146’ncı yılında Paris Komünü ve kadınlar

Umut Gazetesi olarak yayınladığımız bu yazı Gazete Şûjin’den alınmıştır

31 Mart 2017 Cuma, 12:33

Direnişlerin ayı olan Mart ayı, aynı zamanda 146 yıl önce süresi kısa etkisi uzun olan La Commune de Paris- Paris Komünü’n de yıldönümü. 18 Mart-28 Mayıs 1871 tarihleri arasında hayat bulmuş bir ‘yerel yönetim’di. Komün, Fransızların yenilgisiyle sonuçlanan Fransız-Prusya Savaşı’nın ardından Paris’teki tüm devrimci eğilimlerin katıldığı sivil bir ayaklanmayla kuruldu. Bu bir sivil itaâtsizlikti, özyönetim deneyimiydi. 1870 yılında III. Napolyon tarafından başlatılan savaş, Fransızlar için bir felakete döndü ve Kasım ayıyla birlikte Paris kuşatma altına girdi. İlerleyen yıllar boyunca başkentte zenginler ve yoksullar arasındaki uçurum genişlemişti.

Tarih sayfalarında önemli bir deneyim olan 146. yılında Paris Komünü’ne bir de kadın gözüyle bakalım.

Paris’i ateşe veren kadınlar

72 gün süren Paris Komünü’nde başlangıçta kadınlar sürekli geri tutulmaya çalışılmış, kadınların erkekler gibi sokaklarda savaşamayacakları düşünülmüştü. Parisli kadınlarla birlikte, silahlı kadın taburunun komutanı Louise Michel, bu durumu tarihe ve devrime iz bırakarak tersine çevirmişti. Devrimin Parisli kadınları, 8 Mart 1871’de 6 bin askerin arasına karışarak, silahlarını zorla ele geçirip birliği bozguna uğrattı. Yolları darmadağın eden kadınlar, askerleri püskürtmek için vücutlarını barikat olarak kullandılar. Onlar her yerdeydiler. Paris’i ateşe veren Les Pétroleuses kadınlarıyla birlikte barikatlarda bağırıyorlardı: “Bu kadar yeter! Kadınlar yılmayacaklar!”

Mahallelerde kadın taburları

Şehrin kendi seçtiği Komünle kendi kendini yönetiyor olması gerektiği fikri birçok Fransız kasabası tarafından büyük bir kabulle karşılandı, ama “zapt edilmesi” zor bulunan halk kitlesinin bu isteği, hükümet tarafından reddedildi. Halkın iradesine saygı göstermeyen, yerel yönetimleri ezmeye çalışan her hükümet gibi… Ancak Prusyalılar Paris’i “barış” koşullarında işgal ettiler. Kuşatmanın kendilerine yaşattığı sıkıntılar nedeniyle birçok Parisli kızgındı, özellikle Prusyalıların kısa bir merasimle şehirlerini kuşatmasına izin verilmesine çok sinirlenmişlerdi. Bu sırada on binlerce Parisli “Ulusal Muhafızlar” adı verilen bir askeri birliğin silahlı üyesiydi ve bunların şehrin savunulmasında önemli katkıları olmuştu. Fakir mahallelerdeki taburlar, kendi subaylarını seçtiler ve Paris’te bulunan topları ele geçirdiler.

Barikatın ardında devrimin öncüsü

Louise Michel, Paule Minck, Anna Jaclard ve Béatrix Excoffon öncülüğündeki “Montmartre’nun Teyyakuz Komitesi” ile Élisabeth Dmitrieff ve Nathalie Lemel öncülüğündeki “Paris’i Koruma ve Yaralıları Tedavi Etme” örgütü, iki kadın örgütüydü. Bu iki kadın örgütü komünde çok büyük rol oynadılar. Komün sırasında büyük bir kadın dergisi yoktu, tartışma ve propaganda yerleri olan kulüplerde toplanıyorlardı. Ve o kadınlar “Paris abluka altında!”, “Paris bombardıman altında! Kendimizi korumaya hazırlanalım!” sloganlarıyla ellerinde silahlarla barikatların arkasında devrimin öncülüğünü yaptı.

Birlik bozan hamle

8 Mart 1871 tarihinde, kadınlar ve çocuklar 6 bin askerin arasına karıştılar. Askerlerin silahlarını zorla ele geçirip birliği bozguna uğrattılar. Yolları darmadağın ettiler. Askerleri, “La Garde Nationale” doğru çekmek için vücutlarını barikat olarak kullanıp, onları dost olmaya çağırdılar. Eski bir askeri kaynak da bu olayı şöyle dile getiriyor: “Kadınlar ve çocuklar askerlerin arasına karışıp, onların silahlarını ele geçirdiler. Bu insanların askerlerimize yaklaşmalarına şaşırmıştık. Kadınlar ve çocuklar ‘insanlara ateş açmayın’ diye bağırıyorlardı.”

