3 soru, 3 cevapla son süreç

Bu hafta Erkan Baş, Çağlar Demirel, Sibel Uzun ve Ufuk Göllü’ye 15 Temmuz sonrası süreçle ilgili 3 soru sorduk, 3 cevap aldık

27 Temmuz 2016 Çarşamba, 15:39

Erkan Baş

Son yaşanılan darbe girişimini nasıl okumak gerekir?

Öncelikle şunu söylemek gerekir, ortada ciddi bir darbe girişimi var. Tiyatro falan diye geçiştirilecek bir şey yok. En kısa biçimde söyleyecek olursak, devlet siyasetindeki gerginliğin, kavganın, uzun süredir devam eden çatışmanın artık silahlı boyuta vardığı, bir tarafın silah kullanarak diğer tarafı tasviye etmeye çabaladığını söylemek gerekiyor. Zaten Türkiye’deki bütün ilerici-devrimci güçler de 15 Temmuz akşamı itibariyle bu halka yaslanmayan darbe girişiminin karşısında durdular. Ama bence artık daha önemli bir tablo var. Biraz farklı bir bakış açısıyla bakıp ‘Tayyip Erdo- ğan darbe yaptığında memlekette ne olurdu’ diye sorduğunuzda aşağı yukarı bugün yaşadığımız şeyleri yaşıyor olurduk. Dolayısıyla bizim açımızdan mesele sadece bir askeri darbe girişimi değil, aynı zamanda bunun arkasından AKP-Saray merkezli bir karşı darbe durumunun hayata geçmesi. O yüzden içinde bulunduğumuz günlerde Türkiye’nin devrimci güçlerinin sadece bir darbe karşıtlığı, demokrasi havareliği eksenindeki bir hatta değil, belki de bunun çok daha kapsamlısı biçiminde AKP-Saray iktidarının emekçiler, yoksullar, halklar üzerindeki kendi gerici-baskıcı politikalarına karşı bir direniş hattı olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Şu anda esas olarak yoğunlaşılması gereken başlık bu. AKP-Saray diktatörlüğünün kurumsallaşmasına, güçlenmesine giden süreci nasıl engelleriz, nasıl durdururuz sorusu önümüzdeki temel soru.

Darbe girişimi durduruldu, AKP’nin operasyonlar ve bunu derinleştirme eğilimi devam ediyor. Bu Çarşamba MGK ve Bakanlar Kurulu toplantısından sonra AKP ve Erdoğan önemli kararlar açıklanacağını duyurdu. AKP nereye varmak istiyor?

AKP’yi 15 yıllık iktidarı boyunca tam boy gerici bir iktidar olmasıyla, dolayısıyla Türkiye’deki bütün ilerici değerlere düşmanlığıyla tanıyoruz. AKP, emperyalizme tam boy hizmet içerisinde bir iktidar. Patronların, para babalarının, sermayenin iktidarı. Ve bunların bir özelliği olarak da Türkiye’deki emekçilere, yoksullara, halklara dö- nük bir düşmanlık üzerine kendisini kurmuş durumda. Bir düşman hukuğu uyguluyor baktığımızda. Sanıyorum bu darbe girişimini vesile ederek o düşman hukuğunu olabilecek en geniş biçimde uygulamaya dair bir arayış içerisinde. Daha kararlar açıklanmadı ama en azından buna zemin oluşturacak kararlar olduğunu düşünüyorum. Bence en önemli tarafı bu. AKP-Saray iktidarı Tayyip Erdoğan ağzıyla darbe akşamı meseleyi ‘tanrının bir lütfu’ olarak değerlendirdi. Ve şu anda tanrının kendilerine verdiği bu lütfu, iktidarlığını kuvvetlendirmek doğrultusunda en etkin biçimde kullanmaya çalışıyorlar. Bizim görebildiğimiz kadarıyla tablo bu… Zaten özellikle bu noktanın altını çizelim, sokaklara öyle bir demokrasi bayramı estiği falan yok. Sokaklara çıkan güçlerin Türkiye’de karşı devrimin en militan, en aktif unsurları olduğunu biliyoruz. İstisnalar olabilir tabii, gerçekten iyi niyetli demokrasi yanlısı ve darbe karşıtı bir hisle sokağa çıkan kitleler olabilir. Ama ben bunların çok azınlıkta olduğunu düşünüyorum. Nereden bu sonuca varıyorum; Alevi mahallelerine, yoksul mahallelere, Kürt mahallelerine dönük saldırılarla kendisini ortaya koyuyor. İkincisi, bizim hep faşist ve gerici eylemlerde, saldırılarda duyduğumuz tekbir sesleriyle, IŞİD zihniyetiyle, bozkurt işaretiyle ile kendisini ortaya koyuyor. AKP toplumun üzerinde kurduğu bu baskıyla iktidarını güçlendirmeye çalışı- yor. Devlet içerisindeki o yarılmada kendi cephesini en güçlü biçimde kontrol etmeye çalışıyor.

