Av. Gökmen Yeşil: OHAL’in amacı sarsıntıya uğrayan kamu düzeninin tümüyle dağılmasıdır

Bu hafta Av. Gökmen Yeşil’e 15 Temmuz darbe girişimi ardından ilan edilen OHAL ve önümüzdeki günler hakkında sorular sorduk, cevaplar aldık

03 Ağustos 2016 Çarşamba, 12:30

Yaşanan darbe girişimi sonrası ülke çapında Olağanüstü hal ilan edildi. Olağanüstü hal ilanı ve uygulamalarının hukuki ve siyasal karşılıkları sizce neler olacaktır?

Anayasa hukukçuları OHAL kararının teknik anlamda doğru bir karar olduğu fikrindeler, ancak ben bu fikre katılmıyorum. Anayasa’nın 119. maddesi ile “Tabiî afet, tehlikeli salgın hastalıklar veya ağır ekonomik bunalım hallerinde;” 120. maddesi ile de “Anayasa ile kurulan hür demokrasi düzenini veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerine ait ciddî belirtilerin ortaya çıkması veya şiddet olayları sebebiyle kamu düzeninin ciddî şekilde bozulması hallerinde” olağanüstü hal ilan edilebileceğini düzenliyor. Mevcut OHAL ilanı Anayasa’nın 120. maddesindeki “şiddet olayları sebebiyle kamu düzeninin ciddî şekilde bozulması” düzenlemesine dayanıyor. Ancak darbe girişiminin daha ilk anlarından itibaren hükümet yetkilileri bu kalkışmanın küçük bir grup tarafından yapıldığını dillendirdiler. Her ne kadar çok sayıda yurttaş ve kamu görevlisi darbe girişimcileri tarafından katledilmiş olsa da bir kaç saat gibi kısa bir sürede bu şiddet olayları hükümet tarafından denetim altına alındı ve darbe girişimi ertesi gün tümüyle bastırıldı. Yani, şiddet olayları sebebiyle kamu düzeninin ciddî şekilde bozulması halinden kesinlikle söz edilemez. Böylesi bir teknik tartışmaya gerek var mı diye sorulabilir, zira OHAL kararları zaten hukuki nedenlerle değil siyasal nedenlerle alınır; hukuk sadece işi kılıfına uydurma işlevi görür. OHAL’in en önemli hukuki karşılığı Küresel Sözleşmeler, Anayasa ve yasalarla sınırlanmış yürütme gücünün yasal kelepçelerden önemli ölçüde kurtulmasıdır. Ülkenin, yukarıda ifade edilen Küresel ve Yerel yerleşik hukuk kurallarına göre değil C. Başkanı’nın başkanlık ettiği Bakanlar Kuruunca çıkarılacak Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) yönetilmesidir. OHAL KHK’larının en önemli özelliği Anayasaya aykırılığının ileri sürülememesidir. Adından da anlaşılacağı üzere bu durum Yürütme Organının buyruğunun yasa hükmünde olması, hatta yasaları işlevsiz kılacak nitelikte olmasıdır. Tabii Hükümet Buyruğu olsa belki biraz demokratik! olabilirdi, ancak çıkarılacak KHK’lar doğrudan tek kişinin buyrukları olacak. Bunun çok sayıda göstergesi var ama en sonki örneği vereyim. Bakın Anayasa “Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, Millî Güvenlik Kurulunun da görüşünü aldıktan sonra … olağanüstü hal ilân edebilir” diyor. Geçtiğimiz hafta salı günü C. Başkanı R.T. Erdoğan Kısıklı’da yaptığı konuşmada kendisini dinleyenlere şöyle sesleniyordu; ‘çok önemli bir karar aldık ama şimdi söylemeyeceğim, yarın ki MGK toplantısından sonra Bakanlar Kurulu toplantısı var, ondan sonra açıklayacağız.” Yani kendi ağzıyla diyor ki biz zaten kararı aldık ama yarın önce MGK’yı, sonra B.K.’nu toplayıp, işi kılıfına uydurup açıklayacağız. Bu tablo içerisinde, OHAL ilanının temel siyasal amacı; sarsıntıya uğrayan kamu düzeninin tümüyle dağıtılması ve sonra da diledikleri yönde yeniden toparlanmasıdır. Anayasa’nın bahsettiği anlamda kamu düzenini bozan darbe girişimi değil, mevcut oligarşik yapının darbeci suçlaması adı altında on binlerce kamu görevlisi ve işçiyi işinden edecek; dernek, sendika, vakıf vb. kurumları kapatıp mallarına el koyacak; binlerce kişiyi tutuklayacak bir ortamın yaratılmasıdır. Bunun için gerekli hukuki imkan da OHAL Kanunu gereğince çıkarratılmasıdır. Bunun için gerekli hukuki imkan da OHAL Kanunu gereğince çıkarılacak KHK’lar sayesinde ülkeyi tek adam buyrukları ile yönetmek.

