Mehmet Güneş TÜM YAZILAR

Mehmet Güneş
Mehmet Güneş gunes@umutgazetesi.org

IŞİD nedir, nasıl yok edilir?

2 hafta önce yazıldı

Ortaköy katliamı üzerine malum koro yine harekete geçti IŞİD’e lanet yağdırıyorlar ve bizim de aynı koroya katılmamızı istiyorlar. Soldan bir çokları bu davete gönüllü katılıyorlar. Hayır biz bu kervanın içinde, yanında hiçbir yerinde değiliz. Bize IŞİD olarak yabancı uyruklu ve dışardan birilerini gösteriyorlar ve aynı kervana katmaya çalışıyorlar. Böylece asıl IŞİD’i gizliyorlar. Bu büyük bir […]

Mehmet Güneş
Mehmet Güneş gunes@umutgazetesi.org

ÖDP’den faşizme biat çağrısı

3 hafta önce yazıldı

Yaşanılanların adını doğru koyamazsak yaşananlardan doğru sonuçlar çıkaramayız. Kürt halkı üzerinden tüm halklarımıza karşı sürdürülen kanlı bir savaş içindeyiz.  Üstelik savaş yalnızca sınırlar içinde değil Irak ve Suriye topraklarında askeri birlikler sokularak  sürdürülüyor. Savaş sınırlar içinde de kırlarda ve şehirlerde askeri birlikler, özel timler, tank ve top atışları ve uçak filolarıyla şiddetlenerek sürdürülüyor. Ağır kayıplar […]

Mehmet Güneş
Mehmet Güneş gunes@umutgazetesi.org

Bombalar ve düzene payanda olan sol

1 ay önce yazıldı

İstanbul Beşiktaş’taki patlama sonrası malum koro yine harekete geçti. Sol veya sosyalist partiler, solumsu aydınlar, liberaller hep bir ağızdan bildik söylemleri boca ettiler. Bu açıklamaların içinde ne yazık ki her şey var, gerçeğin kırıntısı yok. Günlük konforu içinde, kılı kıpırdamadan ve her şey kendi dışında, başka bir dünyada oluyormuş gibi “terörü” lanetleyip hümanizm ve vicdan […]

Mehmet Güneş
Mehmet Güneş gunes@umutgazetesi.org

Mehmet Güneş: Sağlam Durma Zamanı

7 ay önce yazıldı

Halkımıza ve devrimcilere yönelik tüm kanlı saldırı ve kırımların arkasında hep emperyalistler yer aldı. Bu geçmişte böyleydi; 12 Mart ve 12 Eylül yerli ve uluslarası güçlerin ortak operasyonlarıydı. Bugün de durum çok farklı değildir. AKP-IŞİD faşizmi olarak üzerimize yağan kurşunlar ve bombaların arkasında da yine aynı güçler var. Bu sefer daha kararlı ve gözü kara geliyorlar. Artık siyasi cinayetlerle öldürme dönemi geride kaldı, kitlesel katliamların dönemi başladı. Daha kötüsü tankla, topla şehirler yerle bir edilerek gerçekleştirilen toplu katliamlar sıradanlaştı. Sözlerle yapılan alçaklıklar her şeyi geride bıraktı. Tankla, topla göz önünde katliam yapanlar bunu medya üzerinden katledilenlerin üzerine yıkma kahpeliğinde bulunuyorlar.

Zor zamanlardan geçiyoruz. Bizleri daha kolay günlerin beklemediğini de biliyoruz. Söz söylerken ve kalem oynatırken herkes ne söylediğinin ve yazdığının farkında olmak zorundadır. Bir sonraki bir öncekinden daha deşhetengiz fiili ve medya bombardımanlarıyla, her gün, her saat toplumun hafızası siliniyor ve yeniden kuruluyor. Anlaşılıyor ki, toplumdan önce solun ve aydınların beyinleri daha fazla dumura uğramış.

Zaman, herşeye rağmen dik duran ve diz çökmeyenlerin zamanı. Özgürlük için direnmenin, zorbaların üstüne cüretle yürümenin zamanı. Korkuyu yenen kadın ve erkeklerin bir adım öne çıkma zamanı. Arası yok; ya yaşam kazanacak, halklar ve emekçiler kazanacak ya gericilik ve faşizm.

