Son Dakika
22 Mayıs 2017 Pazartesi
07 Ekim 2016 Cuma, 15:44
Suna Aras
Suna Aras sunaaras@yahoo.com Tüm Yazılar

Berivan

Berivan’ı yıllardır tanırım, güzel gülüşü ışıklı gözleri ile aramıza samimi, doğal, benden olan bir bağ kuran, yirmili yaşlarında Kürt kızı. Baskıdan, işkenceden kirli savaşın dayattığı bin bir yıkımdan, ellerinde kalan çocuklarını, acıdan arta kalan canlarını alarak, kirli savaşın parçaladığı, dağıttığı, tarumar ettiği her aile gibi,  köklerini göç ettikleri topraklarda bırakarak, sadece nefes almak için, Diyarbakır’dan gelip bu yabancı yerlere yerleşmişler.

Biraz ürkek, biraz tedirgin çokça yaralı…

Bir süredir Berivan’ın gülüşünün solduğunu, gözlerinde ki ışıklı yolculuğa koyu bir perdenin çekildiğini gördükçe, Berivan’ı gölgem gibi yanımda taşımaya başladım. Artık benim için, başımı yastığa koyar koymaz uykularımı kaçıran, lokmalarımı boğazıma dizen, nefes almamı zorlaştıran bir “Neden?” sorusunun, verilemeyen cevabıydı Berivan!

Birkaç gün önce karşısına oturduğumda, güzel gülüşünün neden solduğunu, gözlerinde ki ışıklı yolu neyin perdelediğini, sorup sormamak arasında uzun süre didişip durdum kendimle.

Berivan işi gereği, etime gömülen tırnağıma işkence ederken, bende onun kalbine, hayallerine, geleceğine, çocukluğuna, rüyalarına işkence edenlerin nedenini, tahmin etmenin öfkesiyle, tırnak acımı unutup gitmiştim.

Sonrası nasıl gelişti hatırlamıyorum.

Ben sadece onun yürek yarasına dokunmuştum, o da açıp önüme bırakmıştı yarasını!

Kulağımda kalan sesinin dehşetiyle…

 

ÇOCUKLUĞUMU ÖLDÜRDÜLER!

“ Sur benim çocukluğumun geçtiği yerdi.

Arkadaşlarımızla birlikte, tarihin içinde yolculuk yapar gibi keyifle, sevinçle oyunlar oynadığımız yer.

İşte benim orada ki o çocukluğumu öldürdüler!

Hatıralarımı yok ettiler!

İçimde korkunç bir acı var.

Yıkım var.

Ben artık oralara nasıl giderim?

En güzel hayallerimin, çocuk sevinçlerimin ölüsünü nasıl toplarım Sur Dibi’nin delik deşik edilmiş, ölüm kokan sokaklarından.

Onlar zaten bizi istemediklerini bir kez daha seçimlerde göstermediler mi?

Linç etmediler mi ellerine geçirdikleri her Kürt’ü?

Partimizin (HDP)bürolarını yakıp yıkıp talan etmediler mi?

Onlara da kızıyorum aslında, ne barışı?

Babama da söylüyorum barış falan yok!

Boşuna heveslenip durma.

Yine hayal kırıklığına uğrarsın.

Çünkü bizi istemiyorlar.

Bizi sevmiyorlar.

Bizim, acıdan ölümden başka bu devlette payımız yok.

Suna abla.

Sur’u yıktıklarından beri rüyamda ama her gün rüyamda polis görüyorum!

Sürekli beni kovalıyorlar, sürekli ateş açıyorlar,  sürekli sevdiğim insanları öldürüyorlar, sürekli bir savaş yerinde buluyorum kendimi!

Kanın, ateşin, yıkımın içinde.

Kan ter içinde uyanıyorum. Ağlıyorum… Ağlıyorum…“

 

İNSAN KATİLİNİ SEVER Mİ?

“Farkındayım.

Psikolojim bozuldu!

Sanki o korkunç rüyalarımın içinde yaşıyorum!