AKP’liler, cihadistler sokakta, darbe girişimi bitmesine rağmen, AKP kitleleri sokağa çağırıyor. Bu kitleler alevi mahallelerine saldırıyor, sol ise beklemede. Solun bu sessizliği doğru mu? Sol bu süreci ve önümüzdeki dönemi nasıl okuyor. Nasıl bir örgütlenme çalışması içerisine girmek gerekiyor?

Bu kesinlikle önemli bir konu. Şimdi, şöyle bir yanlışa düşmememiz lazım; solda genel olarak ‘ne darbe, ne dikta’ gibi bir atmosfer oluşturuldu. Solun ortalama tavrı şu anda bu. Bu, bence iki açıdan yanlış bir slogan. Birincisi; sol, hiç bir zaman kendisini izleyici konuma yerleştirmemeli. Ne o ne bu demek, ben bununla ilgilenmiyorum demektir. Örneğin iki karşı devrimci uca eşit bir biçimde mesafe alacaksak ‘darbeye, şeriata geçit yok’ , ‘darbeye, diktaya geçit yok’ gibi solun kendisini özneleştiren bir pozisyonda olması gerekiyor. Şu an burada değiliz. Kendimizi bir özne olarak yerleştirmemişiz. İkincisi; 16 Temmuz sabahı itibariyle, darbe bastırıldığı andan itibaren bizim açımızdan daha tehlikeli bir yeni darbe süreci devreye girmiştir ve aslında söylediğimiz bu sokakları bir biçimde tutmaya çalışan kitlenin esas misyonu bu. Tayyip Erdoğan iktidarını kuvvetlendirmeye dönük bir mobilizasyon uygulandığını söyleyebiliriz. Sol buna karşı aktif bir pozisyon alma durumundadır. Net söyleyeyim, sokaklarımızı ‘Allahuekber’ seslerinden, tekbir seslerinden, şeriat özlemcilerinden geri almaya dönük bir hamle gerçekleştirmemiz gerekiyor. Bunun için bence başlangıç noktası şu; karşı karşıya olduğumuz durumu iyi tarif etmemiz lazım. Bir darbe girişiminden, şeriatçı bir ayaklanmaya doğru giden bir süreç ile karşı karşıyayız. O yüzden buna karşı aktif bir pozisyon almanın yollarını aramak gerekiyor. Zaten buna dair çeşitli arayışlar var. Sanıyorum Türkiye’nin bu noktaya gelmesinde dair de solun bir bütün olarak özeleştiri vermesi gerekiyor. Memlekette iki tane karşı devrimci, gerici, şeriatçı güç birbirine girmiş durumda. Sol ise maalesef kabul etmek gerekir ki bu durumun izleyicisi olarak duruyor. Dolayısıyla geçmişe dönük eksiklerimizi kapatacak çok hızlı adımlar atmamız gerekiyor. Net bir pozisyon almak gerekiyor. Dar, sadece kendimizi düşünen bir yerden, teker teker devrimci, sosyalist örgütlerin net olması da yetmez, solun birleşik bir güç olarak örgütlenmesi gerekiyor. Bence en önemli sonuçlardan birisi şu, biz yıllardır AKP’yi düzen içi bir muhalefet algısıyla, düzen içi mücadele biçimiyle yenemeyiz diyorduk. Buradan bu bir kez daha ortaya çıktı. Eğer bu AKP-Saray iktidarına son vermek istiyorsak yapacağımız şey sadece demokratik bir tutum almak değil, belki daha doğru bir devrimci tutum almayı gerektiriyor. Buna ilişkin hızlıca toparlanma ihtiyacımız var.