Olaylara bomba gürültüleri ve dehşet saçan görüntüler arasından bakanlar AKP faşizminin yaptıklarını değil göstermek istediklerini görüyorlar ve panik halinde devlet ağzıyla konuşuyorlar. Patlamalar yalnız gövdeleri parçalayıp imha etmiyor, daha çok beyinleri paramparça ediyor. Saraydan dayatılan ve büyük kısmı Kürtler üzerinde uygulanan savaş, terör ve dehşet manzaraları bilinçleri allak bullak ediyor. Bu bazıları için zaten teşne oldukları bir durum. Ama iyi niyet de durumu değiştirmiyor. Bugün yaşananlara hangi gözle, kimin gözlüğüyle baktığımız önemli.
Kürtler üzerinden tüm halklarımıza karşı sürdürülen kanlı bir savaş var. Askeri birlikler, özel timler, tanklar ve top atışlarıyla sürdürülüyor. Silahlarla bombalarla sürdürülen savaştan daha sert, daha acımasız, ideolojik ve politik propaganda savaşı sürdürülüyor. Savaş, karşı güçlerin her alanda iradesini kırma işidir. Devletler bu işi çok iyi bilirler ve psikolojik savaşı daha öne alarak buradan çok sert saldırırlar. Bilinçleri ve iradeleri dağıtılanlar direnemez. Onun için bugün en çok buraya vuruyorlar. Hem en acımasız katillikleri yapıyorlar hem de direnenleri şeytanlaştırmak ve sokağa çıkamaz hale getirmek istiyorlar. Saldırılarını her yana yayarak, hakim kılmak istiyorlar. Toplumun her kesiminden örgütlü, örgütsüz bu koroya tümen tümen katılanlar var. Ta içimize kadar sokulmak, içimizden birilerine de kendi söylediklerini sol jargonla tekrar ettirmek istiyorlar. İdeolojik savaşa sol görünümlü birilerini kendi saflarına katmak ve sol içinde böylesi bir alan açmak için çalışıyorlar. Bunda çok başarısız oldukları söylenemez. Solda da bilinçli, bilinçsiz burjuva, gerici hatta faşist dedikleriyle aynı yerden bakan ve konuşan kesimler var.

Burası savaşın kendisi kadar, hatta savaştan önce ve daha önemli olarak, çok sağlam durmamız gereken mevzimizdir. Dev medya, ahtapotuyla, en büyük ve en alçakça bombalarını buraya atıyor. Bulduğu her fırsatı değerlendiriyor, açığımızı kolluyor ve ideolojik olarak çökertmek için bastırıyor. Burada gerilersek her yerde gerileriz. Daha savaşa çıkmadan, direnme gücümüzü kaybederiz. Faşizme karşı mücadele deneylerinden biliyoruz ve Dimitrov Yoldaşın söylediklerini hatırlıyoruz. Faşizme karşı mücadele her yerde kalleşliklere, tuzaklara ve öncelikle faşist demogojiye karşı mücadeledir.

Ciddi bir savaşa hazırlanmak için mevzilerimizi korumayı öğrenmeliyiz. Saldırı dönemlerinde içerden vuruşlar düşman cephesinden daha tehlikelidir. Saflarımızda panik ve korkuyu yayarak sallantılı unsurları çökertir ve çevre ilişkilerimizi dağıtarak kitlelerden tecrit olmamıza yol açarlar. Asıl olarak güvensizlik ve şüpheyi büyüterek saflarımızı çürütürler. Çürüme bir başlarsa bulaşır ve etrafa yayılır. Faşistlerin yapmak istediği tam da budur. Düşman hazır olmadığı koşullarda devrimci harekete çok sert bir savaş dayatıyor. Beklemediği ve hazır olmadığı yıldırıcı saldırılar saflarımızda farklı arayışlara ve kaçış eğilimlerine alan açıyor. Sınıflar savaşı ne yazık ki, steril ortamlarda yürütülmüyor.

Bütün devrimci ve sol güçler sürekli devrimci savaşı yükseltmekten, sınıflar mücadelesini büyütmekten söz ederler ve bunun için çalışırlar. Bugün yaşadıklarımız tam da bunlardır. Birilerinin dudaklarını uçuklatabilir, geniş kitleleri dehşete düşürebilir. Bizlere dayatılan savaş gerçekten de kokutucudur. Ne beyaz bayrak dinliyorlar, ne teslim alıyorlar, olabildiği kadar kan dökmeyi amaçlıyorlar. Her yerde bu, böyle yaşanmıştır. Sınıf savaşları insanlığın tanık olduğu en acımasız savaşlardır. Sınıf mücadelesi veriyoruz diyenler başka ne bekliyorlardı ki? Ezilenlerin mücadelesi her zaman ve her yerde biraz güç topladığında, ayağa kalkıp egemenlere direnmeye, daha ileri gidip egemenlerin iktidarına dokunmaya cüret ettiğinde ezenler, toplumu ve ülkeleri cehenneme çevirmekte bir an dahi tereddüt etmezler. Sınıflar savaşının yükseldiği her yerde ve her zaman ahlak, vicdan, adalet ve benzeri tüm insanlık değerleri denilen kavramları ayaklar altına alır ve çiğnerler.