Cizre’de benim halkımı diri diri yaktılar.

Sesleri kulağımdan hiç gitmiyor!

İmdat diyen sesler duyuyorum.

Önce köylerimizi yakıp yıkıyorlardı, artık kentlerimizi de yakıp yıkıyorlar.

Annelere çocuklarından bir avuç kül, birkaç yanmış kemik bırakıyorlar.

Bu zulme dayanmak kolay mı sanıyorsun?

Ben artık barışa inanmıyorum!

“Barış” diyene çok kızıyorum.

Dilini yasaklayan sana hangi barışı verebilir?

Seni diri diri yakandan kardeş olur mu?

Yalan, hepsi yalan.

Ben hiç inanmamıştım zaten.

Babama da söylemiştim.

“Gidip savaşalım” diye.

Başka yaşam hakkı var mı bize?

Öleceksek gidip biz de ölelim.

Zaten her gün ölmüyor muyuz?

Yengem sadece bir basın açıklamasına katıldı diye 12 yıl ceza verdiler.

Her şey onlardan yana.

Bizi insandan bile saymıyorlar.

Bak buraya gelen kadınlardan hep duyuyorum, Kürdün ölüsüne bile seviniyorlar.

Geçenlerde dayanamadım birine söyledim.

“Bende Kürdüm” ölsem sevinecek misin?

Bana diyor ki “Sen başkasın”.

Ne demek bu?

Her kes insanlığını yitirmiş sanki.

Bilmiyorum, belki onların da masumiyetini çaldılar!

Benim masumiyetimi bu devletin çaldığı gibi!

Masumiyetimizi çaldılar Suna abla.

Ben de onlar gibi oldum…

O kınadığım, ayıpladığım insanlar gibi.

Milliyetçi oldum…  Irkçı oldum.

Ben böyle değildim. Ama böyle oldum.

Benden olmayanın ölümüne sevinir oldum.

Ya ölmek ya öldürmek istiyorum artık!

Yeter diyen bir çığlık taşıyorum içimde!

Bizim oraların kışı buralara benzemez.

Karı, ayazı, boranı kavurur insanı.

On binlerce insan, yaşlısı, çocuğu, hastası ne yapacak?

Aç, sefil, işsiz, güçsüz sokaklarda kalmışlar.

Ne başlarını sokacak bir dam altı var, ne çocuklarının önüne bir parça ekmek getirecek işleri.

Yazık günah değil mi?

Kürt olmaktan başka ne suçları var?

Terörist diyorlar bize!

Kendini savununca terörist oluyorsun, susunca tepeni eziyorlar!

Çocuklar da mı terörist?

Yüzlerce çocuğu ne diye öldürdünüz?

Zarok Tv’ yi bile kapattılar.

Dünden beri ağabeyimin kızı ağlıyor.

Ne diyebiliriz beş yaşında ki bir çocuğa?

Nasıl anlatabiliriz?

İçim öyle dolu ki…

Katlettikleri insanlarımızı bile gömme hakkımız yok!

Sokaklarda kokuttular…

Kediye, köpeğe yedirdiler ölülerimizi.

Niye?

Bütün bunlar Kürt olduğumuz için değil mi?

Anlamıyorum…

Vergiye gelince vatandaş oluyoruz.

Kürt çocukları vatandaş diye askerlik yapıyor.

Ama hakka, hukuka gelince yok…

Sen Kürt’sün benim verdiğim kadarıyla yetineceksin,

Benim dilimi konuşacaksın!

Benim müsaade ettiğim kadar yaşayacaksın!

Ben niye seveyim bu devleti!

İnsan katilini sever mi?

İnsan canını yakana saygı duyar mı?

Ben artık bu devletin çatısı altında yaşamak istemiyorum.

Ne olacaksa olsun…

Bu devlet benim çocukluğumu öldürdü!

Hayallerimi Sur’un yıkıntılarının içine gömdü!

Hiç, hayalsiz insan yaşar mı?”