12 Ocak 2016 Salı, 19:10
Esin Kavruk
Esin Kavruk esinkavruk@umutgazetesi.org Tüm Yazılar

Aziz’in ardından – Esin Kavruk

Saray ve emrindeki savaş hükümeti, ağustostan beri çok sayıda il ve ilçede sokağa çıkma yasağı ilan etti. Devletin OHAL ilan ettiği her yer bebekler, çocuklar, kadınlar, yaşlılar, gençler ve sağlık emekçileri açısından güvenliğin kalmadığı, hukuksuzluğun ve katliamın dayatıldığı zulüm mekânları oldu. Hukuki bir dayanak olmaksızın sokağa hatta pencereye çıkma yasakları ilan ediliyor. Adeta bölge savaş hukukuyla yönetiliyor.

Bu savaş politikaları yüzünden bölgede yaşanan insan hakları ihlalleri ve katliamlara ek olarak çok sayıda sağlık emekçisi darp edildi, yaralandı ve tehdit edilmekle kalmadı, katledildi.

Ülkenin bir yanı kan ağlarken diğer yandan korku ve kutuplaştırma siyasetiyle toplum duyarsızlaştırılmaya çalışılmaktadır. Bu savaş ortamında SES üyesi 3 sağlık emekçisi, özel harekât polisleri tarafından katledildi. Eyüp Ergen ve Şeyhmus Dursun’un ardından en son da Abdülaziz Yural yaşadığı sokakta yaralı bir kadına yardımcı olmaya çalışırken başından vurularak, alçakça, katledildi. Sağlık Bakanlığı, sağlık çalışanlarını korumak için “zırhlı ambulanslardan” söz ediyor. Bu ülkede sağlığı yönetenlerin tüm bu korkunç tablo içinde üç maymunu oynadıklarını görüyoruz. Sağlık Bakanı ise, sorumlu olduğu personelin çalışma koşullarını, can güvenliğini ve yaşam hakkı başta olmak üzere en temel insani haklarını güvence altına alma konusunda herhangi bir adım atmadığı gibi kin ve nefreti körükleyen açıklamalar yapmaktan geri durmuyor. Hatta bakanı, ’bu güne kadar hiçbir sivil vatandaş öldürülmemiştir!’diyerek milyonlarca insanın gözünün içine baka baka yalan söylüyor.

Birçok sağlık kurumu, Polis Özel Harekât ve Jandarma Özel Harekât tarafından karargâh olarak kullanılmakta, bu bağlamda hem çalışanın hem de hizmet alan vatandaşın canı hiçe sayılmaktadır. On bin kişilik ordularla ilçelerin kuşatıldığı, mahalleri tank ve topla döven operasyonlarda hayatını kaybedenler resmi kayıtlara, haber bültenlerine “etkisiz hale getirilen terörist sayısı” olarak yansıtılmaktadır.

Otopsi raporunu inceleyen adli tıp uzmanına göre; “yukarıdan aşağıya izleyen kurşunun seyri hedef alınarak atış yapıldığını göstermektedir” tespiti bu konuda başka bir açıklama yapmayı gerektirmeyecek kadar açıktır. Bu infazları başta Kürt halkı ve sosyalistler olmak üzere toplumsal muhalefete gözdağı olarak görmek gerekmektedir. Topluma şiddet ve korku yaymak için bu infazların devam edeceği aşikârdır. Tutuklayarak, öldürerek korkutma politikası ile sadece Kürtlere değil, muhalif tüm kesimlere de bir mesaj verilmek istenmektedir. Türkiye, Saray’a ve hükümete muhalif tüm kesimlerin ölüm korkusuyla kuşatıldığı ve bu çemberin her geçen gün daha fazla daraltılmak istendiği bir ülke haline getirilmeye çalışılıyor.Katledilen Taybet ananın cansız bedeni günlerce sokak ortasında bekletilirken hiçbir şey olmamış gibi hayatımıza devam edemeyiz. Cizre’de 3 aylık Miray bebeğin küçücük bedeni topların hedefi olurken, bu katliamlar yokmuş gibi çalışmaya devam edemeyiz.

Ölüme karşı yaşamı, savaşa karşı barışı, siyaha karşı beyazı, zulme karşı direnişi, tekçi ve faşizan anlayışa karşı halkların birlikte özgürce yaşamını savunanlar olarak bugün burada bir kez daha haykırıyoruz. Aziz’in şahsında bugüne kadar özgürlük mücadelesinde yitirdiğimiz tüm yoldaşlarımıza söz veriyoruz.

Kazanan, direniş olacak.