Son Dakika
22 Mayıs 2017 Pazartesi

Gücümüz örgütlülüğümüzdür – Akif Balcı

05 Ocak 2017 Perşembe, 22:03

Varoluş sebebi devrim olan bir topluluğun temel ihtiyacı devrimci bir örgüttür. Bu topluluğu devrimci örgüt haline getiren hedef ve amaçlar nelerdir? İlk olarak varoluş sebebi olan devrim hedefindeki netliğidir, sosyalizmin inşaası ve komünün oluşumudur. Bu hedef ve amaçlar diyalektik bir bütünlükle ele alındığında devrimci örgütün gerçek bir yaşamın prototipi olduğu ortaya çıkacaktır.
Egemen sınıflar tarih boyunca gerçeği hep kendi tutsakları haline getirmeye çalışmıştır. Şimdi de aynı şeyi burjuvazi yapmaktadır. Burjuvazi gerçeği kendi elinde tutar ve bunun üzerinden insanlığın özüne aykırı olan iktidarını kurar. Gerçeğin tutsaklığına son veremeyen kendi tutsaklığına da son veremez. Gerçekten ve kendi gerçeğinden kaçan, insan olmaktan kaçıyor demektir. Gerçeğin devrimciliği burada yatar. Devrimci olan gerçeği yaşar ve ancak devrimci olan insan olabilir.
Ezme, ezilme ilişkisinin, sömürünün, rekabetin olmadığı bir yaşam gerçektir ve bu yaşamı, kendine ve emeğine yabancılaşmayan, hayatı üreten, ilerleten, müdahale edebilen ve gericiliğe karşı amansız bir savaş yürütebilen özne bireyler oluşturur. Görünürde yaşam ve devrimci savaş birbirine karşı gibi durur ama aslında birbirini bütünleyen iki kavramdır. Devrimci savaş kendi içinde iktidar, şiddet, hiyerarşi gibi gerçek yaşamda varolamayacak kavramlar barındırır. Özgürlük Güçleri verdiği savaşın tüm savaşları sonlandıracak devrimci savaş olduğu bilincinde olmalıdır. Yani devrimci savaş aslında savaşla da savaşmaktır. Bu yüzden kendi içimizde de savaşın dayattığı gerçeklerle savaşmalıyız. Her Özgürlük Gücü savaşçısı bu bütünlüğü iyi kavramalı, devrimci savaşın yaşam için yaşamında devrimci savaş için olduğu gerçekliğini içselleştirmelidir. Her daim bu durumun farkında olmalı ama aynı zamanda da savaş gerçekliğiyle yaşamalıdır.
Bu ince yolda ilerleyebilmek için, sınıflı toplumların var olmasıyla beraber ayaklarımıza takılan prangalardan kurtulmamız gerekir. Bunların başında özel mülkiyet gelir. Bütün karanlıkların kaynağı olan özel mülkiyetçilik parçalanıp yıkılmalı yerine ortak mülkiyet inşaa edilmelidir. Metalara kullanım değerinin dışında değer biçilmemeli, herkese ihtiyacı doğrultusunda yettiği kadar ilkesi benimsenmelidir. İktidarla, iktidarcılıkla savaşmalı, devrimle alacağımız iktidarın, iktidar olmayan iktidar (tüm iktidarları yok edecek iktidar) biçimi derinleştirilmelidir. Sınıflar, sınıflaşmalar, üsttencilik yok edilmeli eşitlik, özgürlük, adalet karakterimizde vücut bulmalıdır.
Kazanmamız gereken bu özellikler verimli bir toprağa ekilmiş tohumlar gibidir. Karanlığı ve gericiliği yıkmak için toprağa ekilen tohum yetmeyecektir. Toprağın sulanması, gübrelenmesi ve ekin verip vermediği denetlenmelidir. Bu da kendimizle sürekli hesaplaştığımız, kendimizde gerçeği yaşadığımız, hiçbir çıkar gözetmeden yapacağımız yaşamsal pratiklerle mümkündür. Bunları yapmamak tohumların çürümesine yol açar. Komünarlar bu çürümeye karşı keyfiyetçi bir yaklaşım gösteremezler. Bu yaklaşımın, kendisine ve işçi sınıfına ihanet, düşmana hizmet etmek olduğu bilinmelidir. Keyfiyetçiliğe karşı partinin işleyişi ve verilen talimatlar harfi harfine uygulanmalıdır. Parti işleyişinde bürokrasiyi yüceltmemek, bürokratik zihniyetten uzaklaşmak bunun yerine üretimci zihniyeti esas almak gereklidir. Bunları gerçekleştirebilmenin en önemli yolu sürekli öğrenimdir. Komünarlar günün yirmidört saatini parti stratejisini iyi kavramaya ve bunu, esas aldığı devrimci kültürle hayata geçirmeye vermelidir. Devrimci kültürün olmadığı yerler karanlığın doldurabileceği boşluklardır. Bu karanlık özelliklerin bazılarını da şöyle tanımlayabiliriz.