Kadınlar taburu

Komün, 2 Nisan itibariyle Versay Ordusu’nun hükümet güçleri tarafından saldırıya uğradı ve şehir bombardımana tutuldu. Hükümet anlaşma yapmaya yanaşmadı. Savunma ve hayatta kalma giderek zorlaştı. Paris’in çalışan kadınları, burada artık hayati bir rol oynuyordu. Ulusal Muhafız Ordusu’ndaydılar ve Montmartre’a giden yolda kilit bir nokta olan Place Blanche’da kahramanca dövüşen bir tabur meydana getirdiler. Komünde başlangıçta kadınlar sürekli geri tutulmaya çalışılmış, kadınların erkekler gibi sokaklarda savaşamayacakları düşünülmüştü. Parisli kadınlarla birlikte, Louise Michel de bu durumu tersine çevirmiş oldu. Paris Komünü’ne hayat veren ve Komün’e kendinden izler bırakan kadınlardan birisi de Louise Michel’di. Kadınlar, Versailles ordusuna karşı Komünü korumak için en önde savaşırken, Louise Michel de kadınlardan oluşan silahlı bir taburu komuta etti. Kadınların komutanı Louise o zamanı şöyle yorumlamıştı: “Onlar her yerdeydiler. Gazetelerin haber merkezlerinde, atölyelerde, kantinlerde, hastanelerde, kulüplerde, ilçe komitelerinde, sendikalarda, ambulanslarda ve barikatlarda. Bu kadar yeter! Kadınlar pes etmeyecekler! Kadınlar yılmayacaklar! Kadınların gücü kazanacak!”

Paris yanıyordu

Paris Komünlerini savunan Fransız aristokrasinin kabûsu Les Pétroleuses kadınların ise, Komünün sonlarına doğru Paris’te bulunan birçok devlet binasını ve özel mülkleri yaktığı söylendi. Şehir, “sadık Versaillais askerleri” tarafından kuşatıldı. İşçi Les Pétroleuses kadınların iş, özel şahsiyetlere ait mülkleri ve kamu binalarını petrol ya da parafin dolu şişelerle yaktıkları söyleniyordu. Zaten birçoğu Komün savaşçıları tarafından ateşe verilmişti. Hükümet yanlısı insanlar ve basın, bu saldırılardan dolayı “Les Pétroleuses kadınlarını” suçladı. Komün yanlısı binlerce kadın yargılanmışsa da, hiçbiri “Les Pétroleuses” olarak ceza almadı.

Komünü destekleyenlerin suçlanacağı duyuruldu. Bazı önemli destekçiler şimdi Komüncüler Duvarı denilen Père Lachaise Mezarlığı’ndaki duvarın önünde vuruldular. Günler boyunca sayısız erkek, kadın ve çocuklardan oluşan komün destekçilerinin oluşturduğu insan seli, askeri kontrol altında Versay’daki hapishane bölgesine acılar içinde yürüdü. Daha sonra yargılandılar; bir kısmı idam edilirken, çoğu ağır çalışma cezasına çarptırıldı; geri kalanlar da Pasifik’teki Fransız adalarına ya uzun süre için ya da ömür boyu sürgüne gönderildiler. Kanlı Hafta boyunca öldürülenlerin tam sayısı asla tespit edilemedi, ancak resmi olmayan rakamlara göre, 30 bin ölü, pek çok yaralı bulunuyordu. Sonradan idam edilenlerle birlikte bu sayı 50 bini buldu. 7 bin kişi ise Yeni Caledonya’ya sürüldü. Hapsedilenler için 1889’da genel af ilan edildi. Paris sonraki beş yıl boyunca sıkıyönetimle idare edildi.

Paris’in işçi ve emekçileri, 18 Mart 1871’de iktidarı ele geçirdiler. Komün, 60 gün iktidarda kaldı. Bu süre zarfından şu değişikleri yaptı: Tüm kuşatma boyunca kiraların hafifletilmesi; Paris pastanelerinde gece işinin kaldırıldı; giyotinin kaldırıldı; etkin görev sırasında öldürülen Ulusal Muhafızların eşlerine olduğu kadar, eğer varsa çocuklarına da aylık bağlandı; evli yada evli olmayan kadınlara bir emekli maaşı bağlandı. İnsanların haklarını savunmak için ölen çocuklar için bir emekli maaşı tanıdılar. Savaş sırasında tüm işçiler aletlerini rehine vermeye zorlandığından şimdi hepsinin karşılıksız iadesi; borçların ertelenmesi ve faizin kaldırılması; reformist ilkelerden önemli bir kopuş olarak, sahipleri tarafından terkedilmiş fabrikaları işçilerin işletmeye devam etmesini sağladılar. Mecburi askerliği sona erdirdiler ve orduyu silah kullanabilen bütün şehirlilerden kurulu “Ulusal Muhafız”la değiştirdiler.