 

Çağlar Demirel

Son yaşanılan darbe girişimini nasıl okumak gerekir?

Darbe girişimini şöyle değerlendirebilriz; zaten şimdiye kadar 7 Haziran sonrasında bir sivil darbe yürürlükteydi. Bu sivil darbeyi görmek ve bilmek gerekiyor bugünkü darbe sürecini değerlendirebilmek için. Ve bu 15 Temmuz darbesini gerçekleştirenler de aslında bu sivil darbenin devamı olarak, bir ordunun yapmış olduğu askeri bir darbe olarak değerlendirmek gerekiyor. Aslında bu sivil darbeyi gerçekleş- tirenler de orduyla iç içe, orduya daha fazla yetki vererek, özellikle Kürt illerinde bu darbeyi 7 Haziran sonrası başlattı. Ve bütün Kürdistan’da, özellikle Nusaybin, Cizre, Sur, Şırnak, Yüksekova, İdil gibi bir çok ilimizde Kürtlere karşı ablukalar ve bir soykırım darbesini ger- çekleştirmeye çalışan bir sivil darbe sözkonusuydu. Ve bu sivil darbe yetkileri genelde iktidar, hükumet, saray darbesi olarak nitelendirdiğimiz bu süreci tamamen orduya devretmiş bir şekilde, ortak yürütülen bir süreçti. Ve her şeyi ele geçiren, yetkiyi arttıran, milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldırarak orduya dokunulmazlık getiren, zırh getiren yasalarla birlikte bu süreci daha da güçlendiren bir durum yaratıldı. Yani bunun alt zeminini oluşturan bir sivil darbeden bahsetmek gerekiyor bu bir yıllık süreç içerisinde. Bu sivil darbe içerisinde güçlenen, kendisini hükumet ve sarayın güçlendirdiği bir askeri komuta düzeyindeki insanlar da hem parlamentoya, halkın iradesine ve hükumete bütün Kürdistan’da uyguladığı bir darbe sistemini tüm Türkiye’ye yayan bir zihniyet, bir düşünceyi hayata geçirmek olarak değerlendirebiliriz.

Darbe girişimi durduruldu, AKP’nin operasyonlar ve bunu derinleştirme eğilimi devam ediyor. Bu Çarşamba MGK ve Bakanlar Kurulu toplantısından sonra AKP ve Erdoğan önemli kararlar açıklanacağını duyurdu. AKP nereye varmak istiyor?

