası değildir dedi ve sosyalizmin kurulabileceğini gösterdi.

Fidel kendi çağına soruyu doğru soran adamdır; “zalimler onca sömürü ve diktatörlüğe rağmen ayakta durabiliyorsa, eşitlik ve özgürlük ihanet edilmedikçe mutlaka ayakta kalacaktır” dedi. “Yoldaş ülkelere ihtiyaç var” dedi. Sosyalizmde ısrar etti ve nice ülkede devrim mücadelesine destek verdi. Kendine saraylar, köşkler, villalar yaptırmadı. Halktan kopmadı. Bir sorun olduğunda üniformalı COMANDANTE olarak halkın ayağına gitti. Sorunları yerinde çözmeye çalıştı.

Halktan biri olarak yaşadı. Ardında koruma ordusuyla dolaşmadı. Bürokrasiye tenezzül etmedi. Büyük adam olmakla böbürlenmedi. Devlet yetkilerine dayanarak ayrıcalık talep etmedi. Dört bir yana heykellerini diktirmedi. Özel mülk edinmedi. Kuşatma ve ambargolara karşı dik durdu. Halkı yoksul iken zevk ve sefa sürmedi. Halkı ile yoksulluğu paylaştı. Devrimin ve Che’nin COMANDANTE’siydi ama Fidel daima Che’yi öne çıkardı. Devrimci mütevaziliğinden ödün vermedi.

Ülkesinin kıt kanat koşullarına, halkının yoksulluğuna rağmen dünyanın yoksul çocuklarına süt gönderdi. “Fidel Amca”ları ayrım gözetmeksizin, kıta farkı yapmaksızın hastalara doktor ve ilaç gönderdi. Öğretmen ve tarım uzmanlarını yardıma gönderdi.

Yürekleri ve tüfekleriyle zulmü alaşağı ederek havaya, suya, ışığa ve toprağa sevgi kattılar. Yeryüzüne onur verdiler. Yirminci yüzyıl sosyalizminin hümanist yüzüydü Fidel. Uslanmamış yüreğiydi. Uygarlığın şafağından beri hayali yüzlerce kez kurulan “Ada Ütopyası”nın gerçeğini inşa etti. Küba dünyanın vicdanını temsil etti o adada. Şeker ve tütün ile acı tatlı, şarkılarıyla, danslarıyla, insan sıcaklığı ve emeği ile sosyalizmi kurdu.

Bize büyük bir fedakarlık, mücadele ve umut aşıladılar. Dünyanın egemenlerine karşı özgürlüğü miras olarak bıraktılar. Bizim Fidel öldüğünde Dünya saygı duruşundaydı. Sadece bir avuç satılmış, hain, karşı devrimci, kendini emperyalizme satmış soytarılar sevindi.

Fidel çağımızın devrimci dervişi, tarihimizin efsanevi kahramanı ve düşlerimizin COMANDANTE’siydi. Ütopyalarımızı gerçeğe dönüştüren Che’nin yanına uğurladık onu. Şimdi bütün Komünarlar ve Özgürlük savaşçıları Fidel ve Che’nin açtığı patikalardan, yollardan yürüyorlar. Fidel bir efsanedir, efsaneler daima aramızda yaşarlar.