Bayraktaroğlu’nun annesi Çakırer: Hayallerine kavuştu

Rakka operasyonunda yaşamını yitiren BÖG komutanı Ulaş Bayraktaroğlu’nun annesi Melike Çakırer, ‘Ulaş 17 yaşındayken Kürt hareketine katılmak istediğini söyledi. O gün karşı çıktım. Sonunda istediği oldu. Hayallerine kavuştu. Rojava’ya gidip Kürtlerle omuz omuza savaştı’ dedi

16 Mayıs 2017 Salı, 19:09

Demokratik Suriye Güçleri’nin (QSD) Rakka hamlesinde DAİŞ ile girilen savaşta yaşamını yitiren Birleşik Özgürlük Güçleri (BÖG) komutanı Ulaş Bayraktaroğlu’nun hayatı, hep devrim mücadelesiyle geçti. Sosyalist bir ailede doğup-büyüyen Bayraktaroğlu, yaşamı boyunca hep haksızlıklara karşı direndi. Düşündüğü gibi yaşayan ve nerede olursa olsun, sokak barikatında, bir işçi grevinde ya da savaş cephesinde hep önde olan Bayraktaroğlu, Gezi direnişinde hep ön cephede oldu ve direnişin sembolü haline geldi. Bayraktaroğlu, yürüttüğü mücadele sonucu birçok kez gözaltına alındı, tutuklandı, sözlü ve fiziki şiddete maruz kaldı. Oğlunun özgürleştirmek istediği topraklarda yaşamak istediğini belirten anne Melike Çakırer, oğlunun Rojava’ya giderek hayallerini gerçekleştirdiğini belirterek, “Kendi yapamayacağı hiçbir şeye insanları yönlendirmezdi” dedi.

Gezi’den Rojava’ya

Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP) Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesi olan Bayraktaroğlu, 24 Eylül 2010’da “Devrimci Karargah Örgütü” ile irtibatı olduğu gerekçesiyle 8 kişiyle beraber tutuklanır. 11 aylık tutukluluğu sırasında cezaevinde evlenen Bayraktaroğlu, ilk duruşmada tahliye edilmesinin ardından tekrardan çalışmalara katılır. 8 Mart 2013 tarihinde bir kız çocuğu olan Bayraktaroğlu eşiyle birlikte inandıkları enternasyonalist mücadeleyi baz alarak çocuklarına Dünya Kurtuluş ismini verir. 15 Haziran 2013’te Taksim Gezi Parkı direnişi sırasında tutuklanan Bayraktaroğlu, 25 Mart 2014’te tahliye edildikten sonra Rojava’da DAİŞ’e karşı yürütülen mücadeleye katılır. Rojava’daki Devrimci Komünarlar Partisi’nin kurucularından olan Bayraktaroğlu, Birleşik Özgürlük Güçleri’nin de komutasını üstlendi.

16 yaşında devrimci mücadeleye başladı’

Oğlu ile ilişkilerinin arkadaş gibi olduğunu ifade eden anne Melike Çakırer (66), oğlu için “Kendi yapamayacağı hiçbir şeye insanları yönlendirmezdi” diyor. Bayraktaroğlu’nun Türkiye devrimci hareketinin yükselişte olduğu 1976 yılında doğduğunu belirten anne Çakırer, “Oğlum yaramazdı. Hep hareketliydi. Ulaş bana çok benzerdi. İyi eğitim alması için ortaokuldayken burslu koleje göndermiştim. Bana ‘Bunlar hep zengin çocukları, burjuva çocukları’ diyordu. Daha sonra normal liseye gitti. 16 yaşındayken devrimci mücadeleye katıldı. Hiç durmadan çalışıyordu. Ben de engellemiyordum” şeklinde konuştu.

‘Çocuğunu korumakla bir yere varılmaz’

Bayraktaroğlu’na hiçbir zaman engel olmadığını kaydeden anne Çakırer, “Ben de inanıyordum. Kendi çocuğunu korumakla bir yere varılamaz. Çünkü biz de dinlemedik anne ve babamızı. Ulaş’a yapma deseydim de beni dinlemezdi, yapardı” dedi. Cezaevinde de hep hareketli olduğunu belirten anne Çakırer, “Cezaevinde de hiçbir zaman boş durmadı. F Tipi cezaevlerinin kapatılması için açlık grevine katıldı. Cezaevindeki haksızlıklara başkaldırdı. İsyanlara katıldı. Cezaevinde örgütleme yapıyordu. Sosyalizmi anlatıyordu. Cezaevinde de ona çok saygı duyuluyordu. Yani hiç boş durmadı. Çıktığı gibi de aynı tempoyla da çalışmalara devam ederdi” dedi.