Darbe tam anlamıyla durduruldu diyemeyiz. Çünkü bu süreçte bir çok yerde halen operasyonlar yapılıyorsa, hala Kürt illerindeki ablukalar devam ediyorsa, hala bir çok helikopterin ve pilotun ortada olmadığı söyleniyorsa, aslında bu darbenin tamamen sonlandırıldığı- nı söylemek doğru olmaz. İkincisi, aslında darbe içerisinde darbe yapıldığı bir süreçten geçiyoruz. Bu kadar kamu personelinin, rektörün, dekanın, savcının, yargının, ordunun bir bütün olarak tasviyesi, el çektirilmesi, görevden aldırılması, tutuklanması şu anda baktığımızda; bunların hepsi darbeciyse şu ana kadar o zaman devletin içerisinde darbeciler devleti yönetiyordu. Bunu böyle okumak gerekiyor. Hala şu anda bu süreç devam ediyor deniliyor ama el çektirilenler, gö- revden aldırılanlar ya da soruşturma başlatılanların kimler olduğu hakkında hala bir bilgi elimizde yok. AKP hükumeti bu süreci MGK ve Bakanlar Kurulu toplamıyla daha farklı bir noktaya evrilteceğini ifade ediyor. Oysa burada aklı selim düşünmesi gereken hükumetin, tüm ötekileştirmiş olduğu insanlara, siyasete kulak vermesi, bundan sonra demokrasiyi sağlayacak zeminleri oluşturması gerekiyor. Biliyorsunuz, Sayın Öcalan bu süreci yaklaşık 1 yıl önce ifade etmişti. Eğer çözüm ve müzakere süreci biterse, bu ülkeye çok ağır sonuçlar doğurabilecek darbe süreçlerinin gelebilecek olduğunu ifade etmişti. Ve bundan da herkes bir bütün olarak nasibini alacak demişti. Siyaseten bunu çok ciddi okumak gerekiyor. Eğer AKP hükumeti bu süreci atlatabilecekse, bunu darbe içinde darbe yaparak değil, tam tersine bu darbeden sonuçlar çıkartarak, süreci kaostan çıkartıp demokratik bir ortama evirmesi gerekiyor. Başta Kürt sorununun çözümü olmak üzere, Sayın Öcalan üzerindeki tecritin kaldırılması ve bir çözüm ve müzakere sürecinin başlatılması gerekiyor ki bu süreçten kurtulabilsin. Yoksa şu anki MGK ve Bakanlar Kurulu kararları alınarak, muhalefeti dinlemeden, oralarda alacakları kararlarla bu ülkeyi sadece daha fazla kaosa götüreceklerini düşünüyoruz. Söylemlerinde de bu şekilde kendilerini gösteriyorlar diyebiliriz.

AKP’liler, cihadistler sokakta, darbe girişimi bitmesine rağmen, AKP kitleleri sokağa çağırıyor. Bu kitleler alevi mahallelerine saldırıyor, sol ise beklemede. Solun bu sessizliği doğru mu? Sol bu süreci ve önümüzdeki dönemi nasıl okuyor. Nasıl bir örgütlenme çalışması içerisine girmek gerekiyor?