 

 

Hükümet Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini (AİHS) askıya aldığını açıkladı. OHAL ile birlikte bir yandan kamuda tasviye hareketi yürütülürken, öte yandan basına işkence ve gözaltında tecavüz haberleri düşüyor. Bu görüntüler ve açıklama sizce ne anlama geliyor?

Öncelikle AİHS’nin askıya alınması diye bir şey hukuken de fiilen de mümkün değil. Bu sözü söyleyen kişi şayet cahil değilse insanlarda korku ve bir terör baskısı yaratmak amacıyla bunları ifade ediyor demektir. AİHS’nin maddesi “Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde … durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir” diyor ve bu tedbirlerin “meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı” olamayacağını düzenliyor. Yani değil OHAL, savaş halinde olsanız bile sıcak çatışma dışında kimseyi öldüremezsiniz, işkence yapamazsınız, köle olarak kullanamazsınız. Daha önce var olmayan bir suç ve ceza ihdas ederek insanları cezalandıramazsınız demektir. Mesela örgütlenme hakkına, ifade özgürlüğüne, basın özgürlüğne bir taım kısıtlamalar getirilebilir ancak Sözleşme bütünüyle ve temel ilkeleriyle ayaktadır. Hükümet bu açıklama ile yurttaşlara korku salarken, işkencecileri ve halen kamu görevi yürüten katiller ile tam bir cadı avına dönen ve binlerce kamu görevlisi ile işçinin işine son verilmesi sonucunu doğuran uygulamalarda ilgili karar mercilerini cesaretlendirmek istemiş olabilir. Basına ve sosyal medyaya yansıyan işkence görüntüleri, onbinlerce insanın çalışma hakkının elinden alınmış olması, yargı denetimi

olmadan dernek, vakıf, sendika ve bazı şirketlere el konulması bu tespiti doğrular niteliktedir.

 

 Ohal ile birlikte gözaltı süresi 30 güne çıkarıldı. Bunun anlamı nedir?

OHAL öncesinde gözaltı süresi 1 gündü ve delillerin toplanmasında güçlük olması ve toplu işlenen suçlarda bu süre 4 güne kadar uzatılabiliyordu. Yukarıda da ifade ettiğimiz üzere darbe girişimi ertesi gün basıtıldı ve darbecilerle ilişkili olduğu düşünülenler gözaltına alındılar. Yaklaşık 10 – 15 bin kişi gözaltına alındı ve o şartlarda henüz OHAL ilan edilmediği için 4 gün içerisinde ifade ve sorgu işlemleri tamamlanarak 8 binden fazla kişi tutuklandı. Yani esasen uzun gözaltı süresini gerektiren günlerde böyle bir karara gerek görmediler ama darbe girişiminden yaklaşık bir hafta sonra böyle bir düzenleme yaptılar. Buradan, gözaltı furyasının darbecilerle veya Fethullah Gülen Cemaati ile sınırlı kalmyayacağı, başta Kürt Ulusal Hareketi, sosyalistler ve tüm muhalafeti kapsayacak çekilde süreceği sonucunu çıkarmak gerekir. Uzun gözaltı süresinin tek bir anlamı vardır, işkenceye imkan yaratmak. Uzun gözaltı süresi içerisinde özellikle ağır fiziki, cinsel ve psikolojik işkence ile ifade almaya çalışılır ve gözaltındaki kişinin hakim önüne çıkacağı zamana kadar işkence izlerinin kaybolmasını sağlayacak zaman kazanılmış olur.

