Son Dakika
22 Ocak 2017 Pazar
29 Aralık 2016 Perşembe, 14:30
Hüseyin Aykol
Hüseyin Aykol h.aykol@umutgazetesi.org Tüm Yazılar

Almanya nükleer santralleri kapatıyor

Almanya’da faaliyet gösteren son nükleer santraller en geç altı yıl içinde kapatılacak. Almanya Federal Radyasyondan Koruma Dairesi’nden yapılan açıklamaya göre, Aşağı Saksonya eyaletindeki Emsland, Bavyera’daki Isar 2 ve Baden Württemberg’deki Neckarwestheim 2 nükleer santrallerinin çalışma ruhsatları 31 Aralık 2022’de son bulacak.

Bu tarihten bir yıl önce ise Aşağı Saksonya’da faaliyette olan Grohnde, Bavyera eyaletindeki Gundremmingen C ve Schleswig Holstein sınırları içinde yer alan Brokdorf nükleer santrallerinin kapısına kilit vurulacak. Gundremmingen B‘nin 2017 sonunda, Baden Württemberg’teki Philippsburg 2‘nin ise 2019 yılının sonunda faaliyetlerine son verilecek.

2011 yılında, Japonya Fukuşima Nükleer Santrali’nde yaşanan patlamanın ardından Almanya hükümeti ile federal ve eyaletler meclisleri nükleer faaliyetleri düzenleyen yasayı değiştirmiş ve faaliyette olan 17 nükleer santralden sekizi önce geçici olarak, daha sonra tamamen kapatılmıştı. Bavyera eyaletinde yer alan bir başka nükleer santral Grafenrheinfeld ise, içinde bulunduğumuz 2016 yılının haziran ayında kapatıldı.

2002 yılında Başbakan Gerhard Schröder yönetimindeki dönemin SPD-Yeşiller koalisyon hükümeti nükleer santrallerin kapatılmasına karar vermiş anacak bu karar 2010 yılında Angela Merkel’in başbakanlığındaki CDU-FDP koalisyonu tarafından iptal edilmiş ve santrallerin faaliyet süreleri 8 ile 14 yıl arasında uzatılmıştı. Bu karardan yaklaşık yedi ay sonra 11 Mart 2011’de yaşanan Fukuşima faciası Almanya’da nükleer santraller ile ilgili tartışmaları yeniden başlatmış ve hükümet nükleer santrallerin tamamının 2022 yılına dek kapatılmasına karar vermişti.

 

AKP ise nükleerde ısrarcı

Çernobil ve Fukuşima’daki nükleer faciaların ardından dünyada atom enerjisiyle ilgili soru işaretleri arttı. Başta Almanya ve Fransa olmak üzere, Batı dünyası nükleer santrallerden yatamamen ya da kısmen kurtulma planları yaparken, AKP iktidarı nükleerde ısrarcı. Dahası nükleer santralleri yapacak olan Rusya ve Japonya olduğu için Türkiye’nin nükleer santraller kurma planına uzmanlar kuşkuyla yaklaşıyor.

26 Nisan 1986 tarihinde Ukrayna’nın başkenti Kiev yakınlarındaki Çernobil Nükleer Santrali’nde meydana gelen kaza sonucu kaç kişinin öldüğü veya sağlığının bozulduğu hâlâ tam olarak bilinmiyor. Ancak bu nükleer kazanın etkileri hâlâ sürüyor, tesislerin bulunduğu bölgenin 30 kilometre çevresi hâlâ yaşanamaz durumda ve belki birkaç yüzyıl daha böyle kalacak.

Bonn merkezli Nükleer Güvenlik Bürosu’nun kurucusu ve yöneticisi Wolfgang Renneberg nükleer santrallerin dünyadaki en tehlikeli enerji kaynağı olduğunu belirtiyor. Dünyadaki bütün nükleer santrallerde kaza tehlikesinin bulunduğunu vurgulayan Renneberg, santrallerdeki güvenlik sistemlerinin çalışmama riskinin olduğuna dikkat çekiyor.