Aslında ilk geceden beri sokağa çıkan kitlenin tamamen militarist, çeteci güçlerden, özel harekatçılardan oluştuğunu söyleyebiliriz. Yani sokağa çıkan halkın kendi iradesi ve halkın kendisi değildir. Tabii ki sokakta demokratik mücadeleyle, sokağı demokratik ortamlara çevirmek isteyenler vardır, bunu net olarak ifade edebiliriz. Ancak bugün sokağa dökülen insanların Alevilere, Kürtlere, kadınlara ve kendisi gibi düşünmeyenlere yönelik büyük bir saldırı içerisinde olduğunu söyleyebiliriz. Bu halkı sokağa dökme çağrısıyla da aslında halkın değil, sokaklara dökülen devlet içerisinde yapılanmış çetelerin, IŞİD çetelerinin bir terör ortamı yarattığını da görmek lazım. Sol camianın, demokrasi – özgürlük talebi olan herkesin, Türkiye’nin neresinde olursa olsun sokakta taleplerini dile getiren bir yaklaşımı var. Oysa AKP hükumeti ve devletin sokağı Kürtlere, Alevilere, sol sosyalistlere, devrimcilere kapattığını çok net olarak biliyoruz. Fakat kendi camiasını, kendi gibi düşünenleri ya da kendi alanını, sokağa davet eden bir çelişki ile karşı karşıyayız. Örneğin Taksim’i, herkese kapatan bir anlayış ve zihniyet, bugün kendi çetelerine, Taksim’i açmaya çalışan bir yaklaşım içerisinde. Kendisi için düşündüğünü bir başkasına yasaklayan anlayışı asla kabul etmeyece- ğiz. Bu anlayışı zaten son süreçte Kürdistan’da çok net bir biçimiyle gördük. İnsanların aylardır evlerine gitmesine müsaade edilmeyen bir yerde, evleri yıkılan halka, sokağa çıkma yasağı olan bölgelere, insanlarına mesaj göndererek ‘sokağa çıkın, sokağa akın’ ifadeleri kullanılıyor. Örnek vereyim, darbenin gerçekleştiği gün Silvan’dan dönü- yorduk. Ve Silvan’ın 13 köyünde sokağa çıkma yasağı vardı. Biz Diyarbakır’a ulaştığımızda Silvan’daki vatandaşlar bizi aradı, ‘sokağa çıkma yasağı altındayız, fakat bize sokağa çıkın diye mesajlar geliyor, bu nasıl bir çelişki’ diye. Bunu bile okumak aslında çok önemli. Biz sol, sosyalist, devrimci kesimlerin ve bütün halkların, daha demokratik taleplerini dile getirmek üzere sokağa çıkmaları gerektiğini düşünüyorum. Ama bir provokasyon açısından değil, sadece özgürce düşüncelerini ifade edecek bir alanda taleplerini dile getirmeleri gerektiğini düşünüyorum. Sokağı böyle değerlendirmek lazım. Bugün için ayrıca bir örnek vermek istiyorum. Bugün 20 Temmuz. Suruç’taki katliamın birinci yılındayız. Ve bugün Türkiye’nin her yerinde halkı sokağa davet eden yetkililer, Suruç’taki anmayı yasaklıyor. Ailelerin, sivil toplum örgütlerinin, milletvekillerinin orada yapılan korkunç katliamı lanetlemesini bile çok gören bir anlayışla karşı karşı- yayız. Suruç katliamında yaşamını yitirenleri bir kez daha buradan anarak ifade etmek istiyorum. Alanları kendinden olmayanlara daraltan bu zihniyeti barındırıyorlar ve bu darbenin aslında ta kendisidir. Darbe sadece askeri bir olgu değildir, aynı zamanda siyasi darbelerin de gerçekleştiğini bilmek gerekiyor. Biz daha dün parlamentoda Kürt’lere, sosyalistlere yapılan katliamları anlattığımızda askerin asla katliam yapmayacağını söyleyerek bize saldırdıklarını çok net olarak hatırlıyoruz. Oysa geldiğimiz sürece baktığımızda, söylediklerimizin hepsinin gerçekleştiğini görmekteyiz. Dün Kürdistan’da katliam yapanlar bugün İstanbul’da, Ankara’da aynısını yapıyorlar. Buradan hükumetin ders çıkarması gerekirken, bırakın ders çıkartmayı, ötekileştirdiklerini daha çok karşısına aldığı bir süreç başlatmış durumda. O yüzden bu darbe sürecini bir bütün okumak gerekiyor. Sivil darbenin de askeri darbenin de tarafında değiliz. Bu durum ancak demokratik süreçlerle aşılabilir.

 

Sibel Uzun

Son yaşanılan Darbe girişimini nasıl okumak gerekir?

Yaşanan darbe sürecini demokratik işleyiş açısından kabul edilemez buluyoruz. Tamamına eren bir darbe olsaydı bir başka korkunç süreç yaşatılacaktı. Tüm veriler AKP’nin bu darbe sürecine yol verdiğini gösteriyor. Darbe yapan komutanların Sur’u Cizre’yi yıkanlar Kürt Halkı’na zulmetmekten ödül alanlar aldığını görüyoruz. Bu sürece getirenin yani esas sorumlunun AKP ve Recep Tayyip Erdoğan olduğunu her seferinde her yerde söylemeliyiz. Açık ki AKP’nin dış siyaset yüzünden düşen süngüsü- nün darbe ile yeniden canlandığı- nı gördük. İdamı ve silahlanmayı ortaya atarak içindeki canavarı ortaya çıkardı. Cehalete övgüyü, kadın düşmanlığını alenen sokaklara taşıdılar. 7 Haziran’dan beri süren bu karanlık nedeniyle bir grup askerin darbe yapacak kadar gözünü karartmasına vardırılmıştır. Seçim yok sayılarak koca bir sivil darbeye imza atıldı. O gün bugündür onlarca darbe yaptılar, ülke kan ve karanlıktan gözünü açamaz hale geldi. Etnik kıyımları planladılar ve uyguladılar. Maraş’ta Alevi toplumunun yaşadığı yerlere cihatçıları yerleştirerek mezhep temelli çatış- mayı planladılar. Kilis’e yağan bombaların yegane sebebi AKP oldular. Tüm bu tablo nedeni ile onlarca darbe yapan 15 Temmuz öncesi ve sonrasında kaosu büyüten AKP ve Erdoğan’ın esas düşmanımız olduğu akıldan asla çıkarılmamalıdır.

