15 Nisan 2017 Cumartesi, 15:37
Damla Yılmaz
Damla Yılmaz damlayilmaz@umutgazetesi.org Tüm Yazılar

Bize masal anlatmayın

Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, masal kokulu çocukların gaz kapsülleriyle vurulduğu, tekmelenerek öldürüldüğü, tutsak edildiği, kokularının sindirilmeye çalışıldığı bir ülke varmış. Bu ülkede şehrin mezar taşları sayılan gökdelenlerinden/saraylarından fermanlarını yayınlayan kötülük abidesi krallar/padişahlar, bayram sabahı gülüşlü çocukların geleceklerini çalma kararı almış. Kara bulutlarını üstüne saldıkları ülkede, adım başı tecavüz, taciz, cinayet, her türlü gasp, ölüm çıkar olmuş insanların karşınına.

Olmuyor.

Masal gibi gelmiyor yaşadıklarımız.

Bize anlatılan masallara inanmayacak kadar büyüdüğümüz/büyümek zorunda bırakıldığımız günlerden geçiyoruz. Bizim masallarımızda şenlik alanlarında insanlar katlediliyor, pamuk prensesler tecavüze uğruyor, Nasrettin Hocalık yapanlar tutsak ediliyor, Hansel ve Greteller trafik lambalarında dilendiriliyor.

Hapishanelerde, yaşamın direnmek olduğunu, bedenlerini ölüme yatırarak gösterirken tutsaklar; sınırlarda, sokaklarda işkence edilirken bedenlere; çocuklar ölmesin diyen Deniz Naki’lere ceza verilirken, Ali İsmail’in katillerinin ödüllendirildiği bir hukuk sisteminde, böylesi bir düzende kimse bize yalandan masal anlatmasın.

Hayır diyenlerin başına silahlar dayanırken, toplumsal linç çağrıları beraberinde saldırılar gün be gün artarken Alice’in Harikalar Diyarı’na yolculuk edemiyoruz.

Gezi gibi, 7 Haziran gibi kırılma anlarından biri olacak 16 Nisan. Ancak gökten üç elma düşmeyecek sonuçlandığında. Bir altüst oluş sürecinin aşamalarından biri olarak kalacak. Geziyi aşacak bir süreç, 7 Haziran sonrasından daha da saldırganlaşacak bir güç öngörüsünde bulunduysak/bulunuyorsak; bu canavarlaşan güce karşı kendimizi hazırlamalıyız. Yaklaşan, başlayan, başlamış, devam eden, edecek olan bir baskı dönemi; küresel savaş, kapitalizmin derinleşen krizi, emperyalistlerin kirli oyunları derken Türkiye’nin Suriyeleşmesinin birkaç hafta alacağı bir süreçten söz ediyoruz. Türkiyeli selefiler, savaş eğitimi almış ve katliamın içinde düşmanlıkla beslenerek geri döndüklerinde kirli savaşı bu topraklara taşımaları kaçınılmaz olacaktır. Ne kadar süreceği kestirilemeyen bu savaşın nasıl bir boyut alacağını nasıl şekilleneceğini belirleyecek olan ortaya konacak direniş ve mücadele olacaktır.

Örülmüş bir ‘Hayır’ cephesi bugün bu ülkenin yarısıyla tarifleniyorken kendine siyaset yapan bir dil ve üsluptan sıyrılmalı, hayata geçiremediğimiz eksik kalan noktaları tamamlayıp yürümeliyiz.

İddiası olan insanlar yolda giderken işi yapıyormuş gibi; görünmez yola revan olur. Hayal gücü iktidara tercihini yapanlar, hakikat arayışında, bağcıkları sıkı bağlı çıktılar gerçeğin yoluna. Aktıkça büyüyen suların çocukları oldular. Anlatılan masalların ötesine geçtiler yazdıkları hikayelerle. Gerçek dünyanın, gerçek insanların hikayesinde yalandan masallara yer yok artık. iddiası, değerleri, ilkeleri olan insanlar; ciddiyet ve özveri isteyen bir mücadele var. Tarafsızlık yok artık. Her insanın yaşam tarzıyla mevcut gerçeklik karşısında duruşuyla kendini ortaya koyduğu taraf olduğu bir durum var. Beklerken farkındalık geliştirmek diye bir şey yok; yürüyerek, yaşayarak, soluk alarak, soluk olarak farkına varacağız.

Yolun başında da söylendiği gibi tarlada izimiz olmalı ki hasatta yüzümüz olsun.