a) Gösterişçilik tam anlamıyla bir küçük burjuva hastalığıdır. Bu kişi kendini olmadığı biriymiş gibi gösterir, kendini aşağıda görürken üstünlük taslar. Olup olmadık yerlerde kendini övmeyi, başarılarını anlatmayı sever fakat hatalarını, eksikliklerini ustaca örtbas etmeye çalışır. Bir zayıflık göstergesidir. Kendisine, işçi sınıfına ve halklara güvensizdir.

b) Adaletsiz, eşitsiz yaklaşımlar gösteren kişi insanlarla çıkar ilişkisi kurar, insanlara değer vermez. Bu karanlık özelliğe sahip kişi insanlar arasındaki sorunları deşer, bu sorunları kendi menfaati için kullanır. Bunların toplamında bir bağımlılık ilişkisi yaratır. Kendisiyle yüzleşmekten kaçar, kendisinin adaletsizliğini özel bireyci, gerici ve devrimci örgütten gizli ilişkiler kurarak örtmeye çalışır. En başta kendisini sonra da müptezel ilişkiler kurduğu çevresini tutsaklaştırır.

c) İnsan düşünerek ve düşündüğünü hayata geçirerek toplumsallaşmıştır. Düşünceye değer vermeyen insana, topluma değer vermiyor demektir. Devrimci ideolojiye değer vermeyip yüzeysel yaklaşan kişi aslında burada bir boşluk yaratıp kendi karanlığını yaymaya çalışıyordur. Kendisiyle hesaplaşmaktan korkan bu kişi adeta ruhunu karanlığa teslim ediyordur.

d) Kendi gibi düşünmeyene kendini dayatan kişi bunu her zaman açık bir şekilde yapmaz. Kendince çeşitli kurnazlıklarla bu karanlığını yaymaya çalışır. Bu kişi iktidarcıdır, adalet ve eşitlik ilkelerinden yoksundur. Kendi gibi düşünene farklı, düşünmeyene farklı hatta nötr (etkisiz) kalana da farklı davranış gösterir ve tavır alır.

e) İnsanların gerici yönlerine müdahale etmeyip yol veren kişi bu insanlarla bir menfaat ilişkisi kurmayı hedefler. Hem kendi gerici yönlerinin görmezden gelinmesini hem de bağımlılık ilişkisi kurduğu bu insanları kolayca yönetmeyi amaçlar.

f) İnsanlarla eşit ilişki kurmayıp onları kategorilere ayıran kişi kendine güvensizdir. Kendi eksikliğini bu yöntemle olandan daha az göstermeyi amaçlar. Çeşitli maddi şeylerle insanların gözlerini boyamaya çalışır. Sözde sevgi ve saygı ilişkisiyle kurduğu bu hayat küçük bir yalan dünyadan başka birşey değildir. Kurduğu ilişkiler bütünü doğal olmayan göstermelik duygular toplamıdır.

g) Normalde vermesi gereken emeğe başka anlamlar yükleyip yücelten kişi sadakati de küçük burjuva pisliğinde yüzdürerek sadakate kendi anlamı dışında bağımlılık, müptezellik özelliklerini katmaya çalışır. Bunun sonucunda ”sana o kadar emek harcadım”, ”bende, bizde emeği var” gibi söylemlerle bu karanlık ilişkilerini yaymayı amaçlar. Vicdan yaratmaya çalışır bazen de bunu diğer özellikler gibi açıktan yapmaz kendince yöntemlerle uygulamaya çalışır.

Bu karanlıkla mücadelede parti esas alınmalı. Partinin işleyişi ve verilen görevler derinleştirilmeli gelebilecek sızmalara karşı acımasız bir keskinliğe sahip olunmalıdır. En başta ölümsüzlerimizle, bedel ödeyenlerimizle yaratılan bu maneviyat yoğunlaştırılmalı, özgürlük yolunda ilerleyişimizin önündeki tüm engeller birbir aşılmalıdır. Komünarlar bu enerjiyi, devrimci ruhu ilmek ilmek örmeli ve karanlığa boşluk tanımamalıdırlar. Önderlik tüm özgürlük güçlerinin ortak devrimci ruhudur. Bu ortak ruh dün olduğu gibi düşmanlarımızı bugünde ezecektir:
“Gerçekçi olunmalı! Gerici burjuva ideolojisi, mücadele sürecinde örgütlenme büyüdükçe farklı biçimlerde tekrar tekrar hortlayacaktır. Fakat hortlak sadece onun gerçek karşısındaki zayıf duruşunun etkisine kapılanı korkutabilir”

Hiçbir yerdeyken her yerdeyiz
AKP-IŞİD faşizmini ezeceğiz
Saraylarınızı başınıza yıkacağız