Darbe girişimi durduruldu, AKP’nin operasyonlar ve bunu derinleştirme eğilimi devam ediyor. Bu Çarşamba MGK ve Bakanlar Kurulu toplantısından sonra AKP ve Erdoğan önemli kararlar açıklanacağını duyurdu. AKP nereye varmak istiyor?

AKP her yerde başkomutan dediği Erdoğan’ın aslında halifeliğini ilan etmek istiyor. Laiklikten, çoğulculuktan nefret ediyorlar ve ilk buldukları fırsatta kaldırmak istiyorlar. Emekçilere halklara kapattıkları tüm meydanları linçci güruhlara açarak Erdoğan’ın konuşmalarının sürekli yayınlandığı Hitler’in yarattığı tipte bir atmosferi yarattılar. Devletin tüm kademelerinden tasfiyeler çıkarmalar her gün artıyor. Bu gözü dönmüşlük önceki etapta olduğu gibi gelip yine kendisini vuracaktır. Bu süreç gittikçe gaddarlaşan AKP’nin gittikçe içini ve çevresini boşaltacaktır. Bu noktada mutlak surette toplumun önüne diri ve doğru bir muhalefet siyasetini, sözünü ve direniş çizgisini biz koymalıyız. İdamı ortaya atan AKP’ye genel anlamda, dünya çapında tepki artacaktır. 15 Temmuz öncesinde dış siyasette yenilmiş olan AKP’nin içeride daha da saldırganlaştığını görebiliyorduk. Bir yerde Erdoğan iç savaşla ilgili soruya “çıkarsa çıksın ezer geçeriz” demiştir. Şimdi de Gezi’nin öcünü almak için Topçu Kışlası’nı ortaya atıyor, o kadar acelesi var ki bu gerilimde bile bunu derhal ortaya atıyor. Bir an önce iç savaş çıksın, toplum gözünü açamasın istiyor. Yargılanmamak ve istediği rejim değişimini yapmak için sürekli kaosa ihtiyaçları var. Darbeye varan süreçte de zaten itiraf ettiler “Allah’ın lütfu” gördüklerini söylediler.

AKP’liler, cihadistler sokakta, darbe girişimi bitmesine rağmen, AKP kitleleri sokağa çağırıyor. Bu kitleler alevi mahallelerine saldırıyor, sol ise beklemede. Solun bu sessizliği doğru mu? Sol bu süreci ve önümüzdeki dönemi nasıl okuyor. Nasıl bir örgütlenme çalışması içerisine girmek gerekiyor?

Kendimize Gezi, 7 Haziran siyaset yapma biçimini örnek almaktan başka bir çaremiz yoktur. Muhalefet Sur ve Cizre’de yaşananlarla bağ kurmadan, kendini sorumlu görmeden ilerleyemez bunu CHP veya her sol siyaset kabul etmek durumundadır. Başta HDP ve CHP ile yaratı- lan birlik zemini Gezi’deki kapsayı- cılık ve demokrasi ile bizzat AKP’yi karşısına alacak doğru bir yolda yürürse bugünleri muhalefet olarak dediğiniz gibi karşılamayacaktık. Çok önemli momentleri bunu görmezlikten gelerek kaçırdık. Bu saatten sonra önümüze koyabiliriz. Sol AKP ve Erdoğan karşıtı muhalefeti doğru bir söz ile bir birlik zemininde bir araya getirmekle mükelleftir. Geç bile kalmıştır, her seferinde iktidarı karşısına almak dururken bir yerel hatırlatmayı ortaya atan sol doğal olarak koca bir toplumu ilgilendiren kritik zamanlarda sokağı örgütleyen konumda da olamamaktadır. Solun anlaması ve kabul etmesi gerekiyor ki kimlik, kültür, parçacı anlayış her dönemde her durumda toplumdan daha uza- ğa götürmektedir. Şimdi de darbe sonrasında daha da derlenen yekpare hale gelen saray gaddarlığına karşı siyaset üretmeliyiz ki tablo değişsin. Bu siyasetin sözünü üretmeliyiz, birlik içerisinde bu sözün yekpare gücünü yaratmalıyız.

