Bir Mektup, Bir satır yazı – Hamdi Şafak

05 Mayıs 2017 Cuma, 12:50

Gönlümün karası

Sarmalamış ak kağıdı.

Böyle başlıyordu mapustakine gelen mektubun nasıl beklendiğini anlatan müzik. Mapusluk ve hapishaneler üzerine çok büyük bir külliye var. Romanlar, şiirler kitaplık doldurur. Yazmak zorunda olmasak keşke. Keşke hiç konuşmasak şu hapishanelerden, hiç yaşamımızda olmasa. Çıkıp gitse dimağımızdan. Ama olmuyor. Zülüm baki, zindan; direnişin mükafatı, faşist diktatörlükte. Zindan direnişçileri de boyun eğmedi zulmün saltanatına. Türkiye’de ne zaman sistemin baskı aygıtları ayyuka çıktı, cezaevleri saldırının sivri ucunda olmudu.

AKP/İŞİD faşizmi özellikle 2015 haziran seçimlerine giderken başta Kürt halkı olmak üzere, tüm emekçi mühalefetine savaş ilan edip, bunu Ankara ve Suruç katliamlarıyla ilan ettikten sonra tüm ülke sathında koşullar hızla değişti. Aynı durum hapishanelerde de kendini gösterdi. Yıllardır normal işleyiş halinde gelen uygulamalar artık bir baskı ve işkence aracına dönüştürülmeye başlıyor. Burada sözü hapishaneden gelen mektuba bırakıyorum. Mektup oldukça eski. 11 Nisan 2016, ama sorunlar ve gelişmeleri anlattığı için güncel.

(… bir süre sonra yeni memur, ikinci müdürler ile birlikte birinci müdür olarak da Haydar Ali Ak birinci müdür olarak atandı. Birinci müdür olarak bu atamadan sonra çeşitli sorunlarla karşı karşıya kalmaya başladık. Yıllardır belli bir oturmuşlukla devam edegelen yaşamımız altüst edilmeye başlandı. Örneğin sayımlarda alt katta habalandırma kapısı açılıp bizi görüp çıkılıyordu. Ama yeni müdür ile birlikte F’nin ilk yıllındaki gibi yapılmak isteniyor. Üst kata çıkarak sanki her sabah arama yaılırmışasına sayım yapılmaya başlandı. Biz bunu kabul etmedik be bir ay sonra görüşmeler sonucu eski şekilde sayımı kabul ettiler. Hayat yeniden eski seyrine dönüşüyor diye düşünmeye başlıyorduk ki, Parti/Cephe davasından yirmi yedi arkadaş sürgün sevkle götürüldüler. Tekirdağ 1 ve 2 nolu F tipi hapishanesine dağıtılmışlar. Oradan da otuz PKK davası tutsağını buraya getirdiler. Kabul etmediğimiz sayım uygulaması yeniden başlatıldı. Dışarıdan yeni getirilen tutuklular, eskilerin ya da hükümlülerin yanına verilmemeye başlandı. Hak gasplarına gösterdiğimiz tepkiler sürekli olarak disiplin cezaları verilerek bastırılmaya çalışılıyor. Hapishane içinde hapishane yaşatılmak için sürekli bir saldırı tarzı geliştiriliyor. En temel insani isteklerimiz kabul edilmediği gibi geçerliliği olmayan cezaevleri mevzuatı dayatılıyor. İnfaz koruma memurları ile tutsaklar arasında gerginlik oluşturacak ortamlar yaratılıyor. Tutsaklardan fiili saldırıya uğrayanlar oldu. Tabi bunların hepsi için suç duyurularında bulunuyoruz.

Böylesi durumlar burada pek sık olmazdı. Haydar Ali Ak birinci müdür olarak geldiğinden beri sıkça karşılaşıyoruz. Bugüne kadar hiç sorun olmayan en basit şeyler sorun haline getiriliyor. Mesela yattığımız bölümdeki cam pencereye güneşi ve projektör ışıklarının gözümüze vurmasını kesmek için kullandığımız perdelere olmaz deniliyor. Şimdi Adalet Bakanlığının gönderdiği yeni genelgenin içerdiği onlarca maddeden bahsediliyor. İçeriğini bilmiyoruz. İdarenin bize söylediklerine bakılınca zindanlara yönelik yeni bir saldırı dalgasının planlandığı anlaşılıyor. (…) Görünen o ki F tiplerini ilk açıldığı yıllara döndürmek hedefinde oldukları anlaşılıyor. Buna karşı toplumsal bir duyarlılık oluşturmak zindanlar açısından acil bir ihtiyaçtır.” (Eren Yıldız 11 nisan 2016)

Bu kadar eski mektubu buraya aktarmamın nedeni ise benzer bir mektubu yakın zamanda almamdır. Evet toplumsal mücadele kızıştıkça bunun hapishanelere de yansımaları doğrudan olur. Siyasi tutsaklar için en temel insani ihtiyaçlar bile baskı aracı ve sorun olarak dayatılır. Hatta tutsaklar böylesi sorunlarla uğraştırılarak dünyaları daraltılmaya ve hapishane içinde hapislik yaşatılarak bütün uğraşları zindan haline getirilmeye çalışılır. Şimdi 28 Mart 2017 deki son mektupta yazılanlara gelelim:

“(…) diğer yandan tüm hapishanelerde sorunlar artarak devam ediyor. (…) Bir çok hapishanede  açlık grevleri devam ediyor. (Bu açlık grevleri bu yazı hazırlanmadan, yakın dönem önce bitirildi)  Faklı şekilde protesto eylemleri yapılıyor. Hem muhataplık sıkıntısı yaşanıyor hem de çözüm yönünde tüm girişimlerimiz ya kabul edilmiyor ya da zamana yayılıyor ve askıda bırakılıyor. Örneğin haftada iki kez revire çıkıp ilaç alınabilirken şimdi bir defaya düştü. Hastahane sevkleri ayları bulan bekleyişler sonrasında gerçekleşiyor. Posta aracılığıyla ailelerden gönderilen eşyaların sahiplerine verilmesi bir aydan fazla sürüyor. Mektuplar artık ancak haftada bir gün dağıtılıyor. Yine haftalık dağıtılan yayınlar iki haftada bir dağıtılmaya başlandı. Daha önceki mektupta yazdığım sorunlar da devam ediyor. Sonuç olarak tutsakların ihtiyaç ve taleplerine dönük her şey kısıtlanmış ve yavaşlatılmış durumda. İdarenin gerekçesi: “ yeterli personelimiz yok, yetişemiyoruz”. Ancak abartılı “güvenlik önlemleri” konusunda ise hiç bir aksama ya da yavaşlama olmuyor. Hatta artırılarak devam ettiriliyor. Durum bu olunca personel yetersiz gerekçesinin bir geçerliliği olmuyor. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra hapishaneler yönelik yeni planlar olacağını düşünmek ise abartı olmaz.” ( Eren Yıldız 28 Mart 2017)

Zindanı yaşayanlar zindandan konuşuyor. Şimdi yeniden dinliyorum: “ Bir mektup, bir satır yazı gönlümün karası.” Evet sarmalamış ak kağıtları zindan içinde yaşayanların dertleri ve sorunları. Onların sorunlarına cevap olmak, sesine ses vermek boynumuzun borcudur.

Hapishanedeki tüm direnenlere selam olsun. Direnerek kazandık, elbette yine kazanacağız. Mücadelenin her alanında sesinize ses, direnişinize direniş mücadele çizgimizdir.

25 Nisan 2017