Bir hayatı insan gibi tamamlamak güç iştir – Şemdin Şimşir

19 Mayıs 2017 Cuma, 16:51

Milatlar tarihin başlangıcını ifade eder. Her milat halkların, insanlığın bir doğuşu, bir var oluşu gibi yaşamın toprağına kök salar. Çoğu ise kahramanların, büyük önderlerin yaşamlarını ortaya koyarak, çarmıhlardan, idam sehpalarından ve yangınlardan geçerek yarattığı değerler üzerine gelişir. Ve bu tarihi başlangıçlar, insanlığın ortak değerleri gibi aynı iklimi bütün yüreklerde yaşatırlar. Ülkemiz devrim mücadelesi böylesi örneklerle doludur. Mahir’ler, Deniz’ler, İbo’lar ilk başta akla gelenlerimizdir…

Ulaş Bayraktaroğlu yoldaşta işte bunlardan biridir. Uzun bir süreden sonra tüm Türkiye ve Kürdistan devrimci hareketince sahiplenilen ve önderliği ile kabul edilen bizim Ulaş. O bunu, devrimci yaşamını bir devrimci gibi yaşayarak, öğreterek öncülük ederek yaşamın doğalığında herkese kabul ettirdi.

Bir hayatı insan gibi tamamlamak güç iştir… Ulaş Bayraktaroğlu devrimciliği, insanı sevmeyi, yaşamı uğrunda ölecek kadar çok sevmeyi, herkese yeniden hatırlattı, hep yeniden öğretti…

Çünkü o çok iyi biliyordu ki devrimci gibi düşünmek yeterli değil, devrime inanmakta başta devrimci gibi yaşamak gerektiğini ve bir devrimci olarak, sosyalizm mücadelesinin her aşamasında gerekli olan ona uygun bir yaşam biçimini salt benimsemek değil, bunu pratikte uygulamaktır. Çünkü ülkemizde giderek hobiye dönüşen, dönüştürülen adı dışında, içinde her şey olan değildi. Çünkü bu yaşam başta devrimcinin bilinçli bir tercihidir. O bunu her yönüyle başaranımızdı. Yaşamını, pratiğiyle, teorisi ile bilince, eyleme dönüştürenimizdi.

Devrimci mücadelede kararlılık, her şeyden önce bir bilinç sorunudur. Sosyalizm idealini savunmak, onun için mücadele etmek ve bu mücadelede bir kararlılığın temsilcisi olmak, her zaman daha fazla bilinçli bir davranışı gerektiriyor. Zira dumura uğramış, uğratılmış ya da bulanıklaşmış bir bilinç, mücadeleye olumsuz etki de bulunarak belirsizlik yaratır. O bunun iyi biliyordu ve ömrü buna karşı mücadeleyle geçti, bundandır ki her zamankinden daha fazla açık, net bir bilince sahip olmamız gerekiyor. Bütün sorunların üstesinden gelmenin yolu bilinçte berraklığı yitirmemekten geçiyor. Çünkü olay ve gelişmeler üzerinde doğrudan etkide bulunmak, ancak bilinçli müdahalede bulunularak gerçekleştirilebilir.

Ulaş, oligarşinin ve emperyalizmin hedeflediği, mücadelede örgütsüzlük, kendiliğindencilik ve düzen sınırları içinde bir kısır döngü çabasını, bunu başarmak için başvurduğu temel yöntemin bilinçlerde tahribat yaratmak olduğunu iyi biliyordu. Ki oligarşinin ve emperyalizmin bilinçlerde yaratığı belirsizlik, onun en önemli çabasıydı. Çünkü bilinç ne denli bulanık, belirsiz olursa, mücadele o denli rotasından sapar, düzen sınırlarına hapsolur. Bunun içindir ki Ulaş yoldaş mücadelede bu saldırı politikasını hiç göz ardı etmedi.

Hepimiz çok iyi biliyoruz ki, devrimcilik en özlü tanımı ile olmazları olur kılma iradesidir, bunun en özlü ifadesinde Ulaş yoldaşın yaşamı ve duruşundadır. Bu iradeye sahip miyiz, değil miyiz sorusunun cevabını işte tam da Ulaş yoldaşın bize bıraktığı mirası daha ileriye taşıma irademizdir. Yani, irademizin ne kadar güçlü olup olmadığının mihenk taşı burasıdır.

İşimizin “iğneyle kuyu kazmak” kadar zor olduğunun bilincindeyiz. Umutla ve başımız dik yürümeye devam ediyoruz. Emekten yana, devrimden yana samimiyetini yitirmemişlerle, insanca yaşanacak sömürüsüz, sınıfsız bir dünyayı kazanmaya cüret ettik. Bugün bu cüreti daha da arttırmanın hesaplarını yapmaya daha fazla hakkımız olduğunu bilmemiz gerekir.

Bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesinde, bu yolda yitirdiğimiz şehitlerimize, ağır bedelleri göğüsleme onuruna gölge düşürmeyecek olanlara, genç, yaşlı, yüreği emeğin iktidarından yana olanlara verdiğimiz sözü tutmak için ısrarımızı bir kat daha artırmanın çabası içinde olmalıyız. Ve bunu başaracağız.

Bugün devrimci güçlerin büyük bedeller ödeyerek kazanmış oldukları hak ve mevzilerin dar, klasik, kendiliğindenci, günü birlikçi yaklaşım ve politikalarla değil, geliştirilmesi, korunması bile mümkün değildir. Hayat bunu onlarca, yüzlerce kez kanıtlamıştır. Dolayısıyla, içinden geçtiğimiz böylesi özel bir dönemde, gücümüzü her alanda doğru yönde zorlamak durumundayız. Kendimizi sürekli yenilemek, daha bilinçli ve birikimli bir niteliğe kavuşmak zorundayız.

Bu konuda acımız, kaybımız ne kadar büyükse onların bize bıraktığı deney, mirasta daha büyüktür. Komünarlar ve Özgürlük Güçleri, hiç bir yerdeyken, her yerde olanlar, nasıl yaşanır, nasıl ölünür, bizlere yolumuzu yine önderlerimiz, komutanlarımız gösterdi. Kuşkusuz ki onların yolu nettir, apaçıktır, dönüşsüzdür.

Orhan’dan Ulaş’a yoldaşa bizlere devrettiği devrimci ruh ve kararlılığı doğru ele aldığımız oranda geleceği elde etme başarısı bizler açısından kaçınılmazdır.

Onların bize devrettiği miras net ve verdikleri mesaj, devrimciliği boş zamanların meşgalesi olmaktan çıkarıp, bir yaşam biçimi haline getirmeyi, devrimci mücadeleyi günlük politikaların batağında yuvarlanan ilkesiz, kuralsız bir kör dövüşünden çıkarıp iktidar hedefli bir kavgaya dönüştürmeyi; burjuva politikalarının kuyruğunda dolaşma yerine atak ve cesur hamlelerle gündemi belirlemeyi gerektirmektedir.

Bunun içindir ki; Teslim olmayan bir feda kuşağının bu topraklardan asla silinmeyeceğini tekrar tekrar ispat eden tüm yoldaşlarımız ve önderlerimizin anısı önünde bir kez daha diyoruz ki “Ant olsun ki, hesabı sorulmadık tek bir gün bile bırakmayacağız”

Bilmeliyiz ki, insanın insandan aldığı bütün yaraların merhemi insandadır… Ve Ulaş yoldaş insanlığa son ana kadar can feda merhem oldu. Şimdi Ulaş olma zamanı, insana merhem olma zamanı… Ulaş Bayraktaroğlu ölümsüzdür!