 

Ufuk Göllü

Son yaşanılan Darbe girişimini nasıl okumak gerekir?

Son yaşanan Darbe girişimi Türkiye Cumhuriyeti Devleti içerisindeki karşıt güçler arasında ki çatışmanın geldiği boyutun ifadesidir. 15 Temmuz tarihine Fetullah Gülen Cemaatinin ordu içerisinde ki örgütlenmesinin bir darbe girişimine kalkıştığı görülüyor. Tanklar köprüleri ve hava alanlarını işgal ediyor, uçaklar TBMM ve çeşitli devlet binalarını bombalıyor ve helikopterler insanları hedef alıyor. Kendisini “Yurtta Sulh Komitesi” olarak adlandıran grup açıkladı- ğı bildiri de ABD’ye ve NATO’ya bağlılığını açıkladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Marmaris’te kaldığı Otele saldırı düzenleniyor. Her şeyden önce yaşanan bir tezgah değildir. Açık çeşit bir darbe girişimi olmuş ancak darbeciler son dakika da emperyalist güçlerden ve TSK içerisinden belirli çevrelerden bekledikleri desteği bulamadıkları için başarısız olmuşlardır. Askeri Darbeler esasen Burjuva sınıfının çıkarlarını doğrultusunda ulusal ve uluslararası güçlerin planladığı kalkışmalardır. Gerçekle- şen darbenin ABD yanlısı bir cunta arayışı olduğunu görmek gerekmektedir. Mevcut darbe girişimi İşçi sınıfı ve ezilenlerin çıkarına olmayan tamamen egemenlerin çı- karları doğrultusunda gerçekleşen bir eylemdir. AKP iktidarı da 7 Haziran seçimleri sonrasında fiilen yönetimi el koyarak 1 Kasım’da göstermelik bir seçim yapıp yeniden tek başına iktidar olmuştur. 7 Haziran’dan 1 Kasım’a giden süreç Suruç ve Ankara katliamlarıyla örülmüştür. Kürt halkına topyekün savaş ilan edilmiş ve bütün demokrasi güçlerinin tasfiyesi yoluna gidilmiştir. Emekten, demokrasiden ve özgürlükten yana olan bütün kesimler rejim tarafından hedef alınıyor. Rejim adım adım bir faşizme doğru ilerlemekteydi. AKP IŞİD ittifakı şeklinde cisimleşen faşizm politikaları işçi sınıfı ve ezilenlere düşmandır.

Darbe girişimi durduruldu, AKP’nin operasyonlar ve bunu derinleştirme eğilimi devam ediyor. Bu Çarşamba MGK ve Bakanlar Kurulu toplantısından sonra AKP ve Erdoğan önemli kararlar açıklanacağını duyurdu. AKP nereye varmak istiyor?

MGK ve Bakanlar Kurulu toplantısından 3 ay süreyle OHAL ilanı kararı çıktı. AKP iktidarı Askeri Darbeyi püskürttükten sonra Faş- zimi kurumsallaştırma konusunda önemli bir adım attı. Kürdistan’da yıllardır açık ve gizli bir şekilde devam eden OHAL uygulaması bütün ülkeye yayılmış oldu. AKP darbe girişimine karşı etkili bir direniş ördü bura da Erdoğan’ın kararlı duruşu, AKP’nin sokakta ki kitle desteği, polisin hazırlığı ve Ergenekon –Balyoz davalarında Cemaat tarafından tasfiye edilmeye çalışılan kesimlerin hükümete verdiği destek önemli faktörlerdir. Özellikle polis ciddi bir faktör olmuş zıhrı araçları ve ağır silahlarıyla darbenin püskürtülmesinde rol almıştır. AKP iktidarı Demokrasi şöleni adı altında tek adam diktatörlüğü ve başkanlık sistemine giden süreci hızlandırmaktadır. Erdoğan açısından öldürmeyen saldırı büyütür yaklaşımı ile geleceğe dönük önemli hamleler yapılmaktadır.

AKP’liler, cihadistler sokakta, darbe girişimi bitmesine rağmen, AKP kitleleri sokağa çağırıyor. Bu kitleler alevi mahallelerine saldırıyor, sol ise beklemede. Solun bu sessizliği doğru mu? Sol bu süreci ve önümüzdeki dönemi nasıl okuyor. Nasıl bir örgütlenme çalışması içerisine girmek gerekiyor?

Her şeyden önce devrimci hareket tarih boyunca askeri darbelerin karşısında tutum almış ve askeri darbeler karşısında en büyük bedelleri ödeyen kesim olmuştur. İşçi sınıfı ve ezilenler askeri darbeler karşısında dar ağaçlarında ve zindanlarda büyük bedeller ödemiştir. Özel olarak Fetullah Gülen Cemaati de paralel bir yapı kurarak emniyet ve yargı içinde ki güçleriyle devrimci siyasete dönük kapsamlı komplolar düzenlemiştir. 2011 tarihinde gerçekleşen Devrimci Karargah davası sırasında o dönem ki SDP ciddi bir kumpasla karşı karşıya kalmıştır. Dolaysıyla Türkiye siyaseti içerisinde uzun süre AKP ile kol kola olan Cemaat yapılanması saldırılarını ağırlıklı olarak devrimci, demokrat ve yurtsever kesimlere yöneltmiştir. Süreç içerisinde Erdoğan ve AKP ile Fetullah Gülen ekibi arasında ciddi çatışmalar yaşanmış darbe girişimine kadar giden karşılıklı hamleler pratiğe dönüşmüştür. AKP Darbe girişimi akşamından itibaren sokağa çağırdığı kitlesiyle birlikte ülke genelinde sokak hâkimiyetini sağladı. Sokaklarda şeriat çağrısı IŞİD benzeri yöntemlerle askerlerin kafasının kesilmesi, camilerde sürekli okunan Selalarla birlikte sokakta AKP-IŞİD ittifakı rol almaya başladı. AKP’nin çağrısı ile sokaklara çıkan şeriat yanlışı kitleler özellikle Alevilerin yoğun olarak yaşadığı mahallelere dönük saldırılara yö- neldi. Burada aslında sokağa hakim olma faşizmi kurumsallaştırma hamlesi var. Sol ise bir süre bekle gör taktiği içinde oldu. Daha çok meseleyi anlamaya çalıştı. Bu konuda kendi cephemizden sokakta olup Askeri Darbe’ye de Saray darbesine de karşı duran bir hat örme girişimlerimiz yanıtsız kaldı. Genel olarak solda sokağa çıkmama eğilimi daha baskın bir karakter kazandı. Bu haliyle işçi sınıfı ve ezilenler AKP’nin “demokrasi şöleni” aldatmasına teslim edilmiş oldu. Önümüzde ki dönem açısından herşeyden önce en geniş anti-fa- şist cephesi kurmak ve bu cepheyi büyütmek zorundayız. İşçi sınıfının ve ezilenlerin çıkarına olan faşizme karşı mücadeleyi yükseltmek olacaktır. Bu konuda ciddi bir irade savaşı yaşanacaktır ancak sonunda diz çökmeyenler kazanacaktır. Gün faşizme karşı direnme ve mücadele bayrağını yükseltme günüdür. Şimdi sokak sokak ve fabirka fabrika faşizme karşı direniş ve devrim mücadelesini örgütlemekle görevliyiz.