Son Dakika
22 Mayıs 2017 Pazartesi

Azami kar, asgari yaşam – Serkan Çelik

15 Aralık 2016 Perşembe, 14:12

2017 yılı için milyonlarca işçinin ücretinin belirleneceği Asgari Ücret Tespit Komisyonu toplanmaya başladı ve taraflar arasında görüşmeler sürüyor. Sendikaların ve siyasi partilerin çeşitli görüş ve talepleri olmakla beraber işçiler çıkacak zam kararına odaklanmış durumda.

Asgari ücretin, işçinin, ailesiyle beraber barınma, sağlık, gıda, giyim, ulaşım, eğitim ve sosyal ihtiyaçlarını karşılaması beklenmektedir. Ülkemizde 5,5 milyona yakın işçi asgari ücrete çalışmakla beraber 8 milyon işçi ve aile fertleri asgari ücretten doğrudan etkilenmektedir.

Asgari Ücret Tespit Komisyonu işveren, devlet ve işçi (en çok üyeye sahip sendika) olmak üzere her bir taraftan 5’er üyeden oluşuyor. Temsiliyetin anlaşılması açısından tarafları biraz daha açarsak daha komisyonun niteliği daha anlaşılır olacaktır. Maliyetten kaçındıkları için iş güvenliği önlemlerini almayarak Soma’da, Torunlar inşaatında bizleri katleden patronlar, en son açıklanan ‘yeni ekonomi paketi’ ile patronlara her türlü teşvik ve kredi sağlayıp da bize tasarruf yapmayı öğütleyen devlet, kayıtlı işçilerin sadece %3’ünün örgütlü olduğu Türk-İş de işçileri temsilen orada bulunuyor. Uzlaşı sağlanamaması durumunda oylama ile sonuca gidilen komisyon ne kadar da adil(!) değil mi?

Böyle bir komisyonda taraflar bu kadar açıkken işçiler açısından üye sayılarının dağılımı kabul edilemez. Milyonlarca işçiyi temsilen sadece bir işçi konfederasyonun değil, bütün işçi konfederasyonlarının orada bulunmaları gerekir. Bununla birlikte asgari ücret, en büyük Toplu İş Sözleşmesi oluşu itibariyle komisyonun uzlaşamama durumu halinde işçiler için grev hakkı olmalı, tanınmalıdır. İşçi sınıfının yaşamını doğrudan etkileyen bu kararın kamuoyuna açık verilmesi gerekir.

Bu yılki görüşmelerde patronlar geçen seneki artışı ve ekonomik krizi bahane ederek, işçileri işsizlikle tehdit ederek “%0 zam” önerisinde(!) bulundular. Buna karşılık Türk-İş kendi hesaplamaları doğrultusunda 1600 TL önerisinde bulundu, DİSK ise asgari ücret talebini 2000 TL olarak belirtedi. DİSK’in açıklaması özellikle içeriği bakımından işçi sınıfının talebini daha iyi yansıtmaktadır. Asgari ücret insanca yaşamamız için geçim ücreti olmalıdır. Patronlara azami kar varken, bizlere ölüm, ölmezsek sefalet ve borç batağı olmamalıdır.

Patron-devletin ekonomik krizi bizler üzerine yıkmayı hedeflediği çok açıktır. İhracata dayalı hammaddenin özellikle Dolar ve Euro’daki kur artışının da etkisiyle onlar açısından daha maliyetli hale gelişinin faturasını bize yıkmayı planlıyorlar. Fakat zaten düşük olan alım gücümüzü TL’nin değer kaybetmesiyle iyice düşürecek olan bu değişmenin bizler için daha fazla yoksulluk dışında bir getirisi olmayacak.

Sözde halk için getirilmemiş olan OHAL, derinleşmekte olan ekonomik krize sebebiyet veren, bir siyasi krizin sonucudur. Görüyoruz ki AKP tarafından OHAL işçi sınıfının, kazanımlarının savunucuları, mücadelesinin parçası olan örgütleri kapatmak için, yöneticilerini tutuklamak için kullanılıyor. Patronların her türlü çıkarını düşünen iktidar, haliyle grevlere de yasaklar getirerek bu uygulamalarını sürdürüyor ve sürdürecektir.

Türkiye’deki asgari ücret 26 OECD ülkesi arasında 20. sırada bulunuyor. Bu ülkelerden bir tanesi olan Fransa’da asgari ücret de alım gücü de bizden çok yukarıda (1.141 Euro). Bunun yanı sıra haftalık çalışma saati de 35 saat. Peki bu durum gelişmiş ülke olmayla mı açıklanmalıdır? Hayır, bu durum gelişmiş işçi sınıfı mücadelesi dışında bir şeyle açıklanamaz. Fransa’da El Khomri adı verilen esnekleştirme ve güvencesizleştirme getiren yasalara karşı Fransız işçi sınıfının önemli bir kesimi ayağa kalktı hem de OHAL’de. Grevler örgütlediler, sokak eylemleri düzenlediler. Fransız işçi sınıfı üzerindeki sömürüyü arttıracak uygulamaya insanca yaşam için mücadeleyle cevap verdiler. Şimdiye kadar da bu mücadeleyi yürütmüş oldukları için bugünkü durumlarındalar.

Eğer ki hakkımızda verilen kararlardan rahatsızsak, insanca yaşamak istiyorsak, buna dur diyecek mücadeleyi vermek zorundayız. Yapıları gereği patronlar ve devlet varlıkları süresince bizim üzerimizdeki sömürüyü derinleştirmeye çabalayacaklar. Üreten biziz, fakat gönenç içerisinde yaşayanlar onlar. Bu sömürücülere karşı biz ancak birlik olduğumuzda güçlüyüz. Karşımıza çıkan sorunlara sınıfsal bakarak çözüm üretmek ve sınıf bilinciyle mücadele vermek zorundayız. Onlar bize kendi sınıfları gereği saldıracaklar, biz de sınıf olarak mücadele edeceğiz ta ki sömürü düzeni ortadan kalkana dek.