Savaş sertleşiyor, daha acımasız ve daha kuralsız kıyıcılıklarla, canavarlıklarla karşılaşacağız. Devlet kimsenin arada kalamayacağını cumhurbaşkanın ağzından ilan etti. Bizden olmayan düşmandır diyorlar. Bu ne demek? Bundan daha büyük bir tehdit olabilir mi? Bunu söyleyen elinin altında NATO’nun en büyük ikinci ordusunu bulunduruyor. Bu orduya ek olarak Osmanlı’dan bu yana başkaldıran herkesin beynini patlatan bir devlet bürakrasisi, sivil-resmi, gizli-açık dev kontra güçlere sahip. Yetmiyor, sınırlar dışından cihatçı katiller devşiriyor. Neler yaptıklarını Suruç’tan, Ankara’dan biliyoruz. Daha somut; Sur, Cizre, İdil, Şırnak, Yüksekova’dan biliyoruz.

Benden olmayan düşman denilerek Türk halkına, Kürtlerin evlerini başlarına yıkarken, bodrumlarda yakarken, kadın erkek ölü bedenleri teşhir ederken yanımda dur, sesini çıkarma, suçlarıma ortak olacaksın deniliyor, dayatılıyor. Tersine davrananları da Kürtlerin yanına gönderirim, diyor. Bu tehditler karşısında sıradan normal her vatandaşın korkması doğaldır, tehdit kan dondurucudur. Buna rağmen böylesi canilikler desteklenir mi? Bu alçaklığa ortak olunabilir mi? Devrimci, komünist olmak gerekmez. Onurlu her insan bu alçaklıklara ortak olmaktansa gelin beni de yakın demek durumundadır. Türkiye’de statlar dolusu katilleri alkışlayanlar olduğunu biliyoruz. Hemen ilk zorlukta beyaz bayrak sallayarak devlet ağzıyla konuşanların da varlığına, hem de çok yakınımızdan çıktığına şahit olduk. Ama bir şeyden çok eminiz. Bu alçaklıklara ortak olmaktansa bodrumlarda yanmaya hazırız diyenlerin hiç de az olmadığını biliyoruz.

Faşist Erdoğan diktatörlüğü ve emrindeki T.C. devletinin, muhalif herkesi “ya bizden yana ya düşman” ilan ettiği bir dönemde adında komünist(!), sosyalist, devrimci vb. sıfatlar bulunan bazı kesimler, tam da Erdoğan’ın çağrısıyla aynı zamanda, aynı biçimde ve aynı tonda tüm sola ve devrimcilere, PKK’den ve Kürt halk direnişinden uzak durun çağrısını yaptı ve yapmaya devam ediyor. Aynı döneme denk gelmesini bir zamanlama kazası olarak görebilirler. Ne yazık ki, bunlar ibret belgeleri olarak tarihe geçmiştir.

Devrim mücadelesinde her zaman bunun benzeri geri ve düzen içi tavırlar olmuştur ve bu mücadelenin bir gerçeğidir. Ancak bugün ateş altında, düşmanın imha saldırıları azgınlaşırken ve bizim en zayıf dönemimizde, anti-faşist cepheyi içten çökerten faaliyetlere tahammül edemeyiz. Düşmanla savaş için cepheye çıkmadan önce kendi cephemizi baştan ayağa diri ve sağlam tutmak zorundayız.

Savaş, Kürt tarafından Türkiye tarafına yayılmaya başladıkça, bu kesimdeki ideolojik çarpılma gittikçe derinleşmekte ve yukarıda dediğim gibi etrafa bulaşmakta, yayıldığı alanları çürütmektedir. Bu bulanık havada maalesef sol adına en çok demagogların ve kaçış eğilimlerinin sesi çıkıyor ve bizim cephe bu tür saldırıların çürütücü etkisine karşı kör durumda. Bizi üzerimize üzerimize gelen tehdide karşı körleştirici tartışmalara çekmek için çırpınıyorlar. Onların minderine gitmeyeceğiz, somut can alıcı görevlerden kopmadan kim bu görevleri hangi gerekçeyle küçümsüyor, körleştiriyorsa ideolojik savaşımızı onlara döndüreceğiz