 

İşkence ve şiddet görüntülerinin darbecilere hedef olması darbecilerle yan yana görülmeme kaygısı güden herkeste sessizliğin oluşması sebep oluyor. Siz bu işkence görüntülerini nasıl yorumluyorsunuz?

Öncelikle bu sessizliği en hafif deyiple kınamak gerekiyor. Basına ve sosyal medyaya yansıyan görüntüler, Af Örgütünün raporu ve dahası hapishanelerde ziyaret ettiğimiz müvekkillerimizin aktarımları darbe ile ilişkilendirilen kişilere çok çok ağır ve sistematik işkence yapıldığını gösteriyor. Şu tespiti yapmak gerekiyor; evet darbeci askerler en başta helikopterlerle, tanklarla ve ağır makineli silahlarla halkın üzerine ateş açtılar, onlarca sivil insanı katlettiler ve halka karşı suç işlediler. Ancak işlenen suç ne olursa olsun işkence bir insanlık suçudur ve hiç bir şeklide onaylanamaz. Derneğimiz geçtiğimiz günlerde kısa bir metin paylaştı; orada da ifade ettiğimiz üzere İşkence bir devlet geleneğidir, devlet muhaliflerine ve bu gün de devlet içi çatışmada siyasal hasımlarına karşı sistematik olarak işkence uygulamaktadır. Sadece darbe ile ilişkilendirilen kişilere değil en son Dersim’de ESP ve SGDF üyelerine ağır işkence yapıldığını basından gördük. Bizler yıllardır ‘İnsanlık Onuru İşkenceyi Yenecek’ sloganlarını dilimizden düşürmüyoruz. O halde mağduru kim olursa olsun, hangi suçu işlemiş olursa olsun işkenceye sessizce karşı çıkmayı bırakıp aktif bir şekilde mücadele etmeliyiz. Bu tutum bizi, sosyalistleri, muhalifleri darbecilerle veya Fethullah Gülen Cemaatiyle yan yana düşürmez. Tam tersine siysal duruşumuz ve insancıl kimliğimiz konusunda tutarlılığımızı ortaya koyar. Derneğimiz cemaatçi polisler tarafından basıldı, Genel Başkanımız, İstanbul Şube Başkanımız, üye ve yöneticilerimiz gözaltına alındı, işkenceye maruz kaldılar ve tutuklandılar. Derneğimizin onlarca üyesi cemaatçi veya doğrudan hükümete bağlı polislerce defalarca işkenceye, soskkta ve adliyede fiziki saldırıya maruz kaldı. Ancak biz, bize işkence yapana işkence yapmayız; işkence yapılmasına sessiz kalmayız, kalmamalıyız. Bu konuda diğer hukuk örgütlerine de çağrı yaptık ve ortak bir deklerasyon yayınlamayı planlıyoruz.

 

 

 Hükümet OHAL’in uzatılabileceğini söylüyor. Basına yansıyan uygulamalar, uzun gözaltı süresi ve tasviye operasyonları ışığında OHAL’in uzamasının muhalefet dinamikleri açısından sonucu ne olacaktır?

Yukarıda da ifade ettiğim üzere OHAL’in asıl hedefi oligarşik yapı içerisindeki bir grup, devlet içi çatışmanın taraflarından biri değil bu oligarşik kapitalist düzenin gerçek muhalifleridir. Kısa bir zaman içerisinde OHAL uygulamaları tümüyle İşçi sınıfına, doğasına sahip çıkanlara, Kürtlere, Alevilere vel hasıl tüm muhaliflere karşı kapsamlı saldırıların dayanağı olacaktır. İşçi eylemleri tümüyle yasaklanacak, doğasına sahip çıkanların OHAL gerekçesiyle evden çıkması dahi yasaklanabilecek vs. vs. Tespiti nasıl yapıyorsanız tedbiri ona göre alırsınız: bu saldırının hedefinde “biz” varız derseniz, o halde “biz” olarak bir araya gelmenin yollarını arasınız. 6- Son soru olarak bu şiddet görüntüleri tecavüz haberleri ile ne amaçlanıyor? Buna karşı toplumsal muhalefet nasıl bir yerde durmalı ve ne yapmalıdır? Başta işkence görüntüleri olmak üzere, darbe girişimini alt eden galip darbecilerin temel hedefi toplumu terörize etmek, sindirmek ve etkisizleştirmektir. Emperyalist sermaye ve yerli ortakları için daha elverişli bir ülke yaratılmak isteniyor, bu restorasyon temel olarak halkı hedef alıyor. En başta OHAL kararının teknik anlamda hukuka aykırı olduğunu ifade etmiştim. Her ne kadar OHAL KHK’larının Anayasaya aykırılığı ileri sürülemez şeklinde bir kural olsa da bunun da yanlış olduğunu, Anayasaya aykırılık iddiasının gündeme getirilebileceğini düşünüyorum. Bu konuda Kerem Altıparmak* hocanın öğretici ve açıklayıcı bir yazısı olduğu için ayrıntıya girmeyeyim. Bu anlamda hem OHAL hem de bu kapsamda yapılacak yasal ve idari düzenlemelerle ilgili hukuki mücadeleyi dışarda bırakmamak gerekir. Ancak önemli bir şartla;Anayasa mahkemesine gidebilmek için sokağa çıkmanız ve biraz yürümeniz gerekir. Asıl olan sokaktır, emekçilerin kitlesel mücadelesidir. Eğer bir takım yasal ve anayasal haklardan söz edeceksek bunlar sokaktaki mücadele ile kazanılmıştır. Bu hakların korunması, geliştirilmesi ve mahkemeler tarafından uygulanması sokağın güçlü bir talimat vermesine bağlıdır. Kimin kılıcı güçlüyse imam o olur, kılıçlarımızı bileyelim derim.

 

 

*http://m.t24.com.tr/haber/ bu-bir-olaganustu-hal-khksi-degildir,351757

Not : ÇHD’nin sosyal medya paylaşımları; 1-İşkence bir devlet geleneğidir. Devlet muhaliflerine sistematik olarak işkence uygulayagelmiştir. 2-Bugün ise işkence; devlet içi çatışmada bir metod olarak kullanılmaktadır. 3-Darbe girişiminden bu yana dayak, kemik kırığı, copla tecavüz, cezaevlerinde devam eden sistematik işkence iddiaları tekrar gündemdedir. 4-İşkence hiçbir hal ve şartta kabul edilemez, zamanaşımına uğramaz bir suçtur. 5-İşkence mağdurlarının geçmişin darbecileri, halk düşmanları, işkencecileri olması bu durumu değiştirmez. 6-İşkence mağduru kadar tüm toplumu aşağılar, yaralar, korkutur. İşkence kadar işkencenin olağanlaşmasında sorundur. 7-İşkence iddiaları karşısında yapılması gereken soruşturma süreçlerini şeffaflaştırmak, 8- Şüphelilerin aile ve avukatları ile görüşmeleri üzerindeki sınırları kaldırmak ve işkence iddialarını