‘Çevresinde onu sevmeyen yoktur’

Cezaevinde evlendiğini belirten anne Çakırer, “Ailesini çok severdi. Dünya tatlısı bir kızı oldu. Ama fazla vakit geçirmedi. Cezaevine girdi. Ondan sonra Rojava’ya. Kızının ismini eşiyle birlikte koydular. Enternasyonalist bir isim koydular” dedi. Oğlunun iyi bir balık avcısı olduğunu kaydeden anne Çakırer, “Denizi çok severdi. Hep insanları doyurmak amacıyla denize dalıp balık tutardı” dedi. Oğlunun çok sabırlı biri olduğunu ifade eden anne Çakırer, “Tuhaf biriydi, sabırlıydı, yardımseverdi, çalışkandı, tutumluydu. Elinden her iş geliyordu. Elektrik arızası, su arızası gibi birçok şeyi tamir ederdi. Komşularının bir şeye ihtiyacı olurdu hemen yardım ederdi. Elinde poşet olan yaşlı bir insanı gördü mü hemen yardım ederdi. Çevresinde onu sevmeyen yoktur” diye konuştu.

‘Kürtlerle omuz omuza savaştı’

1990’lı yıllarda devletin Kürt halkına yönelik yürütmüş olduğu politikalara karşı oğlunun Kürt hareketine katılma kararı aldığını ve o gün karşı çıktığını anımsatan anne Çakırer, “17 yaşındayken Kürt hareketine katılmak istediğini bana söyledi. ‘Orada savaş var benim oraya gitmem lazım’ dedi. Ben de korktum orada ölüm var. Kötü şeyler var. Gitmemesi için ikna etmeye çalışıyordum. Ulaş’a ‘Bize burada işçi sınıfını örgütlemek düşer’ dedim. Sabah uyandığımda Ulaş yorganın üzerine toplu iğne ile bir kağıdı tutuşturuyordu. Kağıtta ‘Anne sen haklısın biz mücadelemizi batıda sürdürmeliyiz’ diyordu. Ama sonunda istediği oldu. Hayallerine kavuştu. O kadar sene geçti aradan yine Rojava’ya gidip Kürtler ile omuz omuza savaştı. Bana ilginç geldi” dedi.

‘Ulaş’ın özgürleştirmek istediği topraklarda yaşamak istiyorum’

Çocuğu ile yaptığı son görüşmeyi de anlatan anne Çakırer, “Ulaş’a Fırat’ın kenarında bir kulübe istiyorum, orada yaşamak istiyorum, dedim. Ulaş da bana ‘O bir şey değil, Fırat senin köpeğin olsun. Zaten özgürleştiriyoruz orayı çok az kaldı’ dedi” diye konuştu. Anne Çakırer, Rojava’da oluşacak şartlar doğrultusunda yaşamının geri kalanını Rojava’da geçirmek istediğini belirtti. Rojava’ya gidip savaşmak istediğini; ancak yaşının elvermediğini belirten anne Çakırer, “Benim iki oğlum vardı; ama artık yok. Ama binlerce çocuğum var. Rojava’da yaşamını yitirenlerin hepsi benim çocuğum. Genç olmuş olsaydım, gider savaşırdım. Ama Rojava’ya gideceğim. Hep derdim Ulaş’a direnin kesin kazanacaksınız. Zafer bizim olacaktır. Elimden ne geliyorsa yapardım. Benim de katkım olmasını istiyorum. Ulaş’ın yaşamı uğruna özgürleştirmek istediği topraklarda yaşamak istiyorum” sözlerini kullandı.

‘Hiç unutmayacağım’

Çocuğunun Rojava’ya gittiğinde ölüm haberine her zaman hazırlıklı olduğunu kaydeden anne Çakırer, “Savaş alanı. Bir realite var ortada. Dalga geçilecek yerler değil buralar. Savaşta her şey olur. Neden biz savaşa hayır diyoruz. Bunun için. Bütün anneler, babalar ve çocuklar savaş ortamında mahvolur” dedi. Oğlunun ölüm haberi geldiğinde hiç ağlamadığını ifade eden Çakırer, “Dayanışmak çok güzel. Gelen gidenler çok oldu. Büyük oğlum 18 yıl önce öldü. Naifti, dayanıksızdı. Mücadeleci değildi. Onun ölümünü hiç kabul etmedim. İki sene falan kendime gelemedim. Ulaş’ın ölümünde böyle olmadı. Hiç unutmayacağım. Çünkü, son konuşmamızda bana ‘Bedenine dikkat et. Kafa sağlığına dikkat et. Zaten dik duruyorsun, dik durmaya devam et’ tavsiyesinde bulundu” dedi.

(Mehmet Şah Oruç / Metin Yoksu – dihaber)