Nitekim 11 Mart 2011 tarihinde Japonya’da meydana gelen 9.0 büyüklüğündeki deprem ve ardından oluşan tsunami nedeniyle elektriklerin kesilmesi Fukuşima’daki Dayiçi Nükleer Santrali’nde soğutma sistemlerinin çalışmasını engellemiş ve radyoaktif sızıntı başlamıştı. Dünyada Çernobil’den sonra meydana gelen bu ikinci büyük nükleer felaket, atom santrallerinin ne kadar riskli olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

Darmstadt merkezli Uygulamalı Ekoloji Enstitüsü uzmanı Dr. Christoph Pistner, Fukuşima sonrasında İtalya’da yapılan referandumda halkın nükleer enerjiye ‘hayır’ dediğini, İsviçre’de yeni nükleer santrallerin yapılmasından vazgeçildiğini, Almanya’da ise atom enerjisinden vazgeçilmesinin yeniden gündeme geldiğini ve bu yönde kararların alındığını hatırlatıyor.

 

‘Güneşi bol ülkede’ nükleer

Avrupa’nın birçok ülkesinde riskleri nedeniyle nükleer enerjiye olan ilgi azalırken, Türkiye’de iki nükleer santral kurulması planlanıyor. Sinop’ta Japonya’nın işbirliği ile kurulması planlanan nükleer santralin fizibilite çalışmalarına geçen yıl başlandı. 20 milyar dolara mal olması beklenen reaktörün ilk ünitesinin 2023 yılında faaliyete başlaması hedefleniyor. Mersin Akkuyu’da Rusya’nın işbirliği ile yapılması planlanan nükleer santralin ise temeli bir yıl önce atıldı. Yine 20 milyar dolara mal olması beklenen nükleer santralin ilk ünitesinin 2022 yılında faaliyete başlaması planlanıyor.

Greenpeace Almanya’nın nükleer enerji uzmanı Heinz Smital, Türkiye’de nükleer enerji santrali kurulmasının hem ekonomik hem de ekolojik açıdan anlamlı olmadığını vurguluyor. Smital, “Çünkü Türkiye geniş arazilere sahip, güneşi bol bir ülke. Bu da Türkiye’de yenilenebilir enerjilerin, Almanya’ya kıyasla daha verimli olabileceği anlamına geliyor” diyor. Akkuyu’daki santralin planlandığı gibi 2022 yılında faaliyete geçmesini “gerçekçi” bulmadığını belirten Smital, yenilenebilir enerji kaynaklarından verim almak için yıllarca beklemek gerekmediğini söylüyor.

Nükleer enerji karşıtı Heinz Smital, Türkiye’nin deprem bölgesinde yer almasının da bu planlar açısından bir sorun olduğunu belirtiyor. Akkuyu Nükleer Santrali’nin kurulacağı yer belirlenirken eski raporların dikkate alındığını savunan Smital, Ecemiş fay hattının 25 kilometre uzaklıkta olduğunu söylüyor. Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın verilerine göre ise bu fay hattı 160 kilometre uzaklıkta. Smital, bu mesafedeki bir fay hattının bile nükleer santral için büyük bir tehdit olduğunu vurguluyor.

 

Rusya’nın iptal edilen projesi

Smital’a göre bir diğer sorun ise bu nükleer santralin yapımında Rusya’nın kullanacağı teknoloji. Rusya’nın inşa etmeyi planladığı reaktör tipi VVER-1200. Smital, Rusya’nın buna benzeyen VVER 1000 tipi reaktörleri Doğu Almanya’ya da inşa etmeyi planladığını ancak Doğu ve Batı Almanya’nın birleşmesinin ardından, Batı’nın standartlarına uymadığı için projenin iptal edildiğini anlatıyor.

Nükleer enerji güvenliği konusunda uzman olan Christoph Pistner de Türkiye’nin nükleer enerji üretme planlarına kuşkuyla yaklaşıyor. Pistner, “kanımca nükleer enerji üretimine yeni başlayacak bir ülkenin bazı soruları bilinçli bir şekilde yöneltmesi gerekiyor. Burada nükleer santralin güvenliğinin nasıl sağlanacağının yanı sıra santralden çıkacak radyoaktif atıkların nasıl depolanacağı sorusuna yanıt bulunması gerekiyor” diyor. Uzmanlar, nükleer atıkların bütün dünyada bir sorun olduğuna, nükleer santrallerin faaliyet gösterdiği hiçbir ülkede bu soruna tatmin edici bir çözüm bulunamadığına dikkati çekiyor. Türkiye’de de, nükleer atıkların nasıl depolanacağı henüz açıklığa kavuşmadığı için tartışma yaratıyor.