Mehmet Güneş
Mehmet Güneş gunes@umutgazetesi.org

Meclis darbesine halk, düzeni yıkarak cevap verecek – Mehmet Güneş

8 ay önce yazıldı

Meclisin dokunulmazlıkları kaldırması kararı üzerine hemen herkes bunun parlamentoya bir darbe olduğu üzerinde anlaşmış durumda. Liberallerden yasal sol, sosyalist parti ve örgütlere kadar herkes bir AKP darbesinden bahsediyor. Hatta dokunulmazlıkların kaldırılmasına parti olarak evet oyu veren CHP’nin çoğunluğu da bir AKP darbesinden bahsediyor. Bunun bir AKP darbesi olduğu doğrudur ama eksiktir: bu bütün kanatlarıyla Türk […]

Mehmet Güneş
Mehmet Güneş gunes@umutgazetesi.org

Ortadoğu’da devrim ve karşı devrim – Mehmet Güneş

1 sene önce yazıldı

Rusya’nın Suriye savaşına aktif olarak girmesi Ortadoğu’nun tüm dengelerini yerinden oynattı. Daha öteye emperyalist dünya hiyerarşisinin yeniden kurulacağı kıran kırana bir çatışmalı dönemin kapıları açıldı. Tam olarak, moda deyimle ‘küresel boyutta’ devasa güçlerin bütün silahlarıyla sahaya indiği bir döneme giriyoruz. Bu; kimsenin çapını, boyutlarını, şiddetini ve alacağı biçimleri, tahmin dahi edemeyeceği; bütün yer küreyi içine […]

Mehmet Güneş
Mehmet Güneş gunes@umutgazetesi.org

Kürt direnişinin devrimci boyutları – Mehmet Güneş

1 sene önce yazıldı

7 Haziranda kürt halk hareketi ve Türkiye devrimci sol birikimi seçimlerde bir adım attı, bir eşiği geçti, uzun zamandır aşılamayan faşist barajı aşarak 80 kişiyle parlamentoya girdi. Demokrasinin en yüksek nişnesi dedikleri parlamento oyununa aktif olarak halk da katıldı. Kıyamet ondan sonra koptu ki bu durum 7 Hazirandan bu güne yaşananlarla sabittir. Bizzat Türkiye Cumhuriyeti […]

Mehmet Güneş
Mehmet Güneş gunes@umutgazetesi.org

“Gök kubbenin altında kaos var, koşullar mükemmel” – Mehmet Güneş

1 sene önce yazıldı

Başkan Mao’nun sözünü başlık yaptık, bugün yaşananlar karşısında devrimci ve teslimiyetçi politikaları net olarak ayıran bir tanım olduğu için, ama ülkedeki yaşananlardan dolayı da zil takıp oynamıyoruz. Bu belirlemeler düzenin ideolojik etkisinde kalmadan devrimci politik yaklaşımın nasıl olması gerektiğini gösteriyor. Mao’nun birinci cümlesi hiçbir eke gerek kalmadan bugünümüzü çıplak olarak anlatıyor. Birinciyle bağlantılı ikinci tespiti […]

Mehmet Güneş
Mehmet Güneş gunes@umutgazetesi.org

Devrimciler ve Parlamento – Mehmet Güneş

1 sene önce yazıldı

Lenin parlamenter demokrasiyi “burjuva diktatörlüğünün en kalın zırhı” olarak değerlendirir. Seçimler, en demokratik ortamlarda yapılanları dahil, parlamenter demokrasi denilen burjuva diktatörlüklerinin incir yaprağıdır. Her seçim bu sömürücü burjuva diktatörlüklerini meşrulaştırır, güçlendirir. Her seçimde kitleler o zamana kadar yapılan tüm zorbalık ve adaletsizliklere onay, seçimler sonrası yapılacak tüm uygulamalara da rıza göstermiş, peşinen kabullenmiş olur. Bu […]

Mehmet Güneş
Mehmet Güneş gunes@umutgazetesi.org

Kriz ve devrimci görevler – Mehmet Güneş

1 sene önce yazıldı

Bugünlerde dünyada politik süreçlerle ilgili analizler yapmak son derece riskli. Gelişmeler o kadar hızlı ki, yazılanlar bir anda boşluğa düşüyor. Gene de diğer ülkeler için durum değerlendirmesi yapmak Türkiye’ye nazaran daha rahat. Hatta savaş cehennemindeki coğrafyamız ülkeleri için bile kısa ve uzun döneme ilişkin az çok isabetli öngörülerde bulunulabilir. Türkiye’de ise bu sorun el